14 Ağustos 2019 Çarşamba

Bir yaşam felsefesi olarak, kendi çorbasına bakmak.


çorba bakarken ben, demsili.
Hayatta kalmak bloğumda en son 'sürdürülebilir evlilik' hakkında düşüneyazmıştım. Geleceği olan- sürdürülebilir bir ilişkinin faturasını yine kendime çıkarmaya varan, finalde 'cevaplar bende, kendimde' dediğim bir sonuca ulaşmışım.

Yazarken, bende öyle oluyor. Bir fikir kıpırtısıyla klavyeyle buluşuyorum ve sonra hiç bilmediğim bir yerde soluğu alıyorum (fikirsel olarak).

Şimdi, bambaşka fikirlerle geldim buraya: Bazen çözüme gerek yok. Nasıl yani, anlatmak istiyorum.

Bir ilişki düşün. Muhabbet, heyecanlı paylaşımlar, birlikte gülmeler, denk(!) geldi mi seks, ebeveynlik macerası konularında- uyum çok iyi. Birlikte daha fazla nasıl zaman geçirsem, nasıl saatleri çoğaltsam diye fırsat kolluyorsun. Ama partner kişisinin, öyle bir özelliği var ki tüm bu güzel tabloyu yerle bir ediyor.

Atarlılık!
(Adını bilmiyorum bu sorunun)

Yani, kriz anlarında tahammülsüzlük nöbetleri..

Örneğin bir yere yetişme telaşındayken, bir yerden dönme halindeyken, çocuk hastalandığında, yolumuzu kaybetmişken, elindeki kahve dökülmüşken.

Bunlar sorun değil, 5-10 dakikalık atarlılık halleriyle, geçiştiriyoruz aramızda.

Fakat, benim erken doğuma(!) giderken, doktorun numarasını bulamamam ve kaydetmemiş olmam yüzünden yediğim atarlı azarı hala aklım almıyor?! Anladık bebeğin geliyor, paniksin. Baba oluyorsun! Korktun. Peki ya ben?

Geçtiğimiz gün, normalde hiç yapmam, oldu ya, anahtarı unutmuşum! Her zaman ev erkeği alır çünkü çıkarken. Bu kez almamış. Telefonda işi çıkmış, beni kapıda beklerken ona dalmış. Çekmişim kapıyı. O anı görmeliydin. Sanki adamın tarlası yandı, eşeği bıçaklandı.

Sakin ol, tamam diyorum. OLAMIYOR. Nasıl bir 'suç atma' isteğiyle yanıyor tutuşuyor. O an bir kurban seçip, onu atar gücüyle mahvetmek için kıvranıyor, görüyorum. Yani beni... Sakince çilingir aradım (bayram günü çalışır mı hiç çilingir diye başımın etini yemesine rağmen), adresi tarif ettim, fiyat aldım- kapattım. Baktım ev çocuğu panik olmuş.

Oğluma bunun olağan bir sorun olduğunu anlattım, iki güldürdüm, o kısmı çözdüm. Fakat yanımda, buz gibi suratıyla duran ev erkeği için yapabilecek hiçbir şeyim yoktu. Gündem artık anahtarı kapıda unutmak değil, onun düğümlenmiş suratını, hınçlanmış iç organlarını sakinleştirmekti. Üzerime öyle bir görev almadım. Kendisi çözsün.

Anahtar sorunu çözülünce konuştuk tabi. Mutlaka konuşuruz çünkü (hiçbir işe yaramıyorsa da)

Güya, ben refleks olarak hemen onu suçlamışım, 'nee sen almadın mı anahtarı?' demişim, ona bok atıp sorumluluğu üzerimden atmak istemişim (zaten her olayda kendisini yüzde 100 haklı hissettiği bir açıklaması vardır). İnsan gibi 'ya hata yaptım, pardon' deseymişim, 'olur öyle şeyler' dermiş.

