20 Şubat 2018 Salı

Çikolata ve Çelişkiler


Dün çikolata yaptık evde. Avokado, muz ve kakaoyu mikserle karıştırdık, baya da oldu. Ama konumuz bu değil.

Bebenin doomgünü haftasında (geciken kutlama), kreşin talebiyle evde hamur işleri hazırladım. Bende o döt olsaydı, bu atıştırmalıkların her birini unsuz, şekersiz tarifleriyle yapardım ama dediğim gibi bende o döt yok. Bir şeyin sağlıklı alternatifini yapmak için 5 katı masraf yapman lazım, bu bir (hem de 15 çocuğa) Bir de nasıl bi sektörse bu hamur işi sektörü, o beyaz unla ve pudra şekeriyle yaptığın şeyler, garanti 'yenilir' oluyor. En kötü hamur işi bile, çayın yanında iyi hizmet veriyor.

Bir de ben hurma, badem unu ve avokado tabanıyla pasta yaptığımda, kreş bebeleri surat ekşitirse, önlerindeki tabakları itelerse, iflas etmiş tüccar gibi yere çömebilirim. Ayıp olur. Zaten tipleri de yamuk oluyor, sağlıklı versiyonların. Dedim ve evi hamura buladım. Yoğurdum, yoğurdum. Bastım şekeri, kaktırdım kabartma tozunu. Ve oldu. Benim de 'bencil doomgünü çocuu' hamur işi masam oldu. Nasıl bir alışkanlık ediniyorlarsa bu veletler, doomgünlerinde hepsinde nur yerlitaş smile var. Trip yapmak için hazırda bekliyolar. Evde kutlasak 4 kişi, mütevazilik ve minicik bir parti detayına bile yalakalığından ölecek gibi oluyorlar. Ama çoluk çocuk bir aradayken, bi havalar bi nazlar.

Anlamadım, neyse.

Çocuklar severek yedi. Fakat seneye böyle yapmamaya da karar verdim. Çünkü çocukların tabaklarına meyve ve kuru yemiş de koysan, zaten yiyeceklerini anladım. Seneye çocuklara hamur yüklemek yerine sağlıklı alternatifler götürücem. Pasta da olur tabi ama kurabiye ve poğaçaya gerek yok. Hatta keşke tüm doğum günlerinde okul bunu talep etse... Çocuklara zorla kötü besin kakıtıyoruz ve onları 'karnını doyur' sloganıyla kandırıyoruz! (harbiden ortam buydu)



***
Tabi baya hamur işi yapmışım. Gluten filan hak getire, hepsinden yidim. Çok yedim. Başta bana ağır gelen bu gıdalar, sonradan hoşuma gitmeye başladı. Baya baya bi kurabiyeyle tıkanırken, baktım ertesi gün kalanlardan baya yiyorum. Aboo bi baktım, ben marketten çikolata, simit filan almak istiyorum her gün. Geri döndük mü eski abur cubur iştahlılığına ? Hemen ev erkeğine koştum, kendimi ispiyonladım. İmdat, geri geldiler dedim. O da demez mi, evet fark ettim, cildine bak dedi. Bir baktım ki ne göreyim, benim kırmızılar azmış. Baya yeniden hortlamışlar.

Özetlersek, dün kestim yeniden işlenmiş gıdadır, şekerdir. Fakat üç gün beş gün demiyor bu beden, arkadaş. Hemen yavşak şekerlerin, yılışık hamurların bağımlısı oluyor, bu ne hız? Alışmışım. Mutsuzdum dün, birden kestiğim için. Aslında arada yemenin herhangi bir sıkıntı yaratacağını sanmıyorum. Benim sorunum, bir kez yediğimde 'nasılsa bozdum, bari bokunu çıkarayım' vizyonuna sahip olmak.

Doomgünü, sevgililer günü, önemli bir iş meselesini atlatmak, ardından yaklaşan hafta sonu derken kendimi özgürce ucuz ve bool şekerli, soslu şeyler yerken buluverdim işte. Çünkü hem alması kolay, hem gittiğin her yerde bulması kolay. Sektör ve dünya bunun üzerine kurulu, sen orda sağlıklı beslenirken yalnızsın ve çok emek vermen gerekiyor! Tamamen yememeye odaklanmıyorum aslında ama mesela sınır koyabilsem? Hadi doomgününde gömdün, ertesi gün de gömdün. Sonra durmayı bilsem?

