2 Ekim 2016 Pazar

Bir Günüm Nasıl Geçti? (2)

UYARI!

Dün gece yazdığım bu yazı aşırı uzun ve boş laf içerir.

***

Ne gün-dü.

Böyle günlerde, yazarak boşalmak -yani rahatlamak- bana iyi geliyor. Çünkü Beyonce'nin arkasında dans etsem, belki anca bu kadar yorulabilirdim. Daha önce de böyle bir fırlak günden seslenmiştim buralara. Şimdi dönüp de ŞUNU OKUMAK bile çok yorucu geliyor. Ancak yazarken iyiydi, tüm gürültü akmıştı kafamdaki. Bugün de benzer bir depolama yaşıyor beynim. O halde gönder gitsin kelimeleri...

'Bugünü de atlattıysam...'


Bu sabah, herkesten önce sinsi gibi uyanıp not defterimi açtım. Oraya şöyle yazdım: 'Yoğun bir koşturma günü'.. Ve günüm başladı. Çünkü yavruoğlan uyandı.

Önce tipik, sabah çişi / kahvaltı / kitap / birtakım rüşvetler ve sokağa çıkma. Bu eylemlerin hiçbiri yazıldığı gibi okunmuyor. Hepsi için ayrı ayrı bekleme- ikna- coşkulu olma sanatı lazım. Valla Bülent Ersoy'un pedikürcüsü olsam belki bu kadar yorulurdum. Sokağa çıktık, biraz takıldık. Sonra ev.

Buraya kadar her şey tatlı bir Cumartesi sabahı. Neşeli sohbetler.

Ev erkeği uyandı, kahvaltı hazırladı. Bizim kahvaltı ve ev çocuğunun tıkınma fasafisoları bitince, son oyunları oynayıp uyumaya gidicez. Plan buydu. Keyfimiz yerindeydi çünkü öğleden sonrası için yapılan planlara sorunsuzca ilerliyorduk. Annem de bize katılacaktı, ona mesaj attım; 'Ev çocuğu 11'de uyur, sen de 11:30 hopla gel' yazdım.

Ev çocuğunun uyku öncesi seçtiği oyun, son birkaç haftadır favorisi olan 'çöp atma' oyunu idi. Tamamen kendi fantezi oyunu. Oyun şöyle oynanıyor. Ebeveynlerden biri çocuğa bir çöp veriyor, çocuk heyecanla mutfağa koşuyor, dolabı açıyor, çöp kovasının kapağını da açıyor, çöpü atıyor, kapakları kapatıp- heyecanla geri geliyor. Bu oyunun içinde başka bir aksiyon, kurgu ya da level yok. Bu kadar. Sadece sen çöp atıcısını yönlendirmeyeceksin. Onun çöpünü asla atmayacaksın. Ona yardım dahi etmeyeceksin, istemiyor. Ben bu kuralı biraz hafife almışım. Uyku saatinin gelip çatması sebebiyle, - e ben de günün planlarına odak olduğumdan- önce bi çiş iknası yapayım, sonra da uykuya gideriz diyordum.

Onu kızdırdım. Öyle bir kızdı ki.. Günlerdir gelmeyen ağlamalı, cırlamalı, eline gelen her şeyi fırlatmalı atar o an geri geldi. Biz bu esnada, onu sakinleştirmeye bile cesaret edemedik. Freddy Krueger'la tanışsam anca bu kadar tırsardım. Bir de sinirinden kendini oradan oraya atıyor. Normalde temkinli atar, bir yerine zarar gelmeyecek mesafe ve konumu seçer. Ama bu kez seçemedi ve güm!! Çeneye alttan çarptı, dişi dilini kıstırdı ve dili yırtıldı. Öyle çok uzun değil, kenarından açıldı dili. Çok kanaması oldu başta, sonra durdu. Maalesef bu sırada, hala kendine dokundurtmuyor, ağlamaya devam ediyor ve yarasını bile fark edemiyordu. Ağlayan çocuk ve kan içinde ağız. O an annelikten dilenciliğe geçiş yaptım ve sakinleşmesi için koştum hemen çok sevdiği bir çizgifilmi açtım. Kademeli bir şekilde sakinleşti. İlk iş ona sarıldım uzun uzun. Baktım dilindeki yırtık korkunç değil, doktorluk değil, bi rahatladım. Ama sürekli dilinde bi kalıntı kaldı sanıp, onu çıkarmak istemesi ve sonra canının acıması yüzünden yeniden ağlaması beni son noktaya getirdi. Odaya kaçıp biraz ağladım. Döndüğümde, çizgi filmin şakalarına gülmeye başlamıştı bile.
Ev çocuğunun sinir krizinde kaybolduğum annelik çölleri.


Annem geldi. Biraz daha neşesi arttı. Sonra tamamen moral bulmuş şekilde uyku saatine geçtik.

