28 Şubat 2017 Salı

Dolabımı Kabullenmek




Japon Kedi'nin harika yazısından sonra kendi dolabımın karanlık yerlerine bir göz atayım dedim.

Çok acıklıydı.

Her şey 2009 senesinde, yoksul İstanbul genci olmamla başlamıştı. İzmir'den bir gazla oraya yerleşmiş, kuru maaşlarla hayat kurmuştum. Coşkulu ve kabıma sığmaz bir haldeydim. Dolabımdaki üç parça giysiler ve botlarımla tam kendi tarzımın kombinlerini yapıyor, farkında olmadan az ve özle kendim olabiliyor ve aynadaki hallerimi beğeniyordum.

Sonra evlilik ve Kıbrıs'ta hayat derken, parayı çoğalttım ama alışverişe hiç vakit ayırmadım. Hep bir bahanem oldu. Ya bana aşırı pahalı gelen Kıbrıs fiyatlarından sızlandım ya da havanın sıcağından. Yine üç parça giysiyle günlerimi, işlerimi, toplantılarımı, serseriliklerimi geçiriyordum. Üstelik ekrana çıkıyordum! Tabi ki sponsorlu giysiler, etiketi üzerinde elbiselerle. Ben yine bilmeden azıcık öz kendi tarzım giysilerimle, hafif hafif yaşıyordum.

Ancak acıklıydı. Çünkü bunu yoksunluk sandım. Giyinmeyi bilmemek sandım. Hep 24 yaşında kalmak sandım. Ben hiç değişemiyorum sandım. Genelde seçimlerim belliydi. Kot. Tişört. Botlar. Mini bir elbise. Botlar. Şort. Tişört. Botlar.

Bir gün daha güzellerini alacağım, çok çeşit dizeceğim, tarzımı geliştireceğim diye o hafif günleri karartmıştım. Geçiştirip, ertelemiştim.

Sonra hamilelik günleri başladı. Dolap iyice tenha oldu. İki parça kıyafetle geçirdim koca hamileliği. Botlar hiç değişmedi. İnsan özenip almaz mıydı kendine bir şeyler?

Bu galiba bendim. Yani aslında üst baş almaktan kaçınan. Çok ufak yaşlarımda 'best friend'ime şöyle demiştim: 'Ben çizgi filmlerdeki gibi hep aynı tişörtü giymek istiyorum, büyüyünce öyle yapıcam' Bunu derken sırf tarz kaygısından söylemiştim tabi. Ne bileyim içimde saklı duran gerçeği. Ben giyinmeyi sevmiyordum. Bunu yakınlarıma, hele de anneme nasıl söyleyebilirdim?

Annem tam tersi, en büyük zevki ben bol bol alayım da giyeyim. Ben isteyim, o bana bir şekilde alsın. Gerekirse 9 ay taksit yapsın. Hep kaçtım, yüz ekşittim, alışverişlerde gözlerimi köşedeki lahmacuncuya diktim. Üniversite yıllarında tek tük giysiler, hatta yırtık tişört, rengi atmış pantolonları aşırı erotik bulma çağlarım oldu. Seksi bulduğum şey, kasları belirgin bir göbek, dağınık uzun saçlar, yine botlar ve sıradan giysilerdi. Yaşım 33 (söylemiş miydim :P ) ve hala aynı imajı seksi buluyorum, yine aynı botlara bayılıyorum ya. Fakat yine de dolabımda gereksiz yığınlar olurdu o yaşlarda. Ben o yığınların gereksiz olduğunu bilmiyordum. Onlar olmazsa, hiçbir şeyim olmaz sanıyordum. Ancak yılın 360 günü sadece iki parça deforme olmuş giysilerimle geçirdiğimi kabullenemiyordum.

Her şey İstanbul'a taşındığım 2009 senesinde başladı işte.

Gözümün önünde koca sene dolapta duran 3 parça giysiyle gerçekten iyiydim. Üstelik hoştum. Alımlı, dikkatleri çeken, neyse işte. Fakat şikayet ediyordum. Bunu sahiplenemiyordum. Normali, çok giysiydi. Bu çok sevdiğim tişörtün bissürü rengini almaktı. Neden spor ayakkabıların iki fazlası daha olmasındı? Daha iyi bir hayat, daha çok alabildiğin, dolabına koyabildiğin bir hayattı.