Bu konuda özel bir formülü olan, kendini hemen hizaya sokabilen biri var mı? Çıtlat gözünü sevem.

Bu arada, hamur yemekle ilgili yeni bir tanımım var. Hamur yemek, kişinin kendini boğmasına benziyor. Valla bak. Boğazından geçişi ve midene oturuş şekli itibariyle, boğulmaya çok benziyor. Çünkü iki dilim keki çayla seyrelterek yedikten sonra, koltuktan kalkıp yürüyemeyecek kadar halsiz düşmemi, midemin onu sindirmesini beklemek zorunda kalmamı başka türlü açıklayamam? Kendi kendimi ellerimle boğuyorum.

İşte böyle. Dün de bari ilk günün zorluğunu hafifleteyim diye, şu çikolatadan yaptım. İyiydi be! Bebe baya hasta kaldı. Bir denesene? Avokado yarım kullandım ve 2 yerli minik muz. Olgun olanlarından tabi. Bir de keyfime göre kakao.



Bu sağlıksız tıkınıkların sağlıklı alternatiflerini hazırlayıp yemek de kendini kandırmak oluyor ama, bak sana söyliyim. Aklın fikrin yine tıkınmak ve tıkınmak ve tıkınmak, demek oluyor. Gerek yok. Hem madem çikolata yiycen, ye arada anasını satayım. Bin dereden su getirmeye ne gerek var? Denge, denge, denge!

Yine kendimle çeliştiğim, enteresan bir günden sevgiler. Ben çay içiyorum ama şimdi kahvemi alıp çalışmaya devam edicüüm.


18 Şubat 2018 Pazar

Neden Elon Musk Olamadım?


Joe'nun son postunu okuduktan sonra, çalışmaya ara verdim. Başkalarının abartı övgülerini kazanmak temasında bir düşünce bulutunun içinde buldum kendimi çünkü. 

Ben ne zaman övülsem, oradan kaçan bir insan türüyümdür. Bunun altında mütevaziliğimden ölüyorum gibi bir alt başlık yok. Bunun altında 'eleştirilmekten korkuyorum' vurgusu var. Ama şimdi onu boşver.

Geçenlerde arka arkaya alkollü ortamlarda benzer sohbetlere bulaştım. İlki bir arkadaş ortamıydı. Uzun yıllar sonra bir araya gelmiştik.

'Ah Kahve sen çok özel bir kızsın. Bir gün çok önemli bir yere geleceğinden emindik. Tabi İzmir'de bu, zor. Keşke İstanbul'da olsaydın hep'

Birkaç gün sonra da aile meclisinde ve yine biralı bir masada sohbetteyiz.

'Kızım sen beni hayal kırıklığına uğrattın ama ya? Senden var ya nasıl ünlü-başarılı bi gazeteci olurdu, ah... Sende o yetenek vardı biliyo musun? Hep demişimdir...'

Öhm. Şimdi, bu söylemleri ben sık duyarım. Düz zeminde bakarsak, toplumda bu tür söylemler olumlu bir mesaj vermek için yapılır. Burda aktarılmak istenen; 'sen yetenekliydin ama hayat işte'... Bizdeki iyi niyet davranışıdır bu. Biriyle ilgilendiğimizi göstermek için sürekli ona nasihat verme çabamız gibi. İyi niyet evet ama boş tabi... Bir kere ben ünlü, yetenekli, şanlı şöhretli biri olacağdıysam her türlü olurdum. İki, sen piyasadaki diğerlerini biliyor musun da benle kıyaslıyorsun, iyi olduğumu nerden çıkardın? Üç, bugüne kadar olamadıysam, bundan sonra neden olamıyım ki? Dört, hem yetenekli hem çabalı olup da karşılığında ünlülük ya da kazanç sağlamadan var olmak mümkün değil mi yanü?

Tırt muhabbetler anlayacağın. Ha bir de şunu söylemeden geçmiyim. İyi üretim yapıp piyasada yer edinen kişilerle, orta-vasat halli üretim yapıp piyasada yer edinen kişiler arasında çok bariz fark yok. Bu durumda piyasada yer edinmek, çok da matah bişi değil. Yeni Türkü'nün şarkısında geçen çember örneği gibi.

Neyse, ben bunları anlatmak için açmadım aslında konuyu kendime. Kendi sözümü kesiyorum. Diyeceğim şu ki; bu tür sohbetleri çekme nedenimin, benim yaydığım bir tür enerji olduğunu düşünüyorum. O imajı çizmişim. Yani, 'ahh genç yetenektim bir zamanlar ama hayat işte'.. balansında bir şeyler. Bana bakan 'ya aslında sen olucak gibiydin, neden olmadı ki?' demeye mecbur kalıyor. Bak, bunu sen de denesene bi? İlişkilerinde, genelde seninle ilgili yapılan analizler, edilen iltifatlar, eleştiriler filan... Farklı ortamlarda aldığın ortak yorumlar. Sık sık duyduğun bir yorum var mı? Hatta 'ya neden herkes bana aynı şeyi söylüyor bu ara?' dediğin bir şey... Hem de birbirini hiç tanımayan insanlardan. Onları aslında insanlar görmüyor. Sen gösteriyorsun. 

Bir de baktım ki, ben kendi kendimin 'hey gidi hayat işte, şanssızlıklar, ahh ah, aslında olurdu ama olmadı, tüh tüh, vah vah' diyen akrabasıymışım.

İşte benim Elon Musk olamama sebebim evladım sjakhkjgfk :)






5 Şubat 2018 Pazartesi

Analıkta Varoluşsal Sorunlar


Eğer elini kolunu analığa bir kaptırdıysan, en sık büründüğün pozisyon afedersin 'domalmak' oluyor. Bu domalma pozisyonu yavaş yavaş gelişiyor tabi, hemen ilk günden değil. Önce ilk adımları için eğilerek ellerinden tuttuğun velede uyum sağliyim derken vücudun bükülüyor. Sonra da işte hayat. Gerisi geliyor. O nazikçe yere çömelen genç kız, domalarak iş yapan tarlacı teyzeye dönüşüvermiş. Geçen özendim; botlar, mini şort ve salaş bir üst başla, öyle bi hoş olayım dedim. Tarzımı sevmişim, aynalarda kendime bakıp duruyorum filan... Sonra ailecek dışarıya çıktık. Yok burnu aktı, yok atkısı çıktı, yok sırtı terledi derken farkında olmadan bedenim dönüşüm geçirmiş bile. Bi baktım kendime ben yine domalmışım, ağzım da Umut Sarıkaya çizimlerindeki gibi çemçük olmuş, çocuun bellerini topluyorum. Yemin ederim annelik yaparken havalı olmak ödem yapıyor bende. Olmuyor. 

kadınlarda 'anne' olmayla gelişen 'domalma' pozisyonu

Bir de bu annelik çok feci bir olay ya. Abartı şekilde psikolojik bir mevzu. Örneğin dışarıda top oynuyorsunuz. Üç kişi, ayakla top atışları yapma oyunu. Ben babasına, babası ona, o bana gibi böyle rastgele atışlar. Ben ne zaman ev erkeğine atsam, o top yamuk. Uçuyo gidiyo tee nerelere. Yandan geçen adamın kafasına çarpıyo, koca parktaki tek su birikintisine giriyor filan... Ama oğluma atış yapıyorsam, her seferinde başarıyla önüne servis ediyorum o topu. Aman evladım yorulmasın, onun için en iyisi neyse o olsun psikolojisi değilse nedir bu... Ya da uykusu gayet ağır olan biri olarak, evladımın sessiz osuruklarını bile duyuyor olmam geceleri?


Gelelim diğer konuya. Şu yukarıdaki resimde sen ne görüyorsun bilmiyorum ama ben bir dram görüyorum... Anneliği 4 sene sonra bile hala tanımlamaya çalışadurayım, yapılacak en büyük kazımlığı yapmışım, bu hafta fark ettim. Ev çocuunu tüketim kültürünün hırçın delikanlılarından biri haline getirmişim. Memnuniyetsiz, talepkar ve sürekli sıkılan biri.

