8 Eylül 2016 Perşembe

Sabah Sürüklenmesi

Hava henüz aydınlanmadı bile. Sabahın 06:25'inden boşluğa sesleniyorum şuan. Kafamın içerisini dışarıya dökmek için burdayım.

Az önce pencereden yanık kokusu geldi. Anne olduktan sonra bel ağrısıyla beraber panik fikirlerim arttığı için beni hemen bir düşünce tuttu. Bu yanık kokusu bizi uykumuzda zehirler mi? Napsam, pencereleri mi kapasam? Kalktım ev çocuğununkini odasının baya serin olmasını da fırsat bilip kapadım, bizimkini ev erkeği rahatsız olur diye kapamadım. Sonra abartıp başka bir şey düşündüm. Ya bu kokudan yalnızca biz zehirlenirsek, ev çocuğu tek başına kalıverirse bu evde? Napar mesela, ne kadar süre ağlar, ne kadar süre aç kalır, kaç saat sonra fark edilir evde yalnız olduğu? Sonra bu düşüncelerimin uyku ile uyanıklık arasında duran bölümde kaldığını, hormonlu olduğunu anladım. Sol tarafıma döndüm, başka şeyler düşünmeye karar verdim.

Aklıma ortaokuldan bir görüntü geldi. Bir arkadaşla sabah sırasında şakalaşırken, yere eğilmiş ayakkabılarımın bağcıklarını düzeltiyordum. O sırada biri arkamdan pat diye sırtıma vurdu. Şakalaştığım o arkadaş zannederek 'napoyon yooo seeeoon' diye çınlayarak doğruldum yerden ve sınıfın, hatta okulun en popüler kızı M.'yi gördüm. Ve refleks bir şekilde 'a sen miydin pardon' dedim. O da güldü öküz. Nerdeyse ona bağırdığım için özür dilemediğim kalmıştı.

İşte bu refleks bir şekilde ağzımdan çıkan o söz, yıllardır beni rahatsız etmeye devam ediyor. Bu sözün anlamı çok fazlaydı çünkü.

Kabul görme, onay görme, otorite tarafından çembere dahil edilme, okulda öğretmenlerin bile gözbebeği olan o acımasız kızın hedefi olmama istekleriydi. Kızın babasının mesleğiyle ilgili bir durum vardı galiba, öğretmenlerimiz bile onu ayrı tutardı. Yıllarca gizliden gizliye içimde duran bu yavşakça isteklerimle yüzleşemedim. İşyerlerinde de istifa aşamasına gelene kadar tüm işverenlerime karşı kusursuz saygı içindeydim. Öğretmenin gözüne giremediysem, ipin ucunu erkenden bırakırdım. Arkadaşlarımın ailelerine karşı pür dikkatli, güvenilir imajı sergilerdim. Büyük yaş akrabalarıma, ev erkeğinin ailesine filan da hep bu şekildeydi. Sevgililer hariç. Bi onlarla kendim olabildim bak. Kız arkadaşlarıma bile rahatça 'hayır' diyememekten, derim soyuldu. Çok acaip yıllar sonra bi manitamla lahmacun üzeri çay sigara yaparken, o bana demişti: 'İkimiz benziyoruz. Sende de benim gibi takdir edilme- mükemmellik arzusu var' Uzun süre bu fikre inanıp, içimdeki o isteği mükemmellik çabası sandım. Bu yüzden kendimi mükemmel derecede sempatik bulmuştum.

Sonra başka bir fikir daha türedi. Annem ben ergenliğe girene kadar hep soğuktu. Onu öpmek için bile izin alırdım. Hiç övgü görmezdim. Annemin beni, benim ev çocuğunu sevdiğim gibi sevdiğini hatırlamıyorum. Ergenlikte babamla problemlerim iyice zirveye çıkınca, annem orda aniden değişti. Ve dünyanın en anlayışlı ve şefkatli annesi oldu. Bu bence hiç iyi fikir değildi, geç kalmıştı. Annemin bu halini kullandım o dönemlerde. Yine zararı bana oldu, yani kendi gelişimime. Annem muhtemelen yaşıyla da ilgili olarak bir değişim yaşıyordu anneliğiyle; ancak babamın benimle durmadan tahammülsüz atışmaları çıkış noktasıydı. Bana sahip çıkmaya karar vermişti. (O yüzden ev erkeği ile kurduğum aile, en güzel ailem diye hissettim hep)

Tüm bunlar benim ezik bir şekilde başkalarından sevgi dilenciliği yaptığım sonucuna çıkıyor. Çıkıyordu. Şimdi ise yavşaklık diyorum. Çünkü artık popüler insanlara karşı sürü psikolojisiyle  toleranslı filan olmasam da, gün içinde kendimi bazen toplum ve değerler konusunda saçmalarken enselediğim oluyor.

Yavşaklığın lüzumu yok, kabul edileceksem kendim tarafından edileyim. Böyle biri olmamın alt metnini çözmek psikologların işi fakat, sanırım ben doğru olanı biliyorum. Yavşaklığı bırakmak ve sadece kendinden puan beklemek. Sadece bu kısmına konsantre olsam bile, yıllar sonra uykumda beni rahatsız edecek bir ortaokul anısı olmaz. Olsa olsa sersem bir çocukluk anısı olur.

Ev çocuğu uyandı, ben fırlamaklar.

Kendi olabilen bi abümüz


İlk foto, tumbrl.
İkinci foto, zalımlarcollection1. Special thanks to Jardzy.


