7 Nisan 2018 Cumartesi

Komünizmden Sonra Çalışmayan Diğer Rejim; Mızıkçılık




Günlerden Pazar, evde herkes uyuyor. Ne güzel bir başlangıç, en azından benim için.

Ev çocuğunun ve yaş grubunun davranışlarını seyrediyorum uzun zamandır. Hepsi heyecanlı, anlatırken coşkulu ve hızla agresifleşebilen - mızıklanan canlılar. Bu agresifleşmeyi / mızıkçılığı anlayamıyorum ve dahası tahammül gösteremiyorum. Her şeyi doğru kodlamış olduğumuzu varsayarsak böyle olmaması lazımdı. Bu kadar kolay sinirlenmelerinin sebebini anlamaya çalışıyorum ve cevabı eldeki malzemelerle bulamayacağımı kabul ediyorum. Fakat yine de bir tahminim var. Bence konumuz yaş alışkanlıkları. Bir şeyi isterken önceki gelişim aralığından alıştıkları ses tonunu kullanmaya devam etmeleri. Aslında onu yapmasalar da olur, bunu halledebilirler, ancak sanırım bu davranış oturmuş.

Örnekle anlatırsam;

'Anne ben bi daa çizgi film istiyorum'
'Oğlum az önceki de bi daha istedin diye izlendi. Artık bitti, kapatıyoruz. Hatta al kumandayı sen kapat'
(Boynu yana devrilir, surat kuru üzüm gibi buruşturulur)
'Amaaaa beeeeen (hıçkırıklar hazırlanıyor) bi dahaaaaaa...'
Ve korkunç ağlamalar başlar.

Hadi bu örnek çok aşırı oldu, daha basitine bakalım:

(Çocuk, düğmesini iliklemeye çalışır, ilk ikisini yapar ve üçüncüsünde başarılı olamaz. Ses tonu yassılaşır, hıçkırık playlist'e alınır)

'Anne amaaaaa yaaaaaa anneeeee yapamıyööööm'
(Anne panikle içeri gelir)
'Oğlum, noldu?'
(Çocuk çok rencide olmuş gibi bir ses tonuyla mızıklı bir şekilde sözüne devam eder)
'Düğmemi anne... düğmemi.. anne.. düğme'
'Bi saniye. Bi dur bakayım. Şimdi ses tonunu bir de sakinleştir, ağlamadan söyle bakayım'
(Burada anne çocuğun mızıklanmasını taklit ederek, kendisinin ne kadar komik şekilde derdini anlattığını göstermeye çalışır ve çocuğun hunharca gülmesini de sağlar)
'Anne ben düğmemi iliklemeye çalıştım ama olmadı, yardım eder misin?'
'Tabi ederim canım, ne güzel yapmışsın diğerlerini, bunu da yapabilirsin aslında ama burası baya darmış, ondan olmadı sanırım'

Bu şekilde ev çocuğunun mızıklı anlatımını filtrelemeye, kendisini net ifade etmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bunu bir yerden tavsiye almadık, okumadık (tamamen hatalı da olabilir) İnsan olan bu işi böyle yapar diye düşünerek, oturduk çocuğumuzdan bunu rica ettik. Mızıklanmadan kendini ifade ederse daha mutlu olabileceğini, daha anlaşılır olacağını ve her şeyin yolunda gideceğini de söyledik. Çünkü onu kendi haline bıraktığımda, annesine mi çekti nedir, dramacılık-karamsarlık-hemen kendini koyvermecilik gibi davranışlardan destek alıyor. Ve maalesef, bir ebeveyn olarak bu beni geniş geniş sinirlendiriyor.

Bir diğer mevzu da her akşam diş fırçalama + uyku konusunda bizimle yaptığı inatçı çekişme. Bu konuda da aynı netliği ortaya koyduk. Bu rutinler tartışmaya kapalıdır ve eğer bizimle inatlaşırsa, -belki buradan uzmanlar bana kızacak ama- ben de ısrarı kesiyorum, onu kendi haline bırakıyorum. Bu ne demek? Yani kendisiyle ilgilenmiyorum. Seçimini yapacak. Ya bizimle eğlenceli uyku rutinini yapacak ve yatakta masal hakkı kazanacak... ya da 5 dakka daha, 7 dakka daha izin koparmalarında ona eyvallah dememize rağmen, hala sözünü tutmuyorsa, kendi kendine oyalanmaya razı gelecek- ama biz bu arada yatak odamıza çekileceğiz ve günümüzü bitireceğiz (çünkü çok geç oldu, hepimiz yorgunuz). Tabi ki biz gerçekten uyumuyoruz. Sadece onun içeride yalnız kalıp, durum değerlendirmesini yapsın istiyoruz. Bu gibi hallerde çoğunlukla sıkılıyor, pes ediyor, rutinini geri istiyor. Ama nadir de olsa, geçen gece olduğu gibi, kendi kendine oyununa devam ediyor. Ta ki yorgunluktan mahvolana kadar, yani ben onu kucağımda taşıyıp yatağına yatırana kadar. Burada amacımız, bize meydan okumalarına prim vermemek çünkü uyku+diş+giyinme gibi rutinlerimiz hakkında milyonlarca kez konuştuk, bazen oyunlar yaptık ve biz ev erkeğiyle artık çocuğumuzu idare etmek istemiyoruz. Bundan çok sıkıldık. Günü kurtarmak ve o güne özel çözümler bulmakla yol alamıyoruz.