Aslında gayet de alabilirdim. Ya da sık sık ziyarete gelen anneme aldırabilirdim. Ya da Kıbrıs'ta iyi kazanmaya başlayınca dolabımı ballandırabilirdim. Hem yapmıyordum hem de bunu olumsuz bir durum gibi değerlendiriyordum.

Az giysiyle bir hayat yaşama fikrini önemsiz buluyordum sanki. Adını bir türlü koyamadım işte. Elimde sündürdüm durdum, sorun gibi gördüm. Etrafımdaki bütün kadınlar istisnasız çok çeşit giyinirken, benim tornacı gibi az çeşit giyiniyor olmam, bana göre ihmaldi- kusurdu. Halbuki bu tarz benimdi, en sevdiğimdi, sahip çıkamadığımdı. Sadece giysiler mi? Parfümler, montlar, aksesuarlar. Lar lar laar...

Şimdi ise durum iyice vasatlaştı. Nasılsa hep evdeyim diye iyice gidip almamaya başladım. Dolabımda beni mutlu eden birkaç parçam bile yok. Hepsi mutfaktan salona, salondan koridora doğru giyilebilecek şeyler. Bugün annem zorla soktu beni bir mağazaya ve alalım bir şeyler dedi. Gittim kot tulum seçtim kendime. Çünkü tulumu döndüre döndüre milyonlarca kez giyicem. Çünkü onu yeni derim yapıcam. Nihahaha.

Kısacası, evet tüketim kültürü, alışveriş, çok almak hiçbir zaman ruhumda olmadı. Ben buyum. Ama neden bunu kabullenip, minimalist yaşamla ilgili düşünmeye çalışmadım ki? Bunu Japon Kedi'nin yazısında geçen kapsül dolap gibi örneklerle anlamlandırabilirdim. Direkt kapsül dolap olmazdı da o mantıkta başka fikirler olurdu. Kendimi yıllarca bakımsız ve zevksiz, hatta demode sandım durdum. Ne gereksizmiş. Abicim aynaya bakınca mutluydum. Kanlı canlı kendimdim işte. Bunu göremeyince kendime 'kendine özen göstermiyor' etiketi koyunca, geldiğim nokta bu işte.

Çok almaya karşıyım. Ama seni sen yapan tatlı parçaları bulup, yılın her günü kendini pırıl pırıl görmeye komple varım!

Şimdi napıyoruz? Yılın en leziz 3 aylarına girerken- Mart, Nisan ve Mayıs aylarında dolaptaki tüm hüsnü kuruntuları çıkarıyoruz (zaten azlar), yerine bayılarak giyeceğin, belki çizgi film karakterleri gibi sırtında paralanana kadar kullanacağın üç parça giysiyi alıp yerleştiriyoruz. Hem minimalist anlayışın ucundan kıyısından tutuyor- mutlu oluyoruz, aynada kendimizle temas kuruyoruz ve bu tarzımızı 33 yaştan sonra kabulleniyor, bayılarak sürdürüyoruz. Bunu 'geçiştirerek' değil, altını çizerek yapıyoruz. E mi gızım?

Bir de tulumu maalesef hırpalıycam, üzgünüm.
Ve tatlı ojeler de eşlikçi olursa bu baharda çok sevinirim.

Herkese iyi kombinler.