7 yorum:

  1. Dur bu kez ciddili yorum yapıcam. Analize boğucam buraları:)) -yapamadı-
    1-arkadan kakıştıran popüler gız örneği: beklemediğin bi insan olduğu için şaşırma refleksi diyorum. Yani popi olmayan ama beklemediğin başka bi insan olsa da "heaa sen miydin ya" tepkisi verilebilir. Bilemeyiz.
    2-büyüklere, arkadaş ailelerine saygı gösterme, seni sevsinler isteme: bu eziqlikten arabesklikten değil bak! Tam tersine düzgün ve makul bir insan olmaktan! Yani zaten olması gereken o. Mesela filmlerde de görürüz; eküri analarına "bayan cıngılbört" denir. Soy isimle hitap edilir, "sir" denir, "efendim" denir. Oldum olası büyüklerle enseye tokat döte parmak konuşan gençleri sevmem. 20 yıllık ark.larımın 1500 kez görüştüğüm analarına bile hala siz derim... Onların seni sevmesi ve onaylaması da; arkadaşınla özgürce takılabilme serbestisi ve güven ilişkisi sağlayacaktır. Gayet yerinde bir adım ;) -yani burada diyorum ki, kişisel bi sevgi ve onay açlığı değil bu, bunu kurduğunda sana sosyal getirileri olacak akıllı bir yatırım-
    3-genel olarak insan ilişkilerindeki sevgi ve onay beklentisi de aynı kapıya çıkıyor. Onlar seni sempatik bulsun ve onaylasın ki; kafan rahat olsun! İlişkilerini sorunsuzca sürdürebil.
    Yani ilişkiler böyle yürüyor; bazen istemesek de hayır dememek, fedakarlık yapmak o ilişkiyi yürütmek istiyorsak gerekli. Ancak bu durum karşı tarafça istismar ediliyor ve enayi yerine koyuluyorsak duracağımız noktayı kestirmek lazım. Onun dışında insanlara kolay kolay hayır demiyor, ihtiyaç anlarında yanlarında oluyor olmak da güzel bir özellik.
    Ben de kendimi böyle tanımlıyorum. Seninle bu özelliğimizi de benzetiyorum. Ha yavşaklıkta ipin ucunu kaçırmıyo muyuz? Bazen evet:) ama olsun o da saçma bi özelliğimiz oluversin, çok da kasmaya gerek yok boşver ;) İnsanların beni sevmesini istiyorum, onların hakkımda düşündüklerine önem veriyorum, güzellikler yapmaya, yardımlara koşmaya çalışıyorum kendimce. (Ha ben elimden gelen sempatikliği, jestleri yapayım buna rağmen yıldızımız barışmadıysa da bir kimseyle çok da şaapmam. Üzülmem, takmam yani) Ama bunu hiç ilgi-sevgi açlığı, onaylanma beklentisi olarak yorumlamadım kendimde.. Sadece bu yapıda olmanın sosyal ilişkilerimi kolaylaştıracağını, tatlişko bi insan olma imtiyazı sağlıyacağını düşünürüm...
    "Canımın istemediği hiçbirşeyi yapmayayım, yaralı parmağa işemeyeyim, dobrayım ayağına millete beğendiğim yerden laf söyleyeyim; beni seven böyle sevsin" tarzı insanları sevmiyorum! Eheuhe
    Benim eyyorlamalarım bunlar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aslında hayatı ben de o şekildeyken seviyorum. hayat da beni o şekilde seviyo. yavşak yani. pozitif titreşimlerde bir hayat için hafiflik, hatta biraz kolay biri olmak.

      düşünüyorum acaba, kendi zaman tünelindeki her halinden memnun olan biri var mıdır? kendi arkasında durabilen. mesela bak sen öyle biri gibisin, kendine hoşgörün var. bendeki hoşgörü eksikliği olabilir.

      şu yukarıdaki maddelerin hepsi doğru. bakış açının sığlaşma seviyesine göre, kendini yoracak kusurlar arayabilir insan. bak sen onu yapmıyorsun, yormuyorsun.

      hep böyle misin?
      şimdi de buna takarım ben. sevgisizlikten böyle oldum- 'her şeyi kafama taktım böhühü' diye sokakta yalınayak koşabilirim hafdhgdfgsa : ))

      az uyudum, galiba ondan.


      Sil
  2. "Ev erkeğiyle kurduğum aile, en güzel ailem" cümlesinden başka bir şey kalmadı bende, o yetti bana :) Sana da o yetsin bence ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet, doğru.
      insan bazen hakkını veremiyo sahip olduklarının.
      neyse ki hayat ayar vermeyi biliyor.

      :))

      Sil
  3. J kalp zalımlarcollection1
    kız içini dökmüş. brava!

    YanıtlaSil
  4. ben bu yazıyı kaçırmışım...ne kadar benziyormuş yaralarımız, belki de oradan anlaşıyoruz, sevgiyle kucakladım <3 <3 <3

    YanıtlaSil
  5. Çok teşekkür ederim yazı için ayrıca siteme ziyaretlerinizi bekliyorum http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/

    YanıtlaSil

Arkadaşıma Mektup: Bebe Büyürken Ben Ne Okudum?

Bebe olaylarında çok yeniysen, hamilelik sana astronotluk kadar yabancıysa, çocuk kitaplarından anladığın sadece Ökkeş serisi ise, o halde,...