Bunları düşünüyorum işte. Niçin ya niçin. Neden mızıklanma, neden çabucak agresifleşme ve meydan okuma isteği? Çocuğuma zıt giderek, ses yükselterek ya da ona boyun eğerek enerjimi tüketmek istemiyorum. Şeffaf olalım abi. Üçkağıda gerek yok. Benim de duygularım var.

Dışarıda gözlemlediğim bir de agresiflik konusu var. Bizim ev çocuğunda bunu çok yoğun görmüyorum. Ama o yaş grubunda, sanki çocuk değil de büyük adam hiddeti olan çocuklar görüyorum. Bu çocukların evlerinde şiddet, kötü davranış, ilgisiz aileye maruz kaldıklarını da düşünmüyorum şahsen. Bunun kaynağını merak ediyorum. Bir çocuğun boyun damarlarını şişire şişire, yüzü kıpkırmızı kesilinceye kadar sinirlenebilmesinin nedeni ne olabilir ki? Oynuyorsunuz beraber, ortam tatlı, tüm yetişkinler çevrenizde yapıcı, herhangi bir yoksunluğun yok, neden ama neden?

Ev çocuğunun agresifliği de olmuyor değil. Geçen şöyle bir olay yaşadık. Yine günün çizgi film vaktiydi. Bizimki okuldan gelmiş, dinleniyordu. Yemekten önce muz yer misin dedim. Evet dedi. Muzu gömdü, iki dakkada... Ben de yanında oturuyorum. Naptı biliyo musun? Kabuğunu boylu boyunca üzerime serdi. Hemen manevra yaptım, kabuğu aldım 'aaa? bu ne şimdi? kalk meyve tabağına bunu koy bakalım, çöp bu' dedim. Hiç sallamadı beni. Ben de sinirlendim. Mute'a bastım tv'de. Oğlum, kendi çöpünü kalkıp at diye tekrarladım. Mıyıkladı. Okey dedim, sen böyle yapıyorsan ben de tv'yi erkenden kapatıyorum, dedim. Bu kez koltukta kıvranarak ağlamaya başladı. Ben daha da sinirlendim. Tv'yi kapattım, muz kabuğunu koltukta bıraktım ve odadan çıktım.

Tabi çıldırdı vs. Yaptığım şey doğru mu değil mi bilmiyorum. Ama muz kabuğunu kucağıma bırakacak kadar gevşek bir çocuğu da yetiştiren yine benim. Heralde bugüne kadar her şeyi doğru yapmamışım bu durumda.

Neyse baya ağladı. Sakinleşene kadar bekledim. Bekledik diyim, çünkü ev erkeği de bir şekilde dahil oldu konuya. Sonra gittim yanına, tuttum ellerinden. Anlattım. Kendi çöpünü atmasının zor olmadığını, o sırada tembellik ettiğini ama bu evde herkesin kendi çöpünü kendi atması gerektiğini, kabuğu üzerime koymasının çok saçma olduğunu çünkü kendisinin fiziksel olarak gayet güçlü, büyük bir çocuk olduğunu filan anlattım. Çok sakindim, sarıldım ettim. Sonra bir poşet aldık, sehpadaki tüm çöpleri ona toplattık ve kapının yanına koy dedik. O da yaptı. Ve daha da yapacak, çünkü bu çocuğun her haltını ben ya da babası halletmiycez artık. Bence bu konuda cesur adımlar atmanın zamanı geldi. Yatak da toplayabilir, çöplerini de atabilir, oyuncaklarını da düzenleyebilir.

Bence çocuğun saçma davranışlarına günlük çözümler bulmak, sonradan çocukları gayet mutsuz bireyler yapabilir. Bu konuda acaip netim. Agresifmiş, neyinin agresifliği hacı? Yok mızmızmış, sebep? Bir çocuğa yapılabilecek en büyük jest:

  • Kendini etkili, net ya da anlaşılır ifade etmesine ortam sağlamak
  • Duygularını gözden geçirebilme ve isimlendirebilme yeteneği kazandırmak için teşvik etmek
  • Mümkünse de duygusal dalgalanmalarında-öfke patlamalarında ona yalakalık yapmamak

Nasıl yapılır ben de bilmiyorum. Sadece kendimi takip ediyorum.

6 Nisan 2018 Cuma

Youtube Kanallarında İşlenen Zaman Yönetimi Saçmalığı

her şey muntazam mı?

