8 Eylül 2019 Pazar

Bizim zavallı İngilizce çaresizliğimiz

Sabahın çok körü. Erkenden yine gözümü açtım, dışarısı kocaman bir gökyüzü sanki.

Dün, ev çocuğunu bir obje gibi görmenin eser miktarlık deneyimini yaşamış olmanın iç burukluğuyla, kendimi ona ihanet etmiş gibi hissedererek uyandım.

Yazmalıyım.

Burdan da duyurduğum gibi, ben ev çocuğunu özel kreşten alıp devlete yazdırdım. Devlete başlamak demek, benim bulunduğum şartlarda beyni bir çeşit mıknatıs gibi, gördüğü- tanık olduğu her şeyi çekiveren çocuğuma ek hizmetler yapabilmekti. Buna bütçe ve zaman oluşturabilmenin bir yolu. Çünkü özellerde tam gün zorunluluğu var, devlet yarım gün. Bütçe meselesini açmama gerek yok, okullara kesenin ağzını açmış olan herkesin bu konuda fikri var.

Biz de heves içinde, acaba oğlumuz değerli vaktini neyle doldurmak ister (ya da kesinlikle istemez) diyerek, bu fırsatın tadını çıkardık.

Müzik dinlemeyi seviyor- belki piyano?
Satrancı da sevmişti, acaba okul dışında bir yerde geliştirse mi?
Oyunlu matematik! Ne de olsa matematik çok önemli.

Sanki elimizde tarlamız var da ne eksek de kar yapsak hevesini içeren bir duygu sarmış olmalı. Doğruya doğru Türkiye'de çocuk büyütmenin 'inisiyatif' gerektiren çok bölümü var. Sahneye sık sık çıkman gerekiyor. Ben bu işin uzmanı değilim ki demeden, internetten 3-4 bir şey okuyarak, ulaşabildiğin çocuk psikologlarına DM'den yürüyerek, çocuğunun gelişimiyle ilgili acemi adımlar eşliğinde kararlara varıyorsun.

En popülerinden Türkiye'de çocuklara İngilizce eğitimi başlığında toplanalım. Şimdi kimler bu konuda ne biliyor? Tavsiye edilen ne? desek, kaç farklı öneri duyarız.

  • Evde İngilizce yayınlar izleyin.
  • Sakın siz evde bir şey izletmeyin, yaptırmayın.
  • 6 yaşını bekleyin.
  • 6 yaşını beklemeden, hemen doğar doğmaz İngilizce kelimeler öğretin.
  • Sakın kelime filan öğretmeyin, çocuğun telaffuzunu bozmayın.
  • Anneler çocuklara hiçbir şey öğretmemeli, o tür bir ilişkiye girmeyin.
  • Evde eğitim devam etmeli, lütfen çocuklarınızla İngilizce oyunlar oynayın.

Seni bilmiyorum ama ben bu farklı yönlere dağılan tavsiyeleri işin uzmanlarından bol bol duydum. Kafam pek karışmadı çünkü biz İngilizceyi ilkokuldan sonra, şimdikilere göre 'geç' denecek bir yaşta öğrendik. Hemen de öğrendik. Hatta ev erkeğiyle aynı sınıftaydık o yaşlarda, kendimi saymıyorum ama ev erkeği, tanıdığım birçok İngilizce öğretmeninden çok daha iyidir ikinci dilde. Şu anda tüm kazancını dili sayesinde elde ediyor, yararlandığı kaynaklar İngilizce ve akademik düzeyde. Ev erkeği gibi daha 10 arkadaşımı sayabilirim ki ilkokuldan sonra sıradan bir Anadolu lisesinde ileri seviyede İngilizce yaptılar vallahi. Hiçbiri de yurt dışına çıkmadı, özel eğitimler, uzun uzun kurslar almadı. Sadece devlet okulu ve işinde iyi öğretmenlerle bu işi hallettiler.

Kısacası, yaş dayatmasına inanmıyorum. Değil ki ilkokul sonrası, liseden sonra bile ikinci dili şahane öğrenen insanlar görmüşsündür (belki 40'ında bile, ya da 50'sinde?)



