11 Ekim 2016 Salı

Kışkırtma var argadaşım.


Kışkırtma var

Parkta sadece çocuklar aksiyona girmiyor. Anneleri de giriyor. Bir aile var. Ev erkeği bu aileye 'tombul ailesi' adını koymuştu. Erkeklerin yaptığı şekilci espirilere, oldum olası göz deviririm. Yine benzer bir bakış atmıştım kendisine, 'tombulluk' vurgusunu duyunca. Halbuki daha sonra, onlar da bize bir isim takmışlardır diye düşünecektim, konu 'parkta aileler yarışıyor' olunca.

Bizim bu park, oyun alanı gibi değil de, 'davet yeri' gibi. Çiftler iyi giyimli, çocuklar oyuncak donanımlı çıkaçıkageliyor. Önce çocuklar tanışıyor, sonra aşırı güleç anneleri. Babalar ise, ya uzaklara dalmış bakıyor ya da anneden gelecek komutu(çocukla ilgili) uysal bir şekilde bekliyor. Anneler, tüm ailenin annesi.

Parka getirilen akülü araba ve içindeki suratsız çocuk.

Bu tombul ailenin annesi, benim ev çocuğunu, onların beğendiği kreşe göndermedim diye bana kinli kaldı. Kin derken şöyle; neden bizim beğendiğimiz kreşi, bu kadın beğenmemiş olabilir ki- gibisinden bana gıcık kaptıklarını ben gördüm gözlerde. Bir de şeyden anlaşılıyor. Ne zaman fırsatını yakalasa, konuyu hep oraya getirmesinden.

'Ben konuşurken gözlerime bak'
Neyse gel zaman git zaman, bu ailenin 3 buçuk yaşındaki oğlu başladı kreşe. Ben ev çocuğunu 3 ay daha erteledim. Soranlara, tam 3 yaşına girmesini bekliyorum, diyordum. O kreşi neden sevmedim, onu da söyliyim. Bi kere kreş, otobanın dibinde. Muhiti tehlikeli. Bina 5 katlı, merdivenleri aşırı dik. Balkonlu ve kapısı kolay açılıyor. Aşırı eğitim odaklı. Satranç, müzik, alfabe, matematik gibi şeyleri bol bol yaymışlar günlük programa. Yöneticilerden biri ev çocuğunun adını bildiği halde, bir kez bile ismiyle hitap etmedi, ona belki 75 kez 'paşam' dedi. Ne bileyim işte, sevmedim. Sevemedim. Çok da bakımsızdı. Minderler yırtık, duvarlar dökük. İçime sinmedi işte. Çoğu bahane aslında.

Bu aile de o kreşe tapıyor. Çok samimi bir yermiş. İstedikleri an, öğretmenin telefonundan oğullarını video aracılığıyla izleyebiliyorlarmış (?!), günde 15 kez arayabiliyorlarmış, çocuk A ve B'yi şimdiden öğrenmiş. Her saydığı yeni maddeyle beni etkilemeyi, can evimden vurup, dizlerimin üzerine çöktüğümü görmeyi istiyor gibiydi. Zırt pırt aranabilen kreş öğretmenleri, ailelerin sürekli kontrol ettiği bir sistem, bu işin uzmanı olmayan kişilerin 3 yaş grubuna alfabeyi öğretmesi. Bunlar beni karamsar şekilde düşündüren konulardı aslında. Tabi ki kadının mutluluğuna eşlik edip, 'hadi ya, sevindim' dedim. Fakat istediği cevap bu değildi.

'Dur 16. kez ariyim'

Sonraki görüşmelerde, eklediği diğer maddelerin biri yeme programıydı. Sağlıklı beslenme uzmanı değilim ama saydığı şeyler benim nadiren ev çocuğuna verdiğim şeylerdi. Mesela aynı günde, kahvaltıda yumurtalı ekmek, öğlen börek, arkasından sütlaç.. Bu resmen obezliğe giden yol.. Bu nasıl bir yeme planı?

O benim sevdiğim yeri çok kurumsal bulmuş. O kadar da mesafeli olunmamalıymış.