Youtube'da bu aralar, manken şarkıcı oyuncu kanallarına bakıyorum. İçerikleri nasıl, inceliyorum. Çok trend bir başlık var, zaman yönetimini yapmak konulu. Zamanı verimli kullanmak vs. Hepsi de aynı zamanda spor yapıp, çocuk büyütüp, iş kadını olup, ciltleri ışıl ışıl parıldarken avokado yemenin ipuçlarından bahsediyor. Bence de harika bir mevzu. Düşünsene ya, öyle bir hayat ki sabah uyanıyorsun ve bütün gün boyunca, sadece verimli olmaya odaklanıyorsun. Günün sonunda bunu başarmış olarak, makyajını temizliyorsun. Çocukla aktiviteni de yapmışsın, toplantılarına şık ve hazırlıklı da gitmişsin, sporunu aradan çıkarmış, bir de gece drink almaya kızlarla buluşmuşsun filan. Bir de buna sevgili /eş ile sex yapmayı da ekle... Bu arada halıların da hep temiz, o tezgahın üstünde çay lekeleri yok, oda kenarlarında saç tomarları birikmemiş. (Birikmemiş gibi çek hacı)

Ben balık hafızalı bir insan olduğum için... Sık sık kaliteli zaman yönetimleri hakkında okur, sonra unuturum. Bakayım dedim, bu hatunlar, neler tavsiye etmişler, başarılarının sırrı neymiş. Belki ben de birkaç tüyo alırsam, kafamda spor bandı avokadomu yerken, arkadan eşim belime sarılır ve saçları sarı (gerekirse boyatırız) çocuğumuz da odanın bir köşesinde legolarıyla uslu uslu bireysel etkinlik yapabilir.

İşte youtuber tayfasının çok acaip önemli zaman yönetimi tavsiyeleri:


bağayım ağdam ne zamanmış, nerdeydi bu app?


'APP Kullanmak'

Bu tayfa günün büyük bölümünü ense kökünü eğecek şekilde geçirdiklerinden (telefon ekranına eğilip bakmak), günlük tüm icraatlarını dijital ajandalara kaydetmek bir yana, ayrıca bir de app kullanmaktalar. Günlük harcamalarını not aldıkları app, su içmeyi hatırlatan app, squat sayısı app, etkinlikler hakkında bilgilendiren app vs. Hani şu filmdeki gibi. İlk 50 öpücük müydü? Kimliğimizi, ne olduğumuzu ve nelerden hoşlandığımızı bize her sabah çeşitli günlük bildirimlerle hatırlatacakları bir yaşam yapısına doğru gidiyormuşuz gibi geliyor. Bu ne mınako? İnsangızı bu denli mi kendiyle arasına dijital perde çeker? Hafızamıza ya da kendi iç sesimize yapacak hiçbir görev vermiyoruz, tıpkı bir makineymişiz gibi, bizi yönlendirmesi için direksiyonu olduğu gibi telefonumuza teslim ediyoruz. En büyük kaygımız şarjımız bitmesin!

katı meyve sıkacaamı kim temizleyecek, onu açıklıyorum!


Sorumluluk Paylaş

Bunu söyleyen çok kişi var. Bende 'dalga mı geçiyor?' etkisi yaratan bu tavsiye aynen şöyle. Diyorlar ki, o gün yapılacak önemli aktiviteleri madde madde yazın. Hepsini aynı anda siz yapamazsınız, multi-tasking doğru bir yöntem değil sonuçta, bu nedenle bu görevleri çevrenize paylaştırın. Bahsettiği şey aile üyeleri değil bu arada. Çalışanlarımızdan bahsediyor. Ya abla hanım, sen bu tavsiyeleri hangi zümre için veriyorsun, gerçekten anlamadım? Mesela ben iş toplantılarımın organizasyonu için birini görevlendirecekmişim. Ya sen bütün gün evde yeşil elma yiyip, yoga yapar gibi görünen birisin, hayatının hangi kısmında şirket sahibi gibi de olabiliyorsun? Bunu olmak için ne yapıyorsun ayrıca? Yaşadığımız ülkede hangimizin gün içinde 3 saat yoga yapıp, ormanda koşup, aynı zamanda çeşitli kalbur üstü iş toplantılarına katılacak ve çocuklarıyla krep yapacak bir yaşam tarzı var? Burada varoş ağzı yapmıyorum cidden, yanlış anlama olmasın. Sadece 'Zamanı Nasıl Verimli Kullanabilirsiniz?' başlıklı bir içeriği üretirken, hangi zümreyi hedef aldığını merak ediyorum. Parantez içinde (Nişantaşı Bebekleri için) filan yazsan mesela? Daha mı daraltsan hedef kitleni?

keçeliyle check atmak çogüzel


Check Atmak

Ünlü tavsiyelerine göre; dijital ajandaların yanı sıra, bir de klasik bir ajandamız mutlaka olmalı. Normal harita metod olmaz ama. Mutlaka şu 90 TL'ye filan satılan, malum markanın ajandalarından olacak. Ve gün içinde bitirilen işlerin yanına check atılacak.

TO DO LIST

1- 'Sosyal medya mecralarım için faydalı içerik üretilecek'

Aslında bu işin ayrıntısı: Hafta sonu kızımla profesyonel fotoğrafçıya çektirdiğimiz 203 görselden birini seç ve görselin altına 'doğal ebeveynlik en güzeli' yazarak, takipçilerime son zamanların trend ebeveynliğini uyguladığımı haber ver.