Şimdi ne oldu da İngilizce meselesi bu kadar karışık hale geldi?
Söylüyorum:

Yıllarca kolejlerde (kurslarda) haftada bilmem kaç saat İngilizce öğrenip, hala konuşamayan yığınların ülkesi Türkiye'de, acaba biz bu eğitimin neresinde hata yaptık demek yerine 'bu boktan sistemi 12 yaşına değil de 2 yaşına mı çeksek' demeye başladığımız zaman.

Bir şey var biliyorum ama tam da anlatamıyorum, diyen bir eğitim sistemi.

Aman ha girmem sistem eleştirisine, dönelim buradan.

Dün ne oldu, onu anlatayım.

Bir tanışımın tavsiyesi üzerine, ev çocuğunu civardaki 'eğlenceli' olabilecek bir İngilizce öğrenme merkezine götürdük. Buradaki öğretme sistemi, kendini 'farklı' olmakla tanıtıyor. Effortless English, diye bir yöntem biliyorum, aslında ona çok benziyor. Şöyle;

What is this?
sorusuna asla 'pencil' dememek üzerine- 'this is a pencil' kalıbını kullanman gerekiyor ki tüm cümle adabı otursun.

(hala kalem örneğinden devam edersek)

Is this an eraser?
No, it's not an eraser- its a pencil- yani tam cümle kalıbını söylemen gerekiyor, sadece 'no, its a pencil' filan demen yasak bu derslerde gibi.

What's your name?
Kahve (yanlış cevap, tam kalıbıyla may neym iz gahve diceksin yani)

Henüz okuma yazma bilmeyen küçük çocuklara böylece sorgusuz sualsiz am, is, are kullanımını beynin sağlam yerlerine gömerek öğretmek.



Dün, deneme günüymüş. Yani, küçük çocuk grubu toplanıyor ve bir deneme dersi yapıyorlar. Yani biz kursu değil, kurs bizi deniyor. Okulun aşırı hırslı, hırsından kaşları sürekli alnına değen müdürüyle biz 30 kişilik ebeveyn grubu toplantıya girdik.

Çocuklar derste, biz toplantıda.

Ve hayatımda gördüğüm en muhteşem satış pazarlama anına tanık oldum. Hırslı, konuşmaya başladıktan 20 dakika sonra kadar, tüm veliler 'perfume' filmindeki o büyülenme sahneleri vardı ya, onun birebir aynısı hipnotizelikte, kadının yörüngesine girmişti. Öl dese ölecekler, evini üstüme yap dese yapacaklardı.

Çünkü konu hassastı. Çocuklarımız ve zavallı İngilizce çaresizliğimiz.

Kadın nasıl bir pazarlamacılık yaptı?

Önce velileri aşağıladı.
Onların zayıf İngilizce bilgilerini.
Sonra eğitim sistemini, okulları, öğretmenleri.
Çocukları aşağıladı.
Deneme dersine ilgisi olmayan çocukları.
Onun yöntemine cevap vermeyen çocukları, 'bozuk' bir nesneymiş duygusunda anlatarak, nasıl kayda kabul etmediğini.

Benim dersime ilgi duymuyorsa, götürün parkta zaman öldürsün diyerek oyunu bile aşağıladı.

Kendi bulduğu(!) bu dahiyane yöntemle, şu anda tüm iddialı kolejlerden çok daha iyi İngilizce öğretebildiğini; öğrencilerinin x, y, z sınavlarından nasıl kocaman puanlar aldıklarını söylediğinde alkışa hazırlanan veliler, hırslının;

'bana yapılan başvuruların yüzde 80'ini eliyorum, sadece benim yöntemimi başaracak kalan yüzde 20 ile devam ediyorum' demesiyle dilencilik seviyesine gelmişlerdi bile. Derse katılım göstermeyen, sıkılan, ilgilenmeyen çocuk asssla ama assslaa bu merkezde bulunamazdı. Hatta kayıt kabul alan bir öğrencinin sonradan derslerde durgun olması, onun merkezden çıkarılması anlamındaydı. Kısaca işlevsel, işe yarar, sorunsuz, hatta hasta bile olmayan çocuk lazımdı!