10 yorum:

  1. Japon kediyi daha önceki yazında okumuş ve sevmiştim, okudukça ben de kendimi farkettim. Aslında hiç de kötü durumda değilmişim. Hayatım boyunca ne alacağımı bilerek gittim mağazaya. Kabin denemelerim sayılıdır. Genelde dolaşır, kontrol eder bana yakışacağını bildiğim şeyleri tık tık diye sepete atar alırım. Fakat yine de birşeyler eksikti benim için anladım ki saçlarımmış. İnanması güç ama doğuştan altın sarısı saçlarım vardı ve bu büyüyünce koyulaşmadı. 18 yaşında kısacık kestirip siyaha boyadıktan sonra bir daha sararmadı. Yıllarca öyleydi, yeniden sarı olmamamda kocamın kıskançlığının etkisi vardı fakat artık Dayanamadım ve bir yıldır yine sarıyım. Belki neredeyse eşit zaman süresince sarı ve koyu saçlı kalmış oldum ama neden koyu saçlıyken kendim gibi hissetmiyordum bilmiyorum. Şimdi özüme dönmüş gibiyim çok mutluyum ve aynaya bakınca kendimi 18 yaşımdaki halimi hatırlıyorum. İlginç olan bir diğer şey ise kocam da sarının benim rengim olduğunu anladı şimdi çok beğeniyor :))

    Uzun lafın kısası özümüzde ne varsa en güzeli o. Her yaşta ona koşuyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. seni fotoğraflardan hep sarışın biliyorum. demek ki seni son bir yıldır takip ediyorum ben?

      hiç siyah saçlı bir GeCe düşünemedimbak.

      aynı senin gibi tık tık seçerim ben de. hiç uzun sürmez. 5 dakkada kendime bi dolap giysi seçebilirim. ay ne kadar ideal bir partner özelliği bu değil mi :D

      ne güzel dedin. her yaşta özümüze koşuyoruz.

      Sil
  2. Aşırı tatlı bir kabulleniş,açıklama yazısı olmuş.Taktir ettim uzaktan izleyen/okuyan biri olarak.
    Kabullenmene sevindim.Umarım bu şekilde daha mutlu olursun ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ehehe : ))

      yazıyı sevmene sevindim. saçma gelmemiş kendi dolap sırlarım demek ki. artık botlu kombinlerime dört elle sarılıcam yahu. sevicem kendi tarzımı.

      Sil
  3. Aslında özünde ben de kapsül gardrop insanıymışım da bilmiyormuşum...
    Aslında giydiğim hep dönüp dolaşıp aynı şeyler, yeni aldığım parçalar aynı model şeyler... Bir yazımda bunun "aneliz" ini yapmıştım hatırlarsın sen asdjglgllg

    Yalnız bende anamdan genetik miras bir huy var ki düşman başına! İndirim gördüğüm an deliriyorum :))) etiketin üstüne yaz 99tl çiz üstünü yap 25tl! İşte o benim için büyük bir zafer! Diyorum ki "oh Nasıl da kapızladım 100 liralık ürünü. Heheh enayiler siz 100 liraya aladurun daha" :))) bu hikayemdeki asıl enayi benim Aslında ama hala haberim yok.

    İndirimlerden aldığım ve hiç giymediğim saçma parçalar şişiriyor caaaağnım kapsülümü :(

    Dur bakayım bahar gelir gibi olsun da Bi, ben de el atayım şu ayıklama işine.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hatırlıyorum <3

      sendeki indirim düşkünlüğünün benzeri bende internet alışverişinde var. 100 TL üzeri kargo bedava yazınca, ay ben bir mest oluyorum anlatamam. sırf bedava kargo için 100 liralık alışverişler yapıyorum.

      çocuklarınkini de ayıklarsan, evden seninkilerle beraber kimbilir neler çıkar... insan rahatlıyor.

      Sil
  4. kahve hemşirem, ne güzel bir yazı olmuş! en çok da küçükken arkadaşına ettiğin lafa bayıldım. bence daha o yaştan çizgi filmde bile olsa 'karakter' olmanın ne demek olduğuna dair nefis bir tespit bu. botlarla devam bacım, arkandayım =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tenk yu ege the japon kedisi.
      evet o yaşlardan beri hastasıymışım tek renk giyimin, tişörtün, tarzın. ben de sevdim çocuk kalbimi hsaghafg : ))
      devam yoluma, bot sesleriyle, marş marş.

      ilhamlar için sağol.

      Sil

Var mısığız genşler?

Gecenin şu vakti, eski bloğumu karıştırdım ve acaip eğlendim yahu! Sonra işin tadı nostaljiye kaçtı. Çünkü 2010'lara filan geriledim, o...