(CHECK) 

minimaliste beyaz koltuk takımını salı pazarında indirimli fiyata aldık

Minimalist Yaşam

Hepimiz geçtik minimalist yaşama çok şükür. Youtube minimalist yaşayanlarla dolu, çöpler de onların kullanmadıkları çantalarla. Minimalist yaşam, toplamda 1 haftada geçilebilecek bir 'kaliteli zaman yönetimi' önerisi olarak sosyal mecralarda ünleneli çok olmadı aslında. Bütün alışveriş manyağı insanlar, bir akşam üzeri kısır yerken 'minimalist olmak!' diye aydınlandı ve o hafta artık moda olmayan ve kullanmak istemedikleri tüm ıvır gıvırlarını eşe dosta dağıttı. Bazısı da çöpe attı. Aslında unutuldu, bizim anlayışımızdaki minimalist yaşam, bayram temizliği ile aynı abi? Biz hepimiz sade yaşam ayağına bayram temizliği yaptık, farkında değil misiniz? Evlerimize beyaz eşyalar aldık, beyaz koltuklarda dökmeden salçalı tost yeme mücadelesine girdik, minimalizm uğruna... Sehpanın üzerine bardak koyup, fotoğrafını çekerek, minimalist hashtag'lerde buluştuk. Hepsi dijital dünyada belgelendi, bir tek mecra hariç. Kendi iç mecramız. Hızla sadeleşmeye giderken, dijital evrenden kopmak, Necla'nın düğün fotoğraflarına bakmadan durabilmek aklımıza gelmedi tabi ki. Sadeleşmek bence de müthiş bir yaşam önerisi. Ancak, sadeleşmek karmaşadan kopmak demek ve biz bunu gerçekten istiyor muyuz? Kafamızdaki karmaşayı susturabiliyor muyuz? O telefonu bırakabiliyor muyuz?

gız Jennifer ten rengin sayesinde kız grubumuz daha havalı oldu,
iyi ki Bornova'ya taşınmışsınız amariga'dan

Kendine Zaman Ayır

Bu öneri ne demek sence? Benim aklıma ilk gelenler; uzun bir duş almak, yayılıp kitap okumak filan... Ancak zaman yönetimi tavsiyesi veren bu tür içeriklerde verilen örnekler şöyle; arkadaşlarınla hafta sonu turlara çık, hiç görmediğin bir ülkeye git, yeni bir proje geliştir, kız grubunla öğle arası iyi bir kahveciye git (öğle mesaisi, trafik çilesi ve yemek tutarında kahve fiyatları?), yüzüne küçük müdahaleler yaptır!

Oldu canım! Kendime zaman ayırmak için bankadan kredi de çekeyim. İçlerinde en masum görüneni, kız grubumla kahveciye gitmek konusu bile benim için ayrı bir ütopya. Hangi kız grubu? Sex and the City ortamı hepimizde varmış gibi? En sık görüştüğüm kız, bizim apartmanda birinci katta yaşayan 82 yaşındaki Sevim teyze. O da zor işitiyor. Zaten kahve ona dokunuyor. İzmir'in farklı yerlerinde çalışan kız arkadaşlarımla organizasyon yapsak, hepimizin aynı yerde ortak bir kahvecide buluşması 45 dakika sürer. Toplu taşımalar malum... Zaten birer kahve içsek, 15 TL filan. Yol parasıyla 20 TL ediyor. E öğle yemeği yemeyecek miyiz? O da 25 TL olsun, en az. Etti, 45 TL... Öğle mesaisi 1 saat, kalan süre 15 dakika. Toplam 15 dakika kızlarla 'nabdın o işi' çenesi çalmak için 45 lira vereyim mi istiyorsun?

-
Kısacası, yine avokado yiyerek, başarılı iş kadını ve fenomen anne olamıyorum. Bu tavsiyeler bende çalışmaz. Siz nabıyonuz zaman yönetimini? Olayınız ne? Nabdın o işi?

27 Mart 2018 Salı

Biz evlenecek miyiz?


Dün sordu. Bir yandan tabağındaki meyveleri yiyordu. Tam anlamadım, tekrar sordum; 'Ne, anlamadım?' dedim. 'Biz evlenecek miyiz anne? Hani siz evlisiniz ya, ben de sizinle evlenecek miyim?' diye sorusunu detaylandırdı. Dur dedim kendime, şuan tam da kitap konuşmaları yapabileceğin meydan. Ses tonumu tömkürükledim, kibar bir gülümseme takındım, ev erkeğiyle göz göze gelmemeye çalıştım (gülmeyelim diye) ve anlattım:

'Sen büyüdüğünde, çok hoşlandığın, beraber eğlendiğin hatta çok sevdiğin bir arkadaşın olacak. O zaman onunla evlenebilirsin' dedim. Cevabımı beğenmedim, başka ne cevap verebilirdim diye düşünceye daldığımda, belli belirsiz şöyle dedi:

'Mert'le evlenirim o zaman, onunla çok gülüyos'

Ev erkeği tömkürüklendi bu kez; 'Annenle ben gibi yani oğlum. Kızlardan biriyle olur bence' dedi. Gözümü pörtükledim(*) kendisine. Beyim de her Türk erkeği gibi gey-koruyucu filtesini kullanmıştı. Her ne kadar açık seçik kabul etmese de, çocuun üçkağıtçı şerefsiz mi olsun, gey mi olsun diye sorsalar, oyunu şerefsizlikten yana kullanırdı. Ev çocuu, biraz düşündü;

'Senle anne, o zaman senle evlenirim' dedi.