Bence kendini gerçekten tanımıyor. Aksiliklere tahammülü yok, bu kadar basit. Tahammül- anlayış eşiği, çok düşük.
ev erkeğinin tahammül boyutu

Her ne kadar onun bu 'ilkel' tarafını kendi problemim görmeyip, gün içerisinde hiiiiiç tadımı kaçırmadan, keyfime baksam da bunları yazarken şu an içimde aşırı bir gıcıklık birikti. Aslında normalde, oralı bile olmamayı öğrettim kendime. Eskiden hep şeffaf olalım isterdim, uzanayım sarılayım- elini tutayım sıkı sıkı. Şimdi günümü kurtarmak ve anlamlı bir gün yaşamış olmak için kartları açıyorum. Nasıl?

Neye sinirlendin diye direkt olarak soruyorum (bozuk bir makineyle konuşur gibi)
Söylüyor.
Üzerine konuşuyoruz.
Sonra kaldığım yerden 'normal' ilişkimize devam ediyorum. O da zaten hemen uyum sağlıyor. Benim tek odaklandığım keyfimin kaçmaması oluyor. Canım nasıl bir gün olmasını istiyorsa, o şekilde yaşıyorum.

Önceden olsa 'beni nasıl üzebildin.. beni beni bihterini' tribinden çıkamazdım. Kabul edemezdim, hoşgörüsüz davranışı. Sevgisizlik bu derdim. Şimdi, bence 'evlilik' bu.

Ve evliliğin sürdürülebilir olması için kendime keseceğim herhangi bir fatura yok. Çözüm yok. Çok konuşuyoruz, çok çok. Terapi denememiz de oldu, biliyorsun. Sürdürülebilir bir evlilik yerine, sürdürülebilir bir ben olmak için düşünmek en iyisi.

Bu yazıyı sonradan imha edebilirim, belki de etmem.

Kısacası tadımı kaçırmamak için kendi çorbama bakıyorum, bunu kendime öğrettim. Ve koskoca bayram tatilinin her bir günü eğlendim. Bunu başardım!(Ege'nin deniz kıyılarında) Sayemde ev erkeği de eğlendi. Ev çocuğuna nasıl yansıdıysa, akışkan neşem; 'Anne senin kadar komiği yok' dedi bana.

Tabi, bu evlilik felsefesinin bazı kuralları var:

  • Karşı tarafın istenmeyen davranışlarının mağduru asla olmamalı.
  • Onun sorunu, senin sorunun olmamalı. Öfkesi onun sorunu, gitsin ötede bir yerde öfkelensin- sakinleşince geri gelsin. Onun sorunu, onun kararı.
  • O azarlıcak, sen de şuursuz tavuk gibi neşeyle gıdaklamayacaksın tabi ki- 'her şey çok iyi her şey şoh güzel' diye boş boş dolanmak, kabul edilemez- çünkü seni içeriden bitirir.
  • Her zaman hayatla ilgili yedek planların olmalı.
Maalesef başka tüm diğer iyi paylaşımlarımızı garanti bedeli gösterip, bu 'ufak tefek' duran sorunları, göz ardı edemeyebiliriz bir gün. Şimdilik kendi çorbama bakmak felsefesi çalışıyor, işe yarıyor.

Bugün tatilin son günü. Ailecek yine sevimli bir gün yaşamak üzere planımızı yaptık. Sevimli olacak dediysem, öyle olacak. Çünkü ben istiyorum.

Not: Sürpriz bir olasılıkla (düşük) belki zamanla, benim bu 'ignore eden pozitif' halimden esinlenerek değişir. Ama buna nedense hiç inanmıyorum işte.

14 yorum:

  1. Kocalarımız akraba olabilir mi ahahahhahahhahaha yemin ediyorum sinirim bozuldu ciddi ciddi gülüyorum şu an.
    Aşşşşırı uyuz oluyorum bu hallerine ve ben her zaman önüme bakamıyorum, sert çıkıyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D

      Atarlılık çoğumuzda var, bende de var. Onunki nasıl bir formatta ise, artık ilişkimizin 10. yılına günler kala, kaldıramıyorum, tüm tadımı kaçırıyor demek ki. Sert çıkıyorsan iyidir, hala çaban var anlamına geliyor bana göre :D

      Sil
  2. Hayata karşı, sorunlara karşı duruşuna hayranım. Bulduğun çözümlere de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yüzümde bir gülümseme :D
      çok teşekkür ederim canım joe, heralde bir insanın duyabileceği en güzel yorumdur <3

      Sil
  3. bende de var bunun aynısı, 19 yaşımdan 37'ye -arada 8 senelik bir ara olsa da- bu adamla geldim ve mesela
    -o sakinken konuşma anlarında-

    "hiç bana herhangi bir tartışma-kavga anında durup hak verdiğin olmadı, ettiğimiz 3500 kavganın tam olarak 3500'ünde benim haksız olma ihtimalim gerçekten mümkün mü? ya da sana getirdiği tüm eleştirilerde haksız bir insanla birlikteysen bu işte bir terslik yok mu?"

    diye soruyorum, halen "evet ben haklıyım-haklıydım" diyor.
    bunu aşamıyoruz.

    bu arada bir de şu var, bence sen de az çok hissetmişsindir, kafasını olabildiğince pozitif tarafa, neşeye, goygoya çevirmeye meyilli bir insanım, gerginlik sevmem, bilmediğim şeyler hakkında atıp tutmam.

    kocama sorsan da beni tam olarak böyle tarif eder, biriyle bir gerginlik yaşarsam önce dinler, sonra hep benim tarafımdan olayın güzel idare edildiğini falan söyleyip tavrımı destekler. (öyle olmadığını düşünse domuzdur bu, asla sen haklısın demez, buna inandığı için söylüyor)

    neyse, gerçekten ona göre ben dünya ile olan farklı atletizm dallarındaki kavgalarımda haklı
    ama onunla olan çatışmalarda % 100 haksız tarafım.
    sadece onunla olanlarda!

    ayhhh düşününce bile içim şişti.

    yukarıda yazdıklarının bir kısmını alıp altına imzamı atabilirim yani
    BUNLAR YAŞANMIŞTIR diyerek.

    benim buna bulduğum çözüm ise olabildiğince sakin kalmak, senin çilingir örneğine şöyle bir ek yapayım. biz buna benzer bir durumda kalsak kocam 2 yaş krizi yaşarcasına bağırırken, benim çilingirli çözüm önerimi de baltalayacak türlü girişimlerde bulunur. sorunun çözülmesi sanki böyle zamanlarda sorunun kaynağından ya da onun o anki bebe krizinin teselli edilmesinden sonra geliyor bizde. "NASIL OLABİLİR? NASIL BÖYLE BİR ŞEY YAPARSIN! ZATEN HEP BÖYLE OLUYOR!"

    lan bi dur nooluyor? gerçekten şu an burada ne oluyor?

    benim elimden gelebildiği anlarda birkaç farklı çözümüm var, ilki olabildiğince sakin kalıp ortamdan uzaklaşmak ya da çilingirli örnekteki gibi kaçamıyorsam mesela, ne çözüm getireceksem bunu sessizce yapmak. çilingiri arayalım dememek mesela, direkt aramak. onu sorunu çözme basamaklarına sessizce taşımak. gel desen gelmiyor çünkü o an, bağırıyor. ve vallahi de billahi de bağıran insandan nefret ederim.

    ha genel anlamda çözüm ne dersen, o çözüm bende de yok. 'ayyyhh bıktım' var 'tamam kabul evlilik böyle bir şey!' var

    ve bir de 5 dakika sora siniri geçip yine o benimle dünyaları goygoylayan adama döndüğünde, ona bakarken 'bunu bi' gün tersime gelip inşallah öldürmem, ay sakallarını kesmiş o, hımm o yeaahh cillop gibi manita valla' var.

    bence bende de bol miktarda vitamin falan eksikliği var.

    oha ne yazdım. dolmuş taşmışım resmen.

    öbtüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. of of.

      bence bizim bunu yüz yüze filan konuşmamız lazımdı.

      aynı sözleri anneme söyledim geçenlerde. ya nasıl olur ki, sinirinden sıyrıldığında nasıl hemen yüzde 100 keyifli, geyik, hayatın tadını çıkaran o adama dönüşebilir?

      yine de ben yokuşa girdiğimi görüyorum ama Sonik Hanımcım. acilen bu vazgeçme halime su serpilmezse, dönülmez yollara giricem gibi görünüyor. bazı seçenekler önerdim kendisine de, bana aşırı hak veriyor, ilk kez 'haklısın benle yaşanmaz sahiden' dedi dün. çabasını görünce, yeniden iştahım yerine geliyor.

      napayım annem kodumu böyle yazmış diyor. bak yine suçu birine atıyor.

      evliliğin sadece, balından faydalanmak isterdim. hayatın tat kaçıran kısımlarını tek başıma karşılamak, neşeli yerlerde de sevdiğim adamla birlikte olmak.

      ne zamandır senin bloğa uğramıyorum ben bu arada, bakayım bi.

      Sil
    2. Çok merak ettim ikinizin de eşleri kova burcu olabilir mi? 😁 bir anda parlayıp bir anda sönen aynı böyle eniştem var da ablamın şikayetlerinden biliyorum 😬

      Sil
    3. Gece, onları bilemiyorum ama benimki kova😁

      Sil
    4. gece, astrolojik bir durum olduğuna inanmıyorum. bu psikolojik ve de sosyolojik bir bozukluk:
      'anasının biricik oğlu'
      'babasının aslanı'
      'erkek sözcüğünün erk'ten gelmesi'
      gibi farklı başlıklardaki bozukluklar... ve gibi gibi...


      güneş, konuşalım yazışalım cağnum. adresim aynı :)
      ve keşke bi' ara istanbul'a gelsen, ne güzel olurdu.

      Sil
    5. ailede mutlaka biri var ama değil mi GeCe :D
      benimki balık burcu. ne balık erkekleri biliyorum ki sanıldığının aksine duygusal değil, aşşşırı agresif. gerçi agresiflik de bir duygusal eylem değil mi :)

      Sil
  4. Sürdürülebilir evlilik ip cambazlığı gibi... Ama tespitler çok yaşamdan ve uygulanabilir geldi bana :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. iğ cambazlığı stresli bir iş mi acaba? öyleyse çok yorucu :/

      Sil
  5. Evliliğimde ne isterdim biliyor musunuz, kocamın bana karşı aşırı merhametli olmasını. Annemden gördüğüm merhameti aslında. Mesela evde yapılması gereken bir iş varsa, ben yorulmayayım diye (ben söylemeden) kendisinin yapmasını. Hasta olduğumda annem gibi panik olmasını ve beni ilgisiyle boğmasını. Sıradan bir günde eve erken gidip sevdiğim yemekleri hazırlayıp bana sürpriz yapmasını. Bunlar dışında ideal biri olduğunu söyleyebilirim ama işte hep bir eksik var ve bu eksikler kaşıyor bizi :)

    Sevgiler
    Derya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deryaa, ne kadar güzel bir kelime, merhamet. Aslında şefkat ve merhamet benziyor birbirine. Ama merhamet daha anneye yakışan ve uzun yol arkadaşlığında ihtiyaç duyulan bir şey gibi.

      Teşekkürler yorum için.

      Sil

Gitmek.

A noktasından B noktasına essahtan ulaşabilmek için 'gitmek' lazım (bazen gitmeden varmak isteriz ya). Bir yol, rota ve gitme ey...