Ev çocuğu uyuduğunda, herkese görev atadım. Ev erkeğine, çamaşırlar- anneme, balık pişirme işi, ben de pazar alışverişi- diyerek fırladım. Sebzeleri-meyveleri yüklendim geldim. Cansever olsam anca bu kadar kendime yüklenirdim çünkü çaktırmadan kaza meselesi beni azcık düşürmüş. Bakalım bir şeyler yiyebilecek mi, diliyle oynamak isteyecek mi, canı çok yanacak mı gibisinden kafamda dönmüş durmuş. Hayatımın en iğrenç çorbasını hazırladım. Belki pipetle içmek ister, diye.. Hani çiğneyemezse bir şeyler.. Balkabağı, süt ve soğanla yapılan dünyanın en kötü çorbasıydı.

Ev çocuğu uyandı, binbir detay hazırlanma ve klasik çocukla evden çıkma seramonilerinden sonra, aşağıya indik. Arabamızın yanına bir geldik ki.. Herifin biri fotoğraftaki gibi, bizim çıkmamıza imkan vermez şekilde, kondurmuş aracını. YOLA ÇIKAMIYORUZ. Bir belirsizlik yüzünden kaldık öylece o yolda. Düşün ki uçağa yetişmem gerekse, kaçıracaktım- çünkü 40 dakika sürdü bu bekleyiş.

Gerçi burada tam belli etmiyor kendini durumun gıcıklığı...


En sonunda ev erkeğine dedim, 'bak gideyim bulurum ben plakayı anons yaptırmanın bi yolunu'. O da ısrarla reddediyor, polisi aradığı için havadan gelecek bir çözüm bekliyor. Oldu canım. Bizim için helikopterler indirecekti zaten 155. Polisi aradı, aracın fotoğrafını çekti ve tatmin olmuş şekilde bekliyor orda. Arada da sayıklıyor; 'bu resmen insan haklarını gasp etmek'..

Bu kadar medenilik bana fazla geldi ve sonunda ev erkeğidir demedim, bastım gittim. İleride bulduğum bir zabıtanın yanına yaklaştım. Kendisi çok ciddi bir şekilde telefonda konuşmayı sürdürdü. Bi 10 dakika kadar da öyle bekledim. Önemli bir görev konuşmasıdır diye düşünerek, bölmemeye çalıştım ama ona 'acil bir durum' titreşimimi de yaydım. Sonunda pes etti ve 'anne ben seni sonra ariyim he mi' dedi. Höö anne mi? Annesiyle konuşuyormuş. Bitkisel hayata girsem anca bu kadar tepki vermezdim çünkü aceleyle derdimi anlatmayı tercih ettim. Adam da sağolsun, hemen bi araç gönderdi de anons edildi plaka.

Biz aracın sahipleri olarak- pazardan alışverişini yapmış, aheste aheste yürüyen amcayla teyze beklerken, karşı dükkandan mahalle delikanlısı çıkmaz mı, dik ve jöleli kellesiyle. Meğer o durumda, o sabırla, küçük bir çocukla, elimde korkunç bir balkabağı çorbası olan o yollukla yaklaşık 1 saat beklediğimiz, bir mahalle sohbetiymiş. Özür diledi, küfür eder tınısında. Arabasını çekti. Sinir olmaktan o kadar yorulmuştuk ki, yalnızca burun deliklerimizi şişirmekle yetindik. Belki arada birkaç 'ya hastamız olsaydı', 'insan bi telefon yazar' lafları etmiş olabiliriz. Çünkü karşı taraf altına çiş kaçırmış gibi sürekli 'çok pardon, çok özürdilerim' diyip durdukça insanın söylenme ve hesap sorma isteği de fos çıkıyor. Ve nihayet yola çıktık. Ev erkeği, hala olayın benim sayemde çözüldüğünü anlayamamış şekilde, 'sen gitmesen, polisler gönderiyordu ekibi' diye sayıklamaya devam ediyordu. Peki dedim. Osho olsam anca bu kadar hoşgörülü olabilirdim, dedim içimden.

Sonrası ne mi? Korkunç AVM kalabalığı. Çünkü alınacaklar vardı. Önce Gaziemir'de Optimum'a gidildi. Aman Yeeaarabbim. Gerçekten o gördüğüm insan kalabalığı sadece batı Türkiye'de mi? O halde dünyanın geri kalanı daha ne kadar kalabalık olabilir ki? Ardından bir de Forum Bornova'ya fırladık. Ikea hazretleri için. Önce bir yerde oturduk yemek yiyelim diye. Menüde ne vardı dersin? 'Dil Şiş'. İyi şakaydı dedim içimden. Süheyl-Behzat olsa bu kadar güldürebilirdi, dedim.

Alışveriş merkezlerinde sevdiğim tek şey, yanımdan yürüyüp geçen insanların diyaloglarını dinlemek. Hoşuma gidiyor başkalarının hayatlarından satır başları yakalamak. Başka da bir şeyini sevmiyorum. Etraf çok çocuk. Çok hamile. Çok kadın, çok anne. Sanki bütün çocuklar ve ebeveynlerine hapishane.

