31 Ocak 2019 Perşembe

Şöyle bir 'oh' çekeyim.


Tebrikleri, alkışları kabul edebilirim. Buyrun buyrun çekinmeyin lütfen! Sen de beni yanaklarımdan öpebilir, içinden geliyorsa takı bile takabilirsin. Sonuçta kimin başına gelse, zorlanırdı. Piyangodan bana çıktı napalım. Fakat görüyorsun, nasıl çiziksiz, sıyrıksız atlattık, halaylar çekilsin zılgıtlar atılsın!

Kayınvalide, yani ev erkeğinin annesi taze gitti. Kendisine KV kısaltmasından dolayı kivi diyeceğim yazı boyunca, tamam mı? Sanma ki kendisi kabus gibi bir kayınvalide. Hayır, haşa! Kendisi sadece sıra dışı bir birey. Çılgın, deli, aşırı bir ruh. Onun gelini olma vasfıyla herhangi bir şanssızlık yaşamadım. Öyle bir ilişkim olmadı onunla. Nasıl anlatsam sana onu ah, nereden başlasam...

O ki, düğün öncesi gelinlik araştırması yaparken, yüksek meblağları duyunca mağazada fenalaşıyormuş gibi yapan... Biz panik olup dışarıya çıkarınca pozunu düzelten ve aradaki bağlantıyı anlamamıza hiç aldırış etmeyen.

O ki ev çocuğu dünyaya geldiğinde, küvezde yaşam mücadelesi verirken, 'onun bi gözü büyük bi gözü küçük, terziyim ben, anlarım' gibi bir iddia ortaya atıp, bizden tepki almaya çalışan. Alamayınca, 'onun kulağı kafasına yapışık, heralde özürü var' diyerek, radikal çıkışlar yapan. Tıbba adeta kafa tutan.

O ki bize ne zaman kalmaya gelse, o valizi tıkış tıkış yapan. Hatta yanına aldığı kuru gıdaları ağzı açık koyduğu için, evin her yerini tarhana tanesi yapan. Valizinden neredeyse, çekyat çıkaran. Ama hep bir şeylerini unutmuş olan.

O ki çöplerini, kişisel hijyen malzemelerini hiçbir zaman çöpe atmayan, atmadığını kabul etmeyen ve onu özellikle odalarda bırakırken yakaladığımızda 'yaşlıyım ben, yaşlılar bunak olur, unutuyorum ondan, bi ayağım çukurda' diyen. Yaşı henüz daha yeni 60 olan, yaşlılıkla hiçbir ilgisi olmayan.

Sırf aşağıdaki komşulara pencereden 'torunumlayım' görüntüsü vermek için, 3 katlı korunaksız pencereye dayanıp, 2 yaşındaki oğlumu kucağına alan. Neler olabileceğini asla hesaplayamayan.

Bu gelişinde, 5 yaşına gelmiş olan oğlum muzunu yemedi diye 'aa ama nasıl güçleneceksin, arkadaşlarını nasıl döveceksin?' diye motivasyon sağlamaya çalışan. 'Anne, çocuğa o şekilde yönlendirme yapamazsın' diyen oğluna da 'siz ne bilirsiniz ki, o daha neler öğrenecek, siz ayakta uyuyun' diyen.

Sağlıklı beslenmesi gerektiğini söyleyen doktoruyla görüşmesini anlatırken 'zaten sağlıklı besleniyoruz, artık her gün pasta yemiyoruz' diyen ve çantasından bim gofret eksik etmeyen.

Her sokağa çıktığımızda mutlaka namaz saati gelen ve bize her durumda her koşulda mescit aratan.

Etrafında kendinden başka baş örtülü görmediğinde 'şimdi hepsi bana bakıyor ama ilerde onlar cehennemde ben cennetteyken, onlara ben bakacağım' diye şeytani mimikler yapan.

Köpekler için 'şeytan tükürüğü' ifadesini kullanan, ölseler daha iyi diyen.

İçtiği çayın çöpünü mutfak kapısında durup lavaboyu hedef alarak fırlatan. Etrafa sıçradığında bunu hiç mesele etmeyen.



Anlatamadım. Ben kivi karakterini sana anlatamam ki. Anlatılabilecek biri değil. Yukarıda yazdığım özellikleri karma bir şekilde aslında kaba saba, kirli/dağınık, canlılara sevgi beslemeyen, tutarsız, ilgi çekmeye çalışan tuhaf birini betimlemeye yönelik. Fakat yine de tam karşılamıyor. Daha önce öyle birini tanımadım, okumadım, izlemedim. Açıkçası ev erkeğinin ailesini severim. Fakat annesiyle durumlar farklı. Oğluyla da ilişkisi yok. Mecburen yine en çok ben iletişim kuruyorum. Aslında onu da yapmasam olur. Çünkü haberim yok sanıyor ama hakkımda yaptığı tüm gıybetleri biliyorum. Hatta ağır dedikoduları da. Ama benim yıllar içinde ona karşı 'önemsememezlik' tavrım gelişti. Ciddiye almıyorum. Çünkü beni eleştiren aklı, akıl değil. Etik ve ahlak anlayışı gelişmemiş. Beni gözlemleyemez bile. Kaldı ki hayatındaki hiçbir kimseyi sevmiyor zaten. Bana gelene kadar, oho… Çocuklarını bile koşulsuz sevdiğini hiç hissetmiyorum. Senede 1 sefer, birkaç günlük geliyor. Orada da ev sahibi olarak onu ağırlıyorum, o kadar. Fakat benim için çok ilginç bir deneyim. Rol yapma oyunu gibi. Senenin iki günü, birini evde 'her şey yolundaymış gibi' ağırlıyorum. Onu evime hiç kabul etmeyebilirim bile. Bunu yapabileceğim kadar belgelerim var elimde. Bana göstermiyor tabi, ev erkeğine gösteriyor o yüzünü. Fakat ona kapıyı kapatacak kadar bile ciddiye almıyorum, nasıl açıklanır bilemiyorum.

Yılda 1 kez gelecek, oğlum babaannesiyle vakit geçirecek. Laf olsun sohbetleri edeceğiz ve daha sonra aylarca iletişim kurmayacağız. Senede sadece 1 kez. Ev erkeğine kalsa, ona bile gerek yok. Annesinden hangi çocuk bu kadar vazgeçer?

Aynı olay bana nasıl bu kadar komik, nasıl bu kadar sinir bozucu ve korkutucu görünebiliyor? Hayret ediyorum! Bazen bakıyorum tam bir karikatür. Bazen tüylerim ürperiyor. Bu yazıyı da dün yıllık görevimizi yapmış, birer bira açmış ve resmen kivinin gidişini kutlamış olmamızın üzerine yazıyorum. Sanırım bu yazıyı birkaç haftaya kaldırırım.

Çok garip. Bazen olaylar başımızdan düzenli olarak geçer. Mesela, seni mutsuz eden ya da duygu durumunda bir hareketlenme yaşatan olayları/kişileri düşün. Bu, birinin ölüm yıl dönümü olabilir, birinin ziyareti, bir kitap, bir şarkı, regl olma haftası... Çok değerli bir fırsattır aslında bu. Kendi gelişimini izlemek için.

İşte her sene kivi bize geldiğinde, kendi duygularıma ziyaret ediyorum. Bakalım neler değişmiş diye. Kendi duygu duraklarıma bir daha bakarım, elime alır yoklarım, önceden ne oluyordu, neden öyle hissediyordum, ne düşünüyordum? Hepsi teker teker geçit töreni yapar. Ve ben yeni kazandığım reflekslerle keşfettiğim yeni çözümleri seyrederim. Tavan arasında bekleyen sandık gibi. Her sene o sandığı açıp, bakıyorum. Vay be! Eve gelen aslında kivi değil. Eve gelen benim eski köpüren duygularım. O duygularıma dönüp izliyorum işte.

Bu sefer de dönüp baktım kendime. Nasıl anladım kendimi, ah ya... Eskiden kızardım. Neden daha olgun biri olamıyorum ki? Neden bu kadar mesele ediyorum? Hayır, de. Eve kabul etme. Ediyorsan da sohbet filan etme. Derdim. Kendimi suçlardım. Fakat şimdi anlıyorum.

Kendimi anladığım zaman dünyayı da anlıyorum. Hatta inanır mısın kiviyi bile anlıyorum. Olaylar beni yönetmiyor, ben olayları yönetiyorum. Kimse beni çıldırtamıyor, mağdur edemiyor. Sakin ve kendimde kalabiliyorum. Ya işte böyle her kivinin bize gelişinde, kendime ziyarete gidiyorum. Boşa yaşamıyoruz bu yılları, görüyorum. Hımm giderek aldığım kıvamı beğeniyorum.

Bir duygu eğer seni çok alt üst ediyorsa, orada yardımcı olmasını beklediğin bir 'sen' duruyor aslında. Diyor ki, ne yap ne et ama bunu çöz. Sıkıştım ben bu hissin altında. Tepki göstermek, cezalandırmak, küsmek, kaçmak gibi şeyler işe yaramıyor. Zaman senin, işle bu konuyu.

Bence böyle.


11 yorum:

  1. Çocukla ilgili kısımlarda aşırı sinirlendim. Senin ki sinsilik konusunda lisans seviyesinde olduğu için şanslısın. :D

    Bir de erkeğin görüş açısının bulanıklık seviyesi var ki, herkesin yaşam seyrini etkiliyor. Zamanla çözüyorsun evet ama ilişkiyi belli bir seviyeye çekmeden çözüme ulaşmak imkansız bence. :)


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu örnekte anne oğul ilişkisi fena kötü. bana tepki göstermek için bir replik kalmıyor bile. keşke her şey farklı olsaydı. sinsilik sandığım şey aslında aptallık da olabilir. bir niyet bu kadar açık edilir mi ki.

      Sil
  2. Sapka cikardim tespitlerine... Olayi coook buyuk oranda cozmussun cunku etkenlik adilgenlik ya da diger anlatimiyla kurbani oynamak ya da oynamamak noktasini cok iyi yakalamissin. "Olaylar beni yönetmiyor, ben olayları yönetiyorum. Kimse beni çıldırtamıyor, mağdur edemiyor. " dedigin anda gücü eline almissin zaten... Bu vakitten sonra kv seni ancak limon eksisi kadar burusturabilir.
    Guzel beyninden öpüyorum😘

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bi an güzel beyinden öpüyorum gibi okudum :D
      ahahah

      bu tespitlere kan dökerek geldik mızmızcım :D

      Sil
  3. Harika tasvir etmişsiniz kalemine sağlık

    YanıtlaSil
  4. Al işte ebeveyn olmayacak biri daha.. oysa mahallenin kivi teyzesi olarak acaip eglenilebilirdi, hoş sen şimdi de geliştirdiğin bakış açınla mukemmel bir seyirci olmuşsun bile. 😄 Aslında yazıyı okuduktan 5 dakika sonra bir sızı oluştu içimde kivinin evlatları ve yakın hayatındakiler için... o da ayrı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aynı şeyi biz de düşünüyoruz. yakın çevresi nasıl idare edebiliyor diyoruz. jet sosyete'deki Şennur teyze gibi mi diyorsun acaba sen biraz? ben o karakteri hiç eğlenceli bulmuyorum, sinirimi aşırı bozuyor. gerçek hayatta da öyledir ya. bazıları bu tipleri komik bulur bazıları kaçar.

      :D

      Sil
    2. Valla o karakter hiç aklima gelmemişti.. ☺ diyorum ya uzaktan bakmak daha iyi.. ama yakınında olunca iç sızısı 😑

      Sil
  5. Ben de bu tip insanlar tanıyorum ve o kişilerin büyüttüğü çocuklar çok acayip fakat tamamen farklı olabiliyor. Nasıl olmuş olabilir sorusu geliyor aklıma. Mesela eşine sorsan (eğer annesi çocukken de aynı ise) nasıl bu saçma yaklaşımlardan soyutlayabilmiş kendini.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. babasının varlığına bağlıyor. ben bilmiyorum ama kadın sonunda 2 düzgün çocuk çıkarmış meydana. anneden ne kadar bağımsız olabilir ki çocuk? en azından yaptığı doğru bir şeyler olmuş olmalı.

      Sil

Gitmek.

A noktasından B noktasına essahtan ulaşabilmek için 'gitmek' lazım (bazen gitmeden varmak isteriz ya). Bir yol, rota ve gitme ey...