Neyse, bugün yine karşılaştık. Çocuk servisten indi, parka girdiler. Kadın hemen çocuğun defterlerini açıp sinirli bir sesle sordu: 'Oğluuum hani bugün satranç yapmadınız mııı'..

Sonra bana döndü:

'Ben şok valla, çocuk bu yaşta satranç biliyor'
Ve boğazını kıpraştıra kıpraştıra güldü.

'Bunu biraz daha Nutella'ya banayım, bekle'

Bu çocuğun adına Niyazi diyelim. Niyazi'nin bir sorunu var bu arada. Arkadaşlık kuramıyor, sosyal bir çocuk değil. Ailesi de belli ki bu durumdan şikayetçi ve sürekli etraftaki diğer çocukları Niyazi'nin çevresine toplama derdindeler. Bizim ev çocuğu da Niyazi'nin gönüllü etrafında. Niyazi ile arkadaşlık kurmak için can atıyor. İşte bugün, bizimki yine Niyazi'ye sokulurken, annesi dedi ki.. Bizim çocuk da sizinkisi gibi uyumsuzdu (!), kreş ona çok iyi geldi.

Bizimki uyumsuz değildir, aslında- dedim.
Hemen cevabını verdi.
E hani parktan eve götürmekte zorlanıyorsunuz ya, dedi.
He, olur öyle dedim.
Ama bizim doktorumuz Niyazi'de aynı sorun var diye, kesin kreş önerdi.
Hımmm.

Bakınız hakikaten annelik mecrasında sakin bir yapıdayımdır.

Ve daha sonra bana Niyazi'nin satranç bilgisini tekrar övdüğü sırada, Niyazi benim ev çocuğuna bir vurdu !!!! Yüzüne !!!!
Bazı mimikleri tutmak istersin, içine atarsın.

Durdum... Ben ev çocuğunun tepkisini bekledim. Bakalım ne olacak diye. Yavrum yüksek perde ağlamaya başladı. Niyazi iri bir çocuk. Ve sürekli şikayetçi bir çocuk. Yine bir şeylerinden şikayet etmiş bizimkinin. Bizimkine oyuncaklarının en dandik kırıntısını verip, kendisi bizdeki oyuncakları topluyor ama yine de sakin sakin takılan ev çocuğundan şikayetçi olabiliyor.

Hemen aldım kucağıma çocuğumu. Dedim ki kucağımdayken, Niyazi bunu bilinçli yapmadı, yanlışlıkla oldu. İstemiyorsan al oyuncağını ondan, onunkini de geri ver.

Biz gidelim hadi markete dedim ve 'hoşçakalııın' diyip gittim. Yürürken, ev çocuğu hala kucağımda, ona şöyle eklemeler yaptım: 'Biri sana vurduğunda, bana vuramazsın de, vurmak yanlıştır de' dedim.
Kendini koru, dedim.

Sustu, anlar gibi. Ben de sustum. Ne diyeceğimi bilemedim. Bi ara öğrenmiştim, okumuştum bir yerlerden ama aklımda kalanlar bunlardı. Doğru mu yaptım bilmiyorum ama aslında ben sinirlendim bu olaya, hem de çok.

Bana satranç diyor. Satrançtan önce, başka şeylere ihtiyacı yok mu bu çocukların? Doğru iletişim kurmak, sağlıklı beslenmek, sosyalleşmeyi öğrenmek. Kışkırtma var argadaşım resmen. Kışkırılmış haldeyim.
Şehvetli hayaller kurarsın.
İşin kötüsü ne biliyor musun. Ev çocuğu ne görse kopyalıyor. Şimdi de bu yüze vurmayı kopyalarsa, sütlaç yedirmekle de geçmez o huylar.

Peki ben bu iç yanmamı nasıl geçiricem? Yavru kuşumun o arkadaşlık kurma hevesinin yüzünde patlamasıyla ilgili olan iç yanmamı? Soğuk bir sütlacın ona faydası olsaydı bari.


Gulp




Not: Bu yazı dün yazıldı. Sütlaçsız, içimdeki yangını söndürebildim. Herkese bugün için hoş bir kahve anı diliyorum, eyi günler.