'Yok oğlum, annelerle çocuklar evlenmez, ilerde bakarsın işte' dedim. Çok üzüldü bunu duyunca. 'Ben evlenmesem? Burda sizinle otursam?' diye sorunca, sorun olmaz dedik. Tabi ki burda bizimle kalmak istersen, eyvallah oğlum türünde cevaplar verdik.

Dikkat ettim de, çocukla ilişkimizin başından beri kronometresiz yapamıyoruz. Hamile kaldım, önce ilk 3 ay, sonra 6 ve 9 ay bekleme süreçleri... Aman kesesini görelim, vay kalp atışını duyalım, bismillah testleri geçelim, tövbeler olsun içimizden çıkaralım... Süreçler bitti, 'bi yenidoğanlığı atlatsın da bakalım' kısmı. Ardından 6 ay, hadi 1 yaş olsun, derken 2 yaş sendromu ve ver elini 3 yaş dönemeci... Sonrası da inan, tane tane geçmiyor. Yavaş ebeveynlik dediğin şey sadece cumartesi-pazarlarda kalıyor ki o da cumartesi günleri çalışmıyorsan.

İşimiz büyük oranda 'büyü bakalım, hadi durmak yok büyümeye devam' sloganıyla 'ay çabucak büyüyorlar, zaman hızla akıyor tüh yaa' diye uykusunda bebeleri seyretmek arasında dalgalanmak şeklinde. Peki bunun normali nedir? Dünyada bu konudaki trend topicler nasıl? Uzmanlar mevzuya dair neler hashtagliyor? Valla hiç bilmiyorum. Bunun standardı yok diye düşünüyorum. Her yüzyılda, her mahallede ve kültürde ebeveynler alkış yaparak tempo tutuyor; 'hadi bakalım büyüyoruz, oyalanmayalım çabuk çabuk' diyerek, yılları geçiştiriyorlardır. Bu durumla mücadele etmenin yersiz olduğunu artık kabullendim. Belki de insan doğası ona yüklediğimiz anlamlardan çok farklı bir yerdedir ve çocuğuyla ilişkisini sınırlandırmayı seviyordur? Onu bir emanet gibi görüp, kendi bağımsız hayatına nakletmeyi kendine vazife ediyor, daha fazla bir alan yaratmak istemiyordur.

Loğusa (otomatik düzeltme ısrarla 'h' ile yazdırmıyor, doğrusu ne bilemedim) sendromuna bak. Orada bu uzun, ince yolun ciddiyetini dank efektiyle anlamış insankızı depresyonu göreceksin. Aynı asabiyeti çocuu yemek yemeyen, ödevlerini eve gelir gelmez bitirmeyen, sınavlardan düşük puan alan, olması gerektiği gibi sosyalleşemeyen ya da fazla sosyalleşen ebeveynlerin gözbebeklerinde de görebilirsiniz. Çünkü hız kesiliyor, anladın mı? Acelemiz var, acele. Çocuu büyütürken, acele.

Şimdi bu aceleciliğimize bakınca, konuyu şehir yaşamı ve günümüz şartlarına (akıllı telefonlar, sosyal medya vs.) yaslamak, kolaycı bir şekilde alışkanlığımız oldu. Burada üzülerek zortluyorum(*). Benim anneannem de, onun annesi ve hatta onun da anasıgil çocuklarını aynı acelecilikle büyüttüler. Acelemiz var evet! Çocukları evden dehlemek için hepimiz sabırsızız, çünkü ulvi görevimiz, doğanın kulağımıza fısıldadığı buydu. Üremek, büyütmek, mücadeleye hazır hale getirmek, dehlemek ve köşemize çekilip kafa dinlemek.

O nedenle evladım, evet çok tercih etmesem de, hani oldu ya, mecbur kaldın, büyüdüğünde bizimle yaşayabilirsin tabi ki. Kendi paranı kazandığın, kendi ev görevlerini yaptığın ve mümkünse beni rahatsız etmediğin sürece. Ev bakalım biz yine de hı?

*Ses Tömkürüklemek: Sesini öksürme yardımıyla düzeltmek
*Göz Pörtüklemek: Göz devirmek
*Zortlamak: Karşı çıkmak, aksini iddia etmek

17 Mart 2018 Cumartesi

Bunları öğren oğlum, beni tanı oğlum!

Annelikte ilk 4 seneyi devirdikten sonra, kazandığım bazı tatlı yeteneklerden biri de, 'her şeyi yapabilen anne' olmaya çalışmaktan vazgeçmek.

Ben misal, daha önce kendimi 'Çocuğum Çok Şanslı Çünkü Ben..' diyerek, zaten şefkatle karşılamış, olduğum halimi kabul buyurmuş, iyi kısımlarımı pohpohlamıştım. Şimdi de, işi biraz daha ileriye taşıyarak, annelikte neleri yapıp-yapamayacağımı dürüst şekilde önce kendime, sonra çevremdekilere duyuruyorum.

Örneğin, sabah erkenden oğlumla uyanıp, hoş bir kahvaltı hazırlayıp, çene çalmak, kitap okumak; yaparken keyif aldığım türden bir aktivite.
Ancak kahvaltı sonrası 'hadi anne arabacılık' dendiğinde, üzgünüm; ben ARABACILIK OYNAMAYI SEVMİYORUM tatlı kuşum, napayım? Çocukken de ilgim yoktu, şimdi de ilgim yok. Elime o sıkıcı arabaları alıp, oynamak için yanına bağdaş kurduğumda kendimi de aşırı sıkıcı hissediyorum evladım, anlaştık mı?

Oğlumla beraber sokaklarda gezmeyi, ağaçları bitkileri incelemeyi, markete uğrayıp alışveriş yapmayı, parkta vakit geçirmeyi çok seviyorum. Hiç sıkılmam. Fakat, gel gör ki beraber apartman merdivenlerini çıkmak bana kan kusturuyor. Orada aşırı sabırsız birine dönüşüyorum ve herhangi bir talebi olumlu karşılayamıyorum. O merdivenler çıkılacak, bitti.

Aynı kitapları defalarca okumak, masal uydurup onları canlandırmak, dergileri karıştırmak, bana da çok iyi geliyor. Eğleniyorum. Ancak çizgi film saatinde vasat seslendirmelerle hazırlanmış, dandik senaryolu, itici karakterlerle sunulan çizgi filmler, bende tırnağı tahtaya sürtme hissi uyandırıyor. Nefret ediyorum. Hele o müzikleri... Bu yüzden o çok istediğin çizgi filmleri seninle oturup, keyifle izleyemiyorum canım oğlum. Kusura bakma artık.

Seni yıkamayı, tırnaklarını kesmeyi, saçlarını şekle sokmayı, yatağında sana eşlik edip elinden tutmayı hiçbir şeye değişmem, çok zevkli. Fakat maalesef başucunda uyumanı beklemeyi sevmiyorum canım oğlum. Çünkü benim de yapmak istediğim başka şeyler var o sırada; kitap okumak, bulaşıkları halletmek, dizi izlemek vs. Lütfen bensiz uyumaya alış artık olmaz mı? Beraber yatağa girebiliriz, biraz elinden tutabilirim evet. Fakat sonra veda öpücüğünü verip, yanından ayrılmak istiyorum. Bu konuda netim. Biliyorsun bazen bu uyku süresini sırf çene çalmak için 1 saate kadar uzatıyorsun, bu durum bende çıbanlar çıkarıyor, uyuz oluyorum.

Sözünü kesmemeyi, sen ne dersen elimizde kağıt-kalem 'nerdeyse' notlar alır gibi dinlemeyi, kendimize şiar edindiydik. Biliyorsun. Doğduğundan beri hem de... İlk 'gık' sesini bile saygıyla dinlemiştik. Fakat babanla bir şeyler konuşurken, sözümüzü kesme çabaların, kendini duyuramadıkça da sesini olabildiğince rahatsız edici şekilde yükseltiyor oluşun, bize sağdan soldan geliyor, haberin olsun. Söz kesmeyeceksin evladım. Anneliğimde değişen önemli bir kısım: Ben sana saygı duyuyorum, senden de benzerini bekliyorum, kapiş beybi?

Yapboza, legoya saatlerce okeyim ama seninle evin içinde yarış yapmaya yokum. Çünkü sevmiyorum oğlum, farkında mısın? Fark etmiş miydin? Babanla oyna. Ya da arkadaşlarınla... Ben hiç eğlenmiyorum yarış yaparken. Aksiyonlu oyunlarda da aşırı sıkıldığımı söylemeliyim. Ama eğer istersen, figürlerinle maceralı bir ortam kurup, onlarla hikaye oluşturabiliriz. Uzayda geçebilir maceramız mesela...

Bunları öğren oğlum, beni tanı oğlum. Israr etmekten vazgeçersen, benim yapabildiklerimle yetinmeyi becerebilirsen, çok eğleniriz bak oğlum. Arabacılık deme oğlum, yapma oğlum, kırmızı arabayı bana uzatma oğlum, kim hangi takımda yani anlamadım oğlum, yine beni geçiyosun yarışta- ben geçsem hemen mızıkçılık yapıyosun oğlum, yeterin oğlum!









3 Mart 2018 Cumartesi

Cumartesi Çılgınlığı: Gündüz Vakti Blog Yazmak!


Çocukta yaş 4 olunca, artık öğle uykuları opsiyonel oluyor, zaten uzun zamandır da bunu böyle uyguluyoruz. Diyelim gece uykuya dalışı gecikti ve sabah da had bilmez bir saatte uyandı. O zaman ertesi gün, öğle uykusuna demir atmak, boynunun borcu oluyor. Her ne kadar reddetse de... Çünkü uykusuzluk, aramızdaki en peyami safaları bile, anksiyeteli yapabilir.

Bir giriş bu kadar mı uzatılır? Yani diyeceğim o ki... Günlerden Cumartesi ve öğle saatinde çayımla bilgisayar başına geçebildim. Çünkü ev erkeği ve ev çocuu yan odada, yataktalar. Bu aralar oğlumun ilgisini uzay, meteorlar ya da köpek balıkları gibi 'denişik' konular değil de, başka bir mevzu çekiyor. Hakikaten kafası bu konuyla çok meşgul: Kargocular!

Bir kargocu nedir, nasıl evlere gelir, ne yer ne içer, boyu kaçtır, ne kadar büyürsek kargocu oluruz gibi soruları soruyor. Bugün kaç gündür eve gelmesini beklediğimiz bir portatif blender için kargo şubesine gittik. Sabah, ilk iş... Ve kargocuların çalışma sahasını yakından gözlemlemeye fırsat bulan 4 yaş bireyi, kocaman kutuyu gururla taşıyarak mekandan ayrıldı... İşte 4 yaştan güncellemeler.

Bu blender'da ne zamandır gözüm vardı. Bizim cam sürahili dev blender hem rahat temizlenmiyor hem eşşek gibi ağır. Portatif olanlar arasında Tefal, Arzum ve Vestel seçenekleri arasında kaldım. Vestel'inkiler tip olarak çok şeker ve ucuz! Üçünün özellikleri de aynı hemen hemen...Yorumlar da enteresan şekilde iyiydi- genelde Vestel pek sevilmez çünkü. Yeşil rengini aldım! İlk smoothie'mi yapmak için heycanlı hisler içindeyim. Kargocudan çıkıp marketten instagram gızı malzemeleri seçtim: Avokado, keten tohumu, muz bla bla bla.. Tabi ki sepete yaban mersinini de atmıştım ama bir avucu 12 TL imiş?!?! Halkımıza her sosyoş medyoş kanalından 'yaban mersini yi, bol bol yi' diyen uzmanlar?? Libidonuz mu yüksek, nabıyonuz? Fiyatı duyunca, kalsın dedim. Ev erkeği benden daha cimri olmasına rağmen, kasada 'çok para bu' diye reddettiğim zamanlarda hafiften bi benden utanıyor jasgdjagfsa... Yaban mersinini reddettiğim sırada ev çocuu da 'anne kokliyim kokliyimm' diyince, iyice gariban aile imajı çizdik diye bozulmuştur sanırım ahajgdjg :D

Bu arada ev çocuu dibimde bitti şuan, uyumamış.

Bak ne dicem... Benim şu şeker takıntım var ya. Bu bazen 'ya nolcak arada kurabiye, kek yenir' şeklinde normalleşiyordu. Fakat ne fark ettim? Bizim bebe, kreşte pudingler, pastalar, kurabiyeler yiye yiye damak tadını o yönlü baya geliştirmiş. Yemediğinde unutuyor ama yedikçe de fazlasını istiyor. Bence aynı gün içerisinde hem yaş pasta hem puding hem gündüz yenen beyaz ekmekler ve öğle yemeğinin böreği çok fazla. Hepsi vücutta şeker oluyor, nolur bana 'titiz' deme. Fazla işte, bir çocuk için.

Kreşten çok memnunum. Fakat bu beslenme programları, bana bu açıdan hiç uymuyor. Karşımda iki seçenek var. Hangisini yapayım dersin?

Bir: Uykudan sonraki öğlen atıştırmalıklarına sıra gelmeden, çocuu erkenden okuldan almak. Yani 17:00'da alacağıma 15:00'da almak. Böylece okulda öğlen atıştırmalıkları şeklinde verilen hamur-şeker olaylarından kurtarmak.

Fakat bu sefer de ev erkeği gıcık oluyor. Parasını tam ödediğimiz okuldan neden çocuğu erken alıyoruz ki, çok saçma diyor.

İki: Okulla konuşmak. Bana 'kafayı yemiş veli' sıfatını yapıştırmalarına izin vererek, onlardan çocuklara şekerli hiçbir şey hazırlamamalarını, doğum günlerinde şekerli gıdaları yasaklamalarını rica etmek. Fakat bunu kabul etmeleri gerçekten zor.

Nabıcam bilmiyorum?
Önerisi olan?


27 Şubat 2018 Salı

Nostalji, çay ve evlilik!


Bu yazıyı öteki bloğumda tee 31 Ağustos 2011 tarihinde yayınlamışım. İlk evlendiğim sene ve itlik, serserilik yıllarım. Nostaljicilik! Çayımı içerken denk geldim. Görüyorum ki yazı tarzımdan ve cıvıklık kalitemden bi'şey eksilmemiş. Bu iyi mi kötü mü, hiç anlamadım. İstikrar mı, yerinde saymak mı? Bu zamana kadar yazarak zengin olmadığıma göre, kesin kötü bişi. Neysıh. İşte mutlu ilişkinin sırları...



Kadın erkek ilişkilerinde yukarı tükürseniz bıyık, aşşaa tükürseniz sakalla temas edersiniz. Çiftler, sorunları çözmek için birbirine destek vermelidirlerdirdir. Cümle sonundaki koşaçlarımın çokluğu bu konuyu doğrular. Psişik ilişki uzmanımız Güneş Guruöz'le kadın erkek ilişkisini konuştuk. Tabi henüz 5 aylık evli olan Güneş hanımın nasıl hemen uzman olduğunu biz de sizin gibi merak ettik ve sorduk:

"Uzmanlık kolay olmadı. Bir süre işten ayrıldım sadece evde eşimle vakit geçirdim. Uzun uzun onu izledim, notlar aldım. Sağolsun sürekli onu izlememden bıktığı zamanlar olmasına rağmen, beni ittirmedi. Çünkü yane sonuçta ben de 15 yaşımdan beri evlilik beklentisinde biriyim. Bu hayalim gerçekleşince eve kapanıp sürekli eşimi izlemem normal diye düşünüyorum. Uykusunda bile izlediğim oluyor. Aslında eşim açısından çekilecek şey değil ama allah razı olsun eşim bana hiç küfür bile etmedi bu yüzden. Bu sayede evlilik uzmanı oldum."

Yapar gibi görünmek
Güneş hanım, ilişkilerde çiftlerin birbirlerinin isteklerini, ihtiyaçlarını karşılamanın tıpkı eve gelen akrabayı karşılamaya benzediğini söylüyor: "Sanki mutluymuş gibi görünmek buradaki temel şeydir. Nasıl ki akrabayı kapıdan geri göndermek başınıza uzun vadede sorun açar (dedikodu, nefret edilme, tüm akrabaların diline düşme), partnerinizin de o anlık isteklerini karşılamamak da zaman içerisinde sorun yaratabilir. Yani eşinizin isteklerini yapmak istemeseniz bile yapar gibi görünmeniz önemlidir. Beraber maç izlemek istemiyorsanız, maçı izlermiş gibi yapıp içinizden son öğrendiğiniz türküyü mırıldanabilirsiniz."


Sorunları doğru adreslere iletin
Güneş hanım, ailedeki büyüklerin eşinizle yaşadığınız sorunlarda faydası olacağına inanıyor. Örneğin bayram gezmesi gibi vakitlerde, eşinizin saygı duyduğu büyüklerinin yanında doğru zamanı bulup eşinizle ilgili sorunlarınızdan bahsederseniz, onu eleştirirseniz, büyükler mutlaka bu duruma karışacaklar ve eşinizin fikrini değiştirmesi yönünde size destek olacaklardır, diyor ve "Siz yeter ki doğru kişiyi ve doğru zamanı bulun. Bu yöntem sayesinde, tatil yapmak isteyip, kocasını bir türlü ikna edemeyen bir bayanı, kocasıyla ayvalık'a tatile uğurlamıştık". Güneş hanım özellikle, ailede kocanızdan hazzetmeyen bir büyüğün yanında bu sohbetlerin açılmasına vurgu koyuyor.


İlişkinize dışardan bakın
Güneş hanım, "Bir kağıda ilişkinizi anlatın, tasvir edin. Olayları nasıl değerlendirdiğinizi iyice inceleyin. Sonra, kağıdı şöyle bir kendinizden uzaklaştırıp bir bakın ilişkiniz neye benziyor? Seymen ve Bahar? Bihter ve Adnan? Yoksa Bizimkiler dizisindeki Sabri Bey ve Ayla Hanım mı? Eğer bu sonuncusuysa kağıdın üzerini karalayın ve bir an evvel değişmeye bakın. Ne istediğinizden eminseniz, eşinizle belirlediğiniz sorun hakkında ilk fırsatta oturun ve konuşun" diyor.


Dedikodudan kaçmayın
Bir çifti en mutlu eden şey, başka bir çiftin kavga ettiği ve anlaşamadığı anlardır diyen Güneş hanım çiftlere, başka çiftlerin dedikodusunu yapmayı tavsiye ediyor: "Bu benim karşılaştığım en hızlı ve etkili yöntem. Eşinizle aranızda buz devri bile yaşanıyor olsa, arkadaşlarınızın ilişkisi hakkında dedikodu yaptığınız anda kendinizi eşinizin kollarında, metin arolat klibinde bulacaksınız."

"Bunların dışında terli olmamak, iç çamaşırı değişimini ihmal etmemek, kiloluysanız evin içinde çıplak gezmemek, ağızda koku varsa partnerin burnuna burnuna konuşmamak da mutlu ilişkilerin pek uygulanmayan sırlarıdır" diyerek bitiriyor sözlerini Güneş hanım.

Belki ilişkiniz kötüye gidiyor ama siz isterseniz ilk günkü aşk tazeliğinize geri dönebilirsiniz. Unutmayın, siz onu unutmak için sevmediniz.





Komünizmden Sonra Çalışmayan Diğer Rejim; Mızıkçılık

Günlerden Pazar, evde herkes uyuyor. Ne güzel bir başlangıç, en azından benim için. Ev çocuğunun ve yaş grubunun davranışlarını sey...