Bugünü, ev çocuğunun karnı doymuş, mutlu edilmiş, tüm çişleri ve kakaları iyi yönlendirilmiş ve tertemiz yatağında uyutulmuş atlatmanın şaşkın bir rahatlığını yaşıyorum. Üzerine Başak tavsiyeli efsane dizi THE NIGHT OF' un son bölümünü de izledik. (Bundan sonra bahsedicem)

Olan bir tek balkabağı çorbasına oldu. Çöpe atıldı. Gurme olsam, belki anca bu kadar içemezdim bu çorbayı dedim ve attım gitti.


Çorbayı atma dansım




11 yorum:

  1. Kuzucuuuuuk, o çöp atma oyununa bir açıklama getirme gereği hissettim, sen kurgu yok, level yok deyince: çişle kakanın bir nevi çöpe giden bir şey olduğunu öğrendi ya seninki şimdilerde, ve onları başarıyla çöpe gönderebiliyor ya, o eylemi tekrarlıyor kolay yoldan, çişi kakası olmadığında, el çöplüyle yapıyor onu. O heyecan onun heyecanı. Büyüdüm ben artık heyecanı. Çöpleri (tek başıma) çöpe atabiliyorum heyecanı. O yüzden başka aksiyon level kurgu bekleme. Kişisel gelişiminde çok büyük bir adım. Psikolojik bağlamda level atladı. Daha ne olsun :)

    YanıtlaSil
  2. Cts ikea kalabalığı > Kabe'de şeytan taşlama kalabalığı
    Samla box ve ya billy kitaplık almaya İman etmediysen, zor dostum çok zor...

    -bal kabağı çorbasını sütlü yapmıcan. ---soğanları kavurup içine küp küp bal kabağı, havuç, azcık pattis atıyoruz. Tuz karabiber (ben tuzot ve ya bulyon atıyorum) yumuşayana kadar pişiriyosun. Sonra blenderdan geçiriosun. Çok güzel oluo. Emine S. Beder yapsa ancak bu kadar güzel olabilirdi.

    -terrible 2, leşo 3, asshole 4 diye gider bunlar. Kriz ve drama her yaşta var bence :) ben mesela ayyetervalladepresyonagircem 32 yaşıyorum şu dönem :)

    -ağız içi yaranmaları çok çabuk iyileşir ve yemek yerken acıtmaz. Tükürüğün iyileştirici etkisi var, enfeksyon da kapmaz. Korkma sen, bişecik olmaz. ("Dil şiş" adlı şiirim) Geçmiş olsun canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deniyim o tarifi.

      O değil, ben bugün ilkokul 3 e giden bir çocuğun anasıyla konuştum. Çocuğu ders çalışmaya yönlendirmek diye bir aşama var daha.. Bence ebeveynliğin en baba sınavı. Benim gibi okul-nefteti olan bir ana ne yapcak bakalım..

      Tenk yu Başako.. Galiba toparladı baya. Şiirin çok makbule geçti, tesir etti.

      Sil
  3. Sana buralıların balkabağı çorbasını tarif edeyim mi? Balkabağını haşla, blenderdan geçir, biraz tatlı krema, soğan püresi, çok az kekik, tuz ve bulunursa nutmeg ekle. Tekrar blenderdan geçir. Bulursan üstünde kabak çekirdeği yağı gezdir ve yağda kavurduğun 10-12 tane kabak çekirdeklerini dekoratif şekilde üstüne at. Enfes oluyor. Yalnız balkabağı seçimi önemli, biz burda çeşit çeşit olduğu için "Hokkaido" kullanıyoruz, bu küçük, dışı kızıl kavuniçi ve daha az tatlımsı bir kabak. Bursa'da bulunmuyor ama İzmir'de bulunur belki..
    Hayatın sana çektiği "Dil şiş" esprisine de çok güldüm yahu, ne acaip di mi algıda seçicilik mi hakikaten biri yukarıdan bize gülüyor mu bilemedim ama herkese olmaz bak, espriyi anlayana olur :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burdaki kabaklar tatlımsı. Kokusu çok baskın. Lezzetli. Ama hem soğan hem kabak yanyana bana itici geldi. Heralde kabak tatlısına alışkın olduğumdan..

      Senin tarifi de bi yokliyim.

      Algıda seçiciliğim ah :D

      Sil
  4. dukuju diye biri vardı. sanki o sensin.
    onun kadar başarılısın:/
    aferin. devam et.

    YanıtlaSil
  5. jardzy olsam ancak bu kadar sabırla okurdum :D

    YanıtlaSil
  6. Merhaba. 2 balık Esra'dan geldim blogunuza. Esprili anneleri ayrıca severim:)

    Ben böyle günlere ''Gün olur yüzyıl olur'' diyorum; Aytmatov'dan esinle.

    Bodrumdan sevgiler..

    YanıtlaSil
  7. Hahah gaziemir optimum benim de korkulu rüyan🤗

    YanıtlaSil

Emmece, gömmece...

Rüyamda lisedeydim. Sık sık o dönemlerde senaryosu geçen garip rüyalar görmeye alışkınım. Okul bahçesi geniş ve orman gibi bir yermiş. E...