İstersen jelibon salatası yapiyim? Nutella havuzuna ne dersin? 
Her şey hasta olduğunda başladı aslında. Hastalık zamanlarını bilirsin. Çocuun huyları, ters yüz olur. Daha çok çizgi film ve daha çok atıştırmalık klasmanındaki gıdalara izin vardır. Arkasından benim koşturmalarım yüzünden, kreş dönüşü sokakta hiç durmadık. Onu ikna etmek için birkaç kez kırtasiyeden minik bir şey alma rüşveti verdim. Bu sadece 2 kez oldu ama her gün kırtasiye konusunda şansını denedi.

Arkasından ev erkeği, yolculuk öncesi ona çok sevdiği 4 adet Harika Kanatlar figürlerinden aldı. Ve bence aşırı pahalıydı. Bizim normalimize göre, o oyuncak alındıysa, daha 2 ay bi'şey alınmamalı, o derece çok gereksiz para. Ve sonra yolculuğa çıktık. Her gittiğimiz yerde, ev çocuğuna özel sürprizler.. hediyeler.. oyuncaklar.. Sonra ben bir yerde zayıflık yaptım. Yolculuk sırasında 1 günlük ateşlenmişti. Ve ona yollarda yıprık oldu diye üzülüp, çok istediği bir jeep'i almıştım. Bunu yapma sebebim tamamen 'eyvah çocuum karda kışta yollarda güçsüz kaldı' evhamım aslında.. Tanıdın bu hissi değil mi?

Çok saçma.

Ve şimdi geldiğimiz nokta; hafta sonu sabahı yatakta durmuş, tavana bakarak şöyle diyordu:

'Off anne, salonda yeni hiçbir şey yok'
'Nee hö? Yok tabi.'
'Ama ben yeni şeyler olmadığında çok sıkılıyorum anneeeee'

Ve o gün boyunca Harika Kanatlar'ın Donnie figürünün sesli ve ışıklı olanını istedi bizden. Bazen ısrarcı, bazen yakalalıkla, bazen kederli... Biz anladık gidişatı ve net bir konuşma yaptık. Maalesef babası geçen aydan lego alma sözü vermişti. Yaz gelene kadar sadece lego alabiliriz, başka bir şey alamayız diye anlattık. Hem evdeki oyuncaklar koca bir sınıf çocuğa bile yeterdi, onlarla neler neler oynardık, ayrıca çok fazla oyuncak almayı doğru bulmuyorduk, elimizdekiler de harikaydı zaten, üstelik çok da para harcamıştık oyuncağa.. hepsini anlattık.

Donnie bu işte...
Yine de şansını defalarca denedi. Lego yerine Donnie olmaz mı diye... Ben oyumu 'hayır' olarak kullandım. Babası 'o zaman lego almayız' dedi. Sanki legoyu çok salladığı var şuan. Donnie dediği oyuncakla oynama süresi toplam 10 saat filan olacak. Biliyorum. Ayrıca çok pahalı. Açık açık söyledim fikirlerimi... Ev erkeği de bana katıldı. Sonra nasıl olduysa ev çocuu da ikna oldu. Onun yerine küçük legolarına yeni parçalar alıp, istediği oyuncağı kendi yapabilirdi. Fakat bu kez de hemen o gün alınsın istiyordu. Hayır, dedik tabi ki, biraz beklemeliyiz. 

Bir zamanlar sadece legolarıyla mutlu olan çocuum (geçen aydan)
Fakat bu huyu kazımamız baya zaman alacak biliyor musun? Oyuncak yüzünden keş gibi oluyor bu çocuk milleti. Ve her konuda böyle tabi ki. Ekran, abur cubur... Oyf ne yorucu. Bu nedenle üşenmiycen; çocuğun her anını, her baktığı yeri ve tüm dünyasını renklendirmiycen. Biraz boşluklar bırakıcan... Sıkılma baloncukları ve hiçbir şey yapmama saatleri olacak... Boş kutularla baş başa bırakıp oynamasını bekliycen.. Yok öyle her yeri doldurmak, renklere boyamak.

Bana kalırsa doğrusu legoyu öteki ay almak. Lego nasılsa boş oyuncak değil, yatırım. Ve yaza kadar kitap-dergi-boyalar dışında hiçbir şey almamak.

Yine çocuk büyütürken aynadaki yansımamla karşılaştım sayın gençler. Kolaycılık yaptığım günlerin sonunda, bir baktım oğlum da kolaycı olmuş benden 'zor' şeyler istiyor. Ya işte bazı şeyler domalmadan (terbiyeli anlamda) olmuyor :)

Not: Tabi ki hastayken çocuğa jelibon salatası ve nutella havuzu vermiyorum jasgajsfgakjf : )

Bugün ben yeşil çay, sen?


3 Şubat 2018 Cumartesi

Neden Sağlıklı Beslenelim be Kamil?




Mutlu Keçi merak etmiş. Ben de yazayım dedim. Bi 6 ayı devireyim diyordum da... Gerek yok galiba. Aylarca aynı şeyi yapmakla fikrim değişmeyecek.

Sağlıklı beslenmeye geçmeden önce, beni ıkındıran en mühim mevzu, uzmanların mükemmel tarifleriydi. Avokado çok pahalıydı ve çok kurallar vardı. Çok kere yol bana zor göründü. Glikoz daha kolaydı ve bizdendi. Pazara çıktığımda koca memeli teyzelerin gözleme açarken bana hissettirdiği rahatlığı onlarda bulamıyordum. Gözlemeler, çaya banılan bisküviler, akşamları böğrüme bastığım kurabiyeler, hazır dondurmalar - meyveli yoğurtlar, pizza menüler ve çeşitli duygularımı sardığım ekmekler... Hele simit, insanı yaşam enerjisiyle dolduran o çıtır kültür! Hepsi kolay, ulaşılabilir, ucuz ve iyi hissettiren şeylerdi. Neden uzak duralımdı ki? Azaltabilirdik. Haftanın bazı günleri yer, sonra dengelemek için salatayla bir günü geçirebilirdik. Sağlıklısını evde yapabilirdik.

glutenleri çıkarınca mutfakta yaşanan tenhalık

Fakat bedenini ikna edemediğin durumlar oluyor. Bana da öyle oldu. Birdenbire bağırsaklarım cortladı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu yaşadım durdum, eklem-kas ağrılarım peydah oldu..du du du.. Nasıl ki bu klavye essashtan canlıysa, bu sağlık sorunlarım da essahtı. Gel gör ki bunu hiçbir tıp otoritesi kabul etmiyordu, 'bir hobi edinin' ya da 'psikiyatriste gidin size ilaç yazsın' diyor, beni belirsizliklerimle başbaşa bırakıyordu.

Derken gençten bir dahiliyeci şöyle dedi bir gün. Gluten ve laktozu 1 ay boyunca kesmeni istiyorum. Bak bakalım şikayetlerin geçecek mi?

Tabi konu sağlıklı hissetmekse hepimiz sınıfın en çalışkanı oluyoruz. Beni aldı mı bi okumalar. Makalaleri devirdim, yaşanmış örnekleri inceledim, üşenmedim ig'de tecrübelerini paylaşan kişileri takipledim ve şuna ikna oldum. Gluten sinsi sinsi bize zarar verebiliyor. Bağışıklık sistemini hedef alan bir takım yıkımlar yaşatabiliyor. Zamanla kişiler kendilerinde migren, despresyon, sinir hastalıkları, kronik kabızlık gibi sorunlar olduğunu zannediyor ama işin aslı gıda duyarlılığı oluyor-muş. İkna oldum ve kendi tabağımda radikal değişimler yaptım.

Önceden smoothie'ler, hindistanceviz ya da avokado temelli karışımlar, şunlar bunlar ama genelde instagramlık olanlarla iyi beslendiğimi düşünürken, bu kez öyle yapmadım. Sadece çıkarmam gerekenleri bi çıkardım. Ekmek, makarna, bulgur ve tüm gluten kaynaklarını. Kahvaltı tabaklarıma bol yeşillik, yumurta, işlenmemiş kuru yemiş (akşamdan ıslatarak), lor ve bol zeytin koydum. Bunun dışındaki diğer öğünlerde hep sade gittim. Sebze yemekleri, salata, baklagiller ve az sayıda et. Bu şekilde zaten günler geçti ve hafiflemiş oldum.

Sonra içeriği zenginleştireyim dedim. Öğrenen Anne'nin çimdiklemesi de bu döneme denk gelmişti. Onun gönderdiği Dolores Ana ve bizim evdeki mütevazi Doğurhan mayaları sayesinde bünyeme düzenli ev yapımı kefir girdi. Kaliteli yağlar aldık. Çünkü iyi yağın önlenemez iyileştiriciliği... Derken bağırsaklarım eski formuna kavuştu (detayları vermiyorum) Ağrılarım basbaya hafifledi ve iç evrenimde daha az karanlık senaryo üretmeye başladım. Çünkü bu noktaya gelene kadar bir fizik tedavi uzmanının bana 'sizin omurilikte doğuştan gelen sorununuz sebebiyle maalesef sizin ezgersiz bile yapmamanız lazım' filan demişliği var, ağrılarım yüzünden. Benim de onla içimden sağlam bi daşşak geçmişliğim var. Cahilliğin böylesi.. Kıçtan uydurmak ancak bu kadar layıkıyla yapılabilir. Şimdi burda anlatmak uzun sürer ama şunu söyliyim, omuriliğimle ilgili herhangi bir sıkıntım yok. İstersem akrbat olurum, bale yaparım, horon teperim. Tamamen mesaisi bitsin diye saat sayan bir doktorun osurmasını dinledim yani.

Toparlıyım. Durum iyiye gitmeye başladı. Ben sonra işi büyüttüm. Dedim ki geçen sene başlayan rosalar da (cildimdeki kzıarıklıklar) besine karşı verdiğim bir tepki olabilir. Ben cildimi de iyileştirirm bu yöntemle. O halde bağışıklığımızı toparlayacak başka neler yapabiliriz? Bağırsaklarımı daha cillop yapıp tüm vücudumu nasıl iyileştiririm dedim. Karşıma iki güçlü yöntem çıktı.

1- Kemik suyunun iksirli gücü
2- Açlık

İlki zaten çok açık. Kemik suyu ister çorbada ister direkt içilerek bünyeye alınıyor ve uzun vadede bedenin şifasını almasını gözlemliyorsun..

Açlık ise, çok enteresan bir konu. Hani akşam yememek lazım denir ya. Sebebi en çok şu... O günün ikinci yarısında bir şey yemediğinde, vücut kendi kendini tamir sürecine giriyor. Güzel bir canlanma yaşıyor. Köpek gibi acıktığın için vücut uğraşacak  başka şey bulamıyor ve sağlıksız hücrelerini başlıyor onarmaya...

Son olarak karabuğday ve unu (tahıl değil), siyah ve kepekli pirinç glutensiz nefis karbonhidratlar.. Onları da tüketiyorum. Hatta karabuğdaydan kısır bile oluyor. Mmm... Lakin markette satılan glutensiz ürünler hep çöp. Bilgine. Aşağıya iliştiriyorum konunun tam burasında, bazı tıkınıklarımı:

üzerine sürüp yemelik karabuğday ekmeği (tamamen uydurma basit bişiydi)

karabuğday kısırı

yılbaşında ev halkı pizza gömerken ben somon, siyah pirinç, pancar ve yeşil salata yedim. bana neler oluyor? (glutensiz şarap)

badem unuyla muffin

yolculuktan dönünce beyimgilin bize hazırladığı kefirin boynuna atlayışım


Ve gelelim spor konusuna. Maalesef vücudun 'toparlan' emrini almasını kolaylaştıran bir diğer ayak da spor. Maalesef diyorum çünkü ben bu konuda aşırı tembelim. Hırtlıklar, hırboluklar bitmiyor bende kaytarmalarda. Fakat ikna olmak yeterli. Buna da ikna oldum ve başladım. Amaç burda kasların zarar görmesi. Kas zarar görünce vücut çıldırıyor ve onarıma başlıyor yine. Tüm vücut alarmda oluyor. Henüz bende bu ayak çok yeni. Aslında hepsi çok yeni.

Ben stresten bu hale geldiğime hala inanmıyorum. Çünkü genel anlamda canı çok tatlı bi insanım. Uzun sürmüyor stresli, depresif halim. Ben besin hassasiyetim olduğuna ve bağışıklığıma çaktırmadan zarar verdiğime inanmışım. Oturup bir şeyler yazarken bile kolumda güçsüzlük olduğu, sabah yataktan kalktığımda ayak kemiklerimin ağrısından yürüyemez olduğum günleri bilirim. Bunlar gerçekti. Şimdi kalmadı hiçbiri.

vallahi deli değilüm


Kısacası benim gibi hamur sever biri tamamen göt korkusu olmasa asla vazgeçmezdi o güzelim çöp gıdalardan. Kilo vermek ya da forma girmek gibi amaçlar hiçbirimizi yeterince cezbetmiyor bence. Göt korkusu lazım GÖT!

Son olarak, sağlıklı beslenme evreninde tartışmaya açık bir konu var. O da su mevzusu. Hatrı sayılı miktarda çalışma su içmenin, bol su içmenin ve daha çok su içmenin önlenemez yararlarını savunurken, bazı kaynaklar 'çok da kasmayın ya çaydan çorbadan da alıyosunuz su, hem su içmenin fazlası böbreği yorar, vücut istemiyorsa gerek yok' diyor. Ben ilk gruba daha yakınım çünkü bol su içtiğim zaman, toklığumun farkına varıyorum, nefes alış verişim canlanıyor, cildime iyi geliyor ve kadınsal alt takımlarımda işler daha iyi gidiyor. Çok ağır bir grip virüsü bulaşmıştı bize ailecek. O zaman bile bozmadım sağlık odaklı tıkınmalarımı ki bu benim için gerçek bir başarı. Nasıl inandıysam bana iyi geldiğine bu tip beslenmenin... Karşılığını ağır gripte de verdi cağnım gıdalar.

Bu yazıyı ev çocuu çizgifilm izlerken hızla yazdım. Artık bitireyim. Yolculuk anlarında maalesef glutensiz beslenemedim. Ama bana deneme yapmak için fırsat oldu. Bakalım dikkat etmediğimde, vücudum yeniden tepki verecek mi gibisinden. Aslında iyi gidiyordum çünkü az miktarda yedim hamur grubundan ama birgün ev çocuğu için tam buğday unlu pasta yapınca, o bağırsaklarım hooop eski haline döndü. Yine detay vermiyim ama durumlar vahimdi.

Bu benim kendimde keşfettiğim ve hala keşfediyor olduğum bir mevzu. Gönül ister ki bir gün tamamen normale döneyim, kararında yine tüketebileyim gözlemeler-simitler. Fekat inanın o yaşadığım korkunç fiziksel zorluklara değmez diyorum.

Ve son olarak. Bende olan diğer değişimler?


  • Bu saatten sonra gitmez dediğim yan simitlerim gitti.
  • Cildim bariz düzeliyor.
  • Ortaokul kiloma geri döndüm, yüzüm çökmedi.
  • Eklem-kas ağrılarım yüzde 80 oranında azaldı.


Bakalım, ilerleyen zamanlarda neler olacak? Yine yazarım tabi ki. Dediğim gibi, konu sağlıklı hissetmek olmasa bir hafta bile sürdüremeyeceğim bir tempo bu. Hele spor... Fakat nabalım be Kamil, canımız tatlı.

 Bu süreçte yararlandığım iyi ig kaynakları, Sema'nın Sağlıklı Mutfağı, Pino Eats Healthy (ahu'ya tekrar thanks) ve tabi ki Ayşegül Çoruhlu... Başka da var ama en çok bu üçünden güzel fikirler edindim.

bugün de kakamı rahatça yapabildim çohşüğür

2 Şubat 2018 Cuma

Yağmur yağar, egom büyür.


ağız sulanması
Ruhsar mıyım neyim anacım. Yağmurlarla insan arasına karışıyorum. Candan bir şekilde selamlaşıp, direkt gözlerinin içine bakarak hal hatır soruyorum (neşeden) Ruhsar dizisini hatırlayan var mığğ? Beni Hande Ataizi'nin estetiksiz haline çok benzeten olurdu. Eğer Yıldız Tilbe'ye benzetmediyse dabi. Yıldız'la kıyasladığımda elbette çok gururlanıyordum Hande benzetmesine. Ayna karşısına geçip, arıyordum yüzümdeki benzerliği. Çok sonradan anladım ikimiz de asimetrik çeneliyiz. Oymuş mevzu. Yıldız'da da benzer çeneden var bak şuan fark ettim jhsgajhad : ) O yıllarda fanatik bir şekilde her şeye gülen ve güldüren bir velettim. Ama içsel kaynağım melankoliydi. Seçtiğim müzikler, yazarlar, hayata bakış açım... Fare gibi, yer altından kopamazdım. Ama tüm günlük alışkanlıklarım kopmak, gülmek, yarılmak üzerineydi. Kendimi bildim bileli kankam olan arkadaşım M. hatırlattı, kızım olursa adına Gece koyacakmışım mesela. Melankolinin dibi :D
Yıldız'dansa nolur buna benziyim dediğim yıllar agjgd

Yağmurlar demiştim... Yağmura cıvık cıvık düşkünlüğüm de çocukluktan işte... Bugün 2 hafta aradan sonra Ege'de yeniden kara bulutlar belirdi. Ay bende bir Adile Naşit sevinci. Ruhsar kırıtmaları. Ev erkeğini bir çekici bulmalar. Ev çocuuna bi enerji patlamaları... Nedir bu yağmur manyaklığı hacı? Derdim ne benim? Yağmur seven insan olma niteliğimle havalı hissettiğim yaşlarım olmuştu. Bu tip insanların bi giyim tarzı da vardır, bak. Görüşürsek bir gün, gösteririm hagdj : ) Fakat artık yağmur sevgisinin çok da sağlıklı olmadığını düşünüyorum.

Yağmurlu bir evrende, sanki seçenekler azalıyor. Yaşamın neşeli ve renkli yanlarını geçici olarak bırakıyor herkes. Ve baş başa ya da yan yana oluyorsun. Burada bir mecburi kaynaşma hali var. Sanırım bundan hoşlanıyordum ben. Yaşam sadeleşince, ben canlanıyorum. Sinema iptal ediliyor, konser erteleniyor, koşturma bitiyor ve sakinlik sarıyor her yeri. Hayatı erteleme zevki geliyor.  Aniden 'ders boşmuş laa' müjdesi almak gibi. Otellerdeki sinir bozucu ve gürültülü animatör gösterileri, çocuk çığlıkları bitmiş de yerine denizin dalga sesi kalmış gibi.

Nasıl da şiirsel durdu, böyle yazınca. İşte evladım, bu tınıda hayat insana pek de iyi gelmiyor (muş) Yılların gözlemiyle, sesleniyorum şuan. Gelin bu şiirselliğin arkasına gizlenmiş hıdırı açalım. Bu yağmur severlerde, melankoliden beslenme kökleri var. Bu da geniş zamanda 'tembellik' dediğimiz, 'göt kaldırmama' ya da bir yerde 'keyif adamı olma' komplikasyonuyla sonuçlanıyor. Kitapların yanına en kıyak atıştırmalıklar, hava durumuna uygun filmler-diziler, sohbetlerde ön plana çıkma ve ortamların aranan kişisi olma gibi uyuşturucular nedeniyle, bir türlü bitmeyen okulları - yerine getirilmeyen sorumlulukları- toplum tarafından yapılması beklenen ama asi genç kanın yapmak istemediği görevleri-gidilmeyen iş görüşmelerini fark etmeden çoğaltıyorsun. Melankoli seni hayatı karamsar şekilde genelleştirmene ve gençlikle de birleştiğinde hırçın bir şekilde sorgulamana yol açıyor. Çok havalı duruyor tabi. Pencereye şıp şıp değen yağmur, evin içinde kimsenin adını duymadığı grupları açıp dinlemen için seni kışkırtıyor. Burada da 'ego' gelişiyor. Çünkü toplum koştururken, sen duruyorsun. Sana göre dünyanın en anlamlı işