15 Mayıs 2019 Çarşamba

Çocuğuma 'sevgim' yetmiyor mu?


Gün geçmiyor ki çocuk büyütme evreninde bir duvara toslamayalım. Güya ebeveyn ağzıyla yazı yazmaktan midem kalkmıştı. Bak yine muhtaç olduğum kudret bu bloğa yazmakta mevcut çıktı.

Ev çocuğum çok uysal, sakin, tatlı bir çocuk oldu. Hep öyleydi ama daha bir tatlılaştı. Fakat çok tatlılıktan biraz gevşeme yaptı dostlar. Naiflik, naziklik, hassaslık ve mızmızlık birbirine karışan sular. Azıcık bir yeri acısın 'eroin bağımlısı' gibi yere çömelip 'aaauuııı auıuıu' diye sesler çıkartıyor. Boğazdan geçen balgamın hareketlerini bile mesele ediyor.

'Boğazımdan aşağı balgam giderken kendimi özgür hissetmiyorum'

Al sana 5 yaşın varoluşsal sorunları.

Kakası var diyelim. Kaka bağırsaktan çıkmadıkça gaz sancısı yapar, normaldir. Bu gibi durumlarda sanki gebe kadını doğuma yetiştiriyomuşuz gibi örgütleniyoruz. Basit bir kaka diyip geçemiyorsun. Olay yaratıyor.

Kendisi bu filmin ön gösterimini şu sözleriyle yapmıştı aslında:

'Anne, ben hasta olmayı çok seviyorum'
'Neden?'
'Çünkü o zaman bana çok bakıyosunuz'

Yani şu diyaloğu duysam, inanın küçük çocuğa nasıl acırım. Derim ki şehir yaşamında kariyer peşine düşmüş ilgisiz anne ve babanın 'yalnız kalan çocuğu'.. Ulan biz sürekli beraberiz! Anne ve babası her zaman ulaşılabilir durumda bu oğlanın. Evden çalıştıkları yetmiyor, bir de çocuk odaklı (ne kariyeri) yaşıyorlar. Yanında ne tv izlerim, ne telefon kurcalarım. Tamam, arabalarla oynamaktan nefret ediyorum ama ev çocuğuyla temasımız hiç kopmaz. Sohbetimiz iyidir, birlikte gerçekten güleriz, beraber vakit geçiririz. Babası da her gün geniş geniş oynar bu çocukla.

Peki, asıl mesele?

Çünkü hasta olduğunda o kadar nazik ki, bari ağrılarını hissetmesin diye daha fazla çizgi film izletmeye izin vermişiz.
Çünkü hasta olduğunda zırnık yemiyor diye, vücuduna boş da olsa kalori girsin diye kraker filan almışız.
Çünkü, ateşini rahat kontrol edebileyim diye, onunla uyumuşum.

Bunlardan haz alıyor. Ben çocukken disiplinli ve sevgisini cimrilikle paylaşan annemden 'anne şefkati' görebilmek için hastalığımı çok bahane ederdim. Karnımın ağrıması adeta 'anneye çağrıydı'.. Hastalığın ilk birkaç günü bana karşı çok hassas davranırdı annem. Bana özel bakım yeri hazırlar, orada bana bakar, çizgi film açar, kitap okur ve hatta en sevdiğim yiyecekleri hazırlardı. Sonra iş uzarsa, sinirlendiğini hissederdim gerçi. Kadın hastalık ve sorun istemiyordu resmen :D Bak hala, hasta olsam yüzünü ekşitir.

Acaba bendeki bu bilgi genetik olarak mı geçti ev çocuğuna?

Oğlumun babası da tam tersi hiç sevmez hastayken kendisiyle ilgilenilmesini. Sevdiğim adama hastayken bakma keyfini bana hiç yaşatmadı mesela. Çok ilginç. Eskiden anaç olduğum için sevgiliye hastalıkta bakma durumunu seviyorum zannederdim. Halbuki gerçekten anne olunca, hiç öyle hissetmedim. Hastalıklarda şefkat yerine 'panik ve kaygı' durumu ağır basıyor. Şefkatin sesi çıkmıyor. Zaten ben en az 'anne olunca' anaç olduğumu hissettim çünkü anaçlık üzerinden çocuk bakılmıyor ya. Can havliyle filan çözüyorsun olayları. Anaçlık daha kalçalı, yumuşak ve kendinden emin bir şey. Belki 3 yaşından sonra anaçlık gelişiyor diyebiliriz (veya 2 çocuktan sonra)

Neyse, bu çocuk neden bu kadar naif oldu diye sorgularken, ev erkeği onu bu yaz 'erkeksi' aktivitelere yollamaya (aikido gibi)- ben de zamana bırakmaya yöneldik. Nedenini bilmiyorum ama aikido'ya yollamak bana hiç parlak fikir gibi gelmiyor. Önyargılı pislik bir insanın tekiyim, orası kabul. Ama yine de 'deneyelim' diyesim yok. Ev erkeğini reddedebileceğim kadar done de yok elimde. 'Çok hanım evladı bu çocuk, biraz dayanıklılık öğrensin' diyor ve kendisine katılmıyorum. Bence bu çocuk sadece 5 yaşında. Aikido gibi sporlardan öğreneceği dayanıklılığı önce kafasında kurgulaması lazım. Neye dayanıklı olacakmış? Neyin dayanıklılığı? Çocuğun duygusal olarak güçlenmesi gerekir. Ben böyle dediğimde, bu tip savunma sporlarının felsefesinden bahsediyor. Tamam, ev çocuğu o felsefeyi anlayacak mı?

Belki çocuğumuza sevgimiz yetmiyordur. Bi hesabı vardır bizimle. Bilemem. Sanırım sabırla, onun duygusal alanına temel malzemeleri vermeye, ek sevgi paketleri yüklemeye devam etmeliyiz. Tabi ki dengeli biçimde.

Bunun dışında, bizim yapmamız gerekenler;

  • Hastalık zamanlarında özel bir yaklaşım sergilememek.
  • Bir yeri ağrıdığında romantik olmamak.
  • Artık büyüdüğü için hastalık zamanlarında verilen izinleri çok abartmamak. Yapılacaksa bile 'hastasın madem, okey' diye değil de, ona fark ettirmeden yapmak.
  • Mızmızlandığında, 'noldu şana? Neyin vay şenin?' tarzı yaklaşımları asla yapmamak. (ki yapmıyoruz)
  • Çocuğun kendini daha net ifade etmesini, eroin bağımlısı gibi sesler çıkararak derdini anlatmamasını söylemek
Ne bileyim argadaşlar, bir insan bireyi nasıl büyütülür- kestirmek çok zor. Hele benim gibi çamaşırları katlamak konusunda hala çıkmazlar yaşayan biriyseniz, iyice zor. 





8 yorum:

  1. ben de ilgi çekmek için hasta numarası yapardım. bu gibi durumlarda ilgiyi biraz arttırmak da bir çare olabilir. :I)

    YanıtlaSil
  2. Çözdüm ben olayı galiba. Hemen kendini sorgulaman sanki yanlış bir şeyler yapıyormuş gibi düşünüp "o zaman bundan sonra böyle" diye düşünmen, kendine haksızlık yapıyorsun gibi geldi. Acaba annem gibi bir anne miyim diye düşündün. Oysa değilsin. O zaman ne? İletişim hatası. Çocuk hasta olduğumda benimle daha çok ilgileniyorsunuz demiş ki doğru, ama normal zamanda ilgilenmiyorsunuz ya da az ilgileniyorsunuz dememiş ki. Her çocuk ekstra ilgiliyi sever. Takma sen kafana. Hem yuva öğretmeni dememiş miydi, sevgiyle büyüdüğü çok belli diye.

    YanıtlaSil
  3. Dün akşam hassas çocukların konu alındığı bir canlı yayın izledim (hatta bitmedi sabah tamamladım), benim kız da hassas çocuklar kategorisinde. Tanımlamalarına bakarsak Doğu da öyle olabilir. Bu çocuklar biraz daha özel ilgi istiyor.

    Bu çocuklar farklı durumlar arası geçiş yapmakta zorlanıyor, konfor alanlarından çıkmak istemiyor ve daha fazla motive edilmeye ihtiyaç duyuyorlar. Verilen bir tavsiye çok hoşuma gitti, durumlar arası geçişlerde bir şarkı veya oyun uygulanırsa, iki durum arasındaki sınır kayganlaşıyor ve akıcı oluyormuş. Çok kapalı oldu bu söylediğim elbet mesela senin verdiğin örnek için konuşacak olursam, kaka sinyali ile tuvalete gidiş sürecinde bir şarkı /oyun vs olabilir. Mesela bir oyunu bırakıp yatağa gidemiyorsa yine benzer bir ara geçiş olmalı..

    Bir de genelde hassas çocuğa sahip çiftlerde, ebeveynlerden biri de hassas bir insan oluyormuş (ki bizim durum için doğru) ve genelde diğeri daha mantıklı, bunları abartı bulan taraf (sizde belki eşin). Bu durumda hassas ebeveyn çocupunu büyütürken kendini de büyütmeli, biraz geri plana çekilip, diğer ebeveynin öne çıkmasına izin vermeliymiş. Yani belki eşinin öngörüleri gerçekten işe yarar olabilir, hassas gözlüklerden bakıldığında anlamsız gelse de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okumak isterseniz şu iki kitap çok güzeldir bu konuda:

      1. https://hsperson.com/books/the-highly-sensitive-child/

      Ve bir tık ötesi, Maya'yı büyütürken az kalmıştı ya "duyusal bütünleme bozukluğu" teşhisini almasına, o dönem şunu okumuştum, şahane örnekler var ama bu sizin ikinizin de durumunuza uymuyor, Maya aşırı hassaslıktan "kitlenme" noktasına geliyordu, bu genellikle o durumlar için:

      2.https://www.thalia.de/shop/home/artikeldetails/ID38246345.html?ProvID=11000523&ProvID=11014383&gclid=CjwKCAjwlPTmBRBoEiwAHqpvhf1Ac9BktPjVtJM7jDOMKYR-lmcDO0Ndj8B94O2UTfBa3Y4nTnn2whoC64AQAvD_BwE

      Sil
  4. Seleye doldurup tvnin karşısına döküyor en saçma diziyi açıp hallediyorsun çamaşır dan bahsediyorum.çocuk konusunda bu yaştan sonra erkek çocuğunu erkeklerin habitatı na salmak (Bknz aikido) doğru olabilir😉

    YanıtlaSil
  5. Aşırı offf çektim ya bu yazıdan sonra..Sevsen dert sevmesen dert. 21. yüzyıl analığının ....

    YanıtlaSil
  6. Aynısını benim oğlan dedi geçen gün! Hasta olmayı seviyorum dedi. “Geçen yaz ishal olduğumda hayatımın en güzel günüydü, bana çok iyi bakmıştın” dedi. Unutamıyormuş o günü (ishal sebepli öyle boş besin, bütün gün tv izni falan yoktu he. Hatta normalde abur cubur yiyen çocuk o dönemde 1 tane bile yiyemedi.)

    Hassiktir len oldum içimden. Sanki ben Aliye rona’ymışım da hasta oldu diye hayatında sadece bir gün vicdan kırıntısı göstermişim ansjdkkdkf

    Bak şimdi benim günlük analık rutinime gel:
    İlgi= hayvan gibi oyun, azma kudurma, eğlence, ders-ödev-elişi resimde dev sabır, motivasyon, övgü; materyal sağlama
    Sevgi= gurban olurum ve götünü yidiğim level, bol tensel temas, öpücük
    Muhabbet= her türlü makara kukara, yer yer seviyeli tartışmalar, qaliteli sohbetler ansnnsnd
    Öz bakım= lezzetli ve sağlıklı yemekler, misler gibi aklama paklamalar, cillop uyku rutini
    Otorite-yasak= sağlığını ve güvenliğini tehdit edebilecek mevzular dışında hiçbi şeye “yasak” yok. Toplum huzurunu, diğer insanlara saygıyı baltalayacak mevzular dışında hiçbi şeye “hayır” yok. “Küveti dolduralım, 1 kova buz atalım, 1 kutu köpük sıkalım, bi tüp boya katalım, sonra da kartondan süt yapalım” dediğinde üşenmeden “hay hay evladım, yapalım amk” diyen bir ana var. Askdkkdkd

    O zaman bu çocuğun hayatında en güzel günü nasıl hasta olduğu gün olabilir? Bunu düşündüm. O günü farklı yapan neydi? Cevabı buldum.

    Çocuğun kendisi!

    Kendini en savunmasız, zayıf, endişeli, korkmuş, kafası karışmış, güvenmeye ve korunmaya hissettiği an oluyor hastalık anı. Ve o an onun yanında olman, sana güvenerek rahatlaması çok değerli oluyor <3
    Bizim hastayken yaptığımız ve ya günlük rutinde yapmadığımız özel şeylerden değil yani...
    hastayken gösterdiğim ilginin 10 katını normal bi gününde göstersem sümüğünü atmaz; ama hastaykenki o duygusunu unutamıyor!




    YanıtlaSil
  7. epigenetik?
    benim hallerim ona mı gçmiş sorusu hiç de boş olmayabilir Kahvem...
    Ama asıl düşündüğüm ne biliyor musun? günlük rutinlerini padişahmış gibi de yaşatsak adı üstünde günlük. Olağan üstü bir halde istediğini alması ise onun için çok kıymetli. beni ortada bırakmadılar, benim için her şeyi yaptılar hissi onu mutlu ediyor bence.

    YanıtlaSil

Gitmek.

A noktasından B noktasına essahtan ulaşabilmek için 'gitmek' lazım (bazen gitmeden varmak isteriz ya). Bir yol, rota ve gitme ey...