11 yorum:

  1. AMK böyle ailelerin de, çocukların da, kreşlerin de.. İçimde dev bir çirkef var, ve Türkiye'de yaşasam günde 10 kez bu çirkefle yüzleşmek zorunda kalacağım İçin hayatım çok zor olurdu... Hakkımda hayırlısı...
    Dayak yiyince yapılması gerekenler taktiğim benim de aynı :)) önce edo'ya "hayır vurmak yok! Bana vuramazsın! Oyuncağımı vermek istemiyorum" demek gibi kalıpları öğrettim ve uygulamada da başarılı olduk :) yani hiç öyle ciddi bir kavga ve ya mobbing yaşamadı ama itiş kakışlarda işe yarıyor. Yani karşıdan hamle eden çocuğu "hayır" diye bas bas bağırarak sindiriyor :))) (no şiddet)

    Ancak ben öyle durumlarda asla "istemeden vurmuştur" demiyorum. Neden vurdu die sorunca "bazı insanlar böyledir! Sorunlarını vurarak çözeceğini sanırlar ama bu çok yanlış ve kötü! Sen asla öyle bi çocuk olmıycaksın. O çocuğa karşı da dikkatli ol, gerekirse bidaha onunla oynama" diyorum!
    Pedagojik olarak doğru mu, yanlış mı bilmiyorum ama hayatın gerçekleri bu!
    Yani kendisine alen beyan yanlış yapan insanların davranışını, rasyonalize etmeye gereksiz empati kurmaya çalışmasın amk! Tavrını koysun, bidaha oynamasın olsun bitsin! He ailenin tavrı olumluysa, vuran çocuğa özür diletip yapıcı olmaya çalışıyorlarsa "gel bir şans daha verelim" derim. (Yalandan değil tabi ciddi olarak çocuklarının davranışından rahatsız olup, çocuğu eğitmeye çalışıyorlarsa) yoksa da sittirsinler :)))
    "Ama Arkadaşımıza vurmuyoruz boğaçhan" tarzında bi yaklaşım ikinci bi şansı haketmez :))
    Ev çocuğu bunu kopyalamaz, o konuda içini ferah tut. Onun senin gibi bir annesi var, sorunlarını en doğru nasıl çözeceğini her zaman bilcek o ;)





    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Başakito.

      Yorumunu merak ediyordum bu yazıda. Ne güzel yönlendirmişsin sen. Ben de çok kararsızım, okuduklarım filan o sırada refleks davranış olarak gelişemiyor, hata yapmaktan korkuyorum.

      Ama bu 'vurmak yanlıştır' olayının altını çizeyim ben artık. Kendisini korumayı, gerekirse -dediğin gibi- uzak durmayı öğreteyim ince ince.

      Bizimki de bazen dayılık yapıyo çocuklara, ama yüzünde oyun ifadesiyle. Öyle hınç, kin, kan yok. Ve buna rağmen benden ve babasından hemen bi şekil veriliyo duruma. Uzun uzun konuşuluyor, durum hakkında değerlendirme yapılıyo. Fakat bizimki daha anlamıyo sanki. Dünkü durum farklıydı.. O çocuk gerçekten canını yakmak istedi bizimkinin. İşte gerçek şiddetle tanıştı.

      Yönümü belirlicem, ordan yürücem.
      Çok sağol cicim.

      Sil
  2. Ne kadar keyifli bir yazı :) Zevkle okudum :)

    YanıtlaSil
  3. o vurduğunda senin de ona vurmalısın demelisin. yoksa ev çocuğu ezilir, oradan oraya savrulur.
    bunu öğret ona.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o zaman da şiddete teşvik etmek olur. noo !!

      Sil
    2. oo sen nerede yaşıyorsun?
      bunları yaşayarak göreceksin.
      ev oğlu bir okula başlasın.bana gelip benden yardım isteyeceksin.

      Sil
  4. Keske bilebilsem ne yapmak gerekir. Terbiyesiz kadin.

    YanıtlaSil
  5. Niyaziiii :))))) Helikopter anasi ve niyazi.. sahane karakterler bunlar bize!

    YanıtlaSil

Emmece, gömmece...

Rüyamda lisedeydim. Sık sık o dönemlerde senaryosu geçen garip rüyalar görmeye alışkınım. Okul bahçesi geniş ve orman gibi bir yermiş. E...