İngilizce öğrenmek bu kadının tekelindeymiş gibi herkes strese girdi. Çocuğu kabul edilmezse, çok büyük kahrolacak, 'bu çocuk olmadı, yapamadık biz çocuğu' diye kıvranacaktı adeta.

Böyle anlatıyorum ama ben kaş hareketleri sebebiyle çoktan kopmuştum kadının yörüngesinden. Sadece etrafı gözlemliyordum. Gözlerimle gördüm, blog. Tüm anne-babalardaki o korkuyu, karanlıklarına çekilmiş bir halde titremeyi gördüm.

gurbanın olam ingiliççe öğret


Kadın başardı. Aldı velilerin tüm hayranlığını.

Uzun sürdü baya bu görüşme, yani çok fazla şey anlattı. Ben yukarıda kısaca özetledim. Söylediğine göre, haftaya 'BAŞARILI' çocukların ailelerine telefonla dönüş yapacakmış. Dönüş gelmeyenlerin vay haline :D

Neyse, ben kadının yörüngesinden kopsam da kendi olumsuz bakış açımın yörüngesindeydim elbette. Çocukların dersi bitince, sırayla çocuklar yanımıza geldi. Baktım tüm çocukların neşesi yerinde, keyifli, neşe dolu... Derken bizimki göründü, suratı beş karış, küfür bilse '.mına goyarım böyle işin' suratı var, o derece. Meğer çıkarken çorabını tam giyememiş, onunla kavga ediyor. Ev erkeğiyle, yardım edelim diyoruz, orada bize 2 yaş sendromundan hatıralar yaşatan cinsten çıkışlar yapıyor.

Toplantıda vurgulanan ilgisiz, uyumsuz, sorun yaratan çocuk bizim çocuğumuzdu işte :D Belli ki bizi arayan olmayacaktı. İnan bana blog, zikimde bile olmayan bu merkez, ev çocuğunun bu mızmız davranışı yüzünden beni strese o an soktu işte. Herkes bize 'zombi virüsünü' kapmışız gibi baktı. 'Oldu, o zaman iyi günneer' diyerek vedalaştık.

İşte orada ihanet var blog. Evet, normalde de bu tip davranışlarını istemiyoruz, konuşuyoruz, hatta kendini güzel ifade etmezse kendisiyle diyalogu keseceğimi söylüyorum. Fakat orda, ev erkeği de ben de bir giysi fazla gıcık olduk, eminim. 'Merhaba oğlum, dersten zevk aldın mı, eğlendin mi bakalım?' gibi sorular yerine 'ver o çorabı bana, tamam tersini çevircem, dur ayağama basma lan' seviyesine geçmek aksjhfkjfh.

Neyse, sonra konuştuk. Ev çocuğuna sordum, çok sıkılmış. Öff hep bildiğim şeyler, blue, red, çok sıkıcı dedi. Hayal kırıklığı yaşamış; 'Sen çok eğlenceli olacak' demiştin, ama değildi diyor. (çünkü bana telefonda, çocuğa öyle söylemem istenmişti)

Ve ev çocuğunu iyi tanırım. Sıkıldıysa, bence de sıkıcıdır. Yani siz bizi değil, biz sizi eliyoruz anladın mı hırslıcıım?

İndir o kaşını.

8 yorum:

  1. Bahsi geçen öreetmen gibi saydıklarını aşağılamaya ben de çok seviyorum, o ayrı bir konu:)) Amaaan boş ver Kahvecim. Anadolu lisesi ve Bilkent mezunuyum. Arkadaşların birçoğu TED'den gelmeydi. Aramızdaki fark 1 sene hazırlık okuyarak kapandı. Herkes fakülteye başlayınca ingilizce öğrenmişti. Yurt dışına gidip 1 yıl takılan şakır şakır konuşuyordu. Çok arkadaşım var ki yemeyip içmeyip okullara para döken ailelerinden hala harçlık alıyorlar. Aynı şekilde Boğaziçi, ODTÜ, Koç mezunları... Ailesi zengin olanlar kendi işlerini kurup paralarını katladılar. Bizim gibiler ise özel sektörde çile doldurup saygın bir kamu kurumuna kapak atmanın yollarını arıyor. Yurt dışına çıkmak eski kadar kolay değil artık. Türkiye'de de çapımız, yapacağımız işler, kazanacağımız paralar belli. Boş ver vallahi boş ver.

    YanıtlaSil
  2. İngilizce öğretmeniyim. Kendi kızıma tek kelime İngilizce öğretmedim. Anaokulunda good morning, see you later, pink, blue, one, two, three... gibi başlangıç yaptılar. Şimdi 1. sınıf. B sene İngilizce dersleri yok, seneye başlayacak. Hiç takmıyorum. Ben ortaokulda öğrendim İngilizce. Sizin anlattığınız tayfa gibi gayet iyi durumdayım. İsterse kızım da eninde sonunda öğrenir. İstemezse de kendi bileceği iş. Bu konuda gayet rahatım :D

    YanıtlaSil
  3. Ay görmeden nefret ettim “bayan hırs”tan... tabii şunu da unutmamak lazım; iyice boka saran eğitim sistemi içinde çocuklara ne yapsak da bir artı katsak diye kafayı yediğimiz için biz ebeveynler bu tür yerlere prim veriyoruz. Zaten gözlemlemişsin ne kadar kendinden geçmiş insanlar...
    Ben de anadolu lisesi mezunuyum, bütün ingilizcem de hazırlık sınıfında dersimize giren 2 hocadan birinin eseri. 12 yaşında tıfıllar olarak ingilizce münazara yapabiliyorduk, sonradan da öğreniliyor yani bal gibi. Ama işte sorun şurada; o okullar o öğretmenler nerde...
    poffff... yazdıkça kendimi darladım

    YanıtlaSil
  4. Ya benim blogda da son yazıda bu muhabbet dönüyor. Çok enteresan, içim kalktı resmen. Çünkü hiç düşünmemiştim ama, mesela senin yerinde daha sosyal baskıya dayanıksız, güvensiz bir veli olduğunu düşün, diğerlerinin çocuklarının yaptıkları üzerinden bakıyor çocuğuna. Mesela blogda bir okuyucu demiş, okulöncesinde okuma öğretiyorlar zaten okuma bilmeyen yok diye.. Bu nasıl hırstır, belki de pazarlama tekniği: "çocuğunuz 5 yaşında okuyacak, iddialıyız" falan.. Ya öyleyse, çok çok çok acı.. Okulun ve velilerin hırsları arasında çocuklar mahvoluyor, düşünen yok. Resmen okuma bilmeden okula başlayan, oyun dışında bişey bilmeyen normal annelerin yaşadığı sosyal baskıya bakar mısın! Ya çocuklara ne yapsak artı katsak demiş ya mızmız, o artı sadece çocuğu çocuk olarak görmek, ona çocukluk haklarını vermek bence.. Bu ne acele?
    Ama evet herşey öğretmende bitiyor, Allahım çocuklarımızı hırssız ama öğretmeyi seven, çocuğu daha çok seven öğretmenlerin eline düşür yarabbim yahu! Korktum bi an.
    Not. Dil dile değmedikçe dil öğrenilmez bacım :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin bloga şimdi baktım olaylar olaylar asdfghjk Ay siz de boş verin ya:) ben, üstteki anomim.

      Sil
  5. Ayrıca aklı olan veli bence çocuğuna çince öğretsin, inglizce değil :D İleriyi düşünüyorsak yani.

    YanıtlaSil
  6. çocuğunuzun sağlığı yerinde olsun gerisi zaten kendiliğinden geliyor. hiç dert etmeyin okuyacaksa okur, öğrenmek isterse öğrenir hülya

    YanıtlaSil
  7. yorum bırakan herkese çok teşekkür ederim. her yorum geldiğinde hemmmen ivedilikle okuyor, hatta bir kezle kalmayıp birkaç kere daha aynı yoruma bakıyorum.

    dönüş yapamıyor olsam da, hepsi bana birer destek, fikir, ipucu <3

    YanıtlaSil

Oğlum için nasıl bir hayat hayal ediyorum?

Ev çocuğu dünyaya gelmeden, ben anneliğin kulisine girmeden; az gelişmiş bir ülke vatandaşı olarak duyduğum ifadeler: 'Bu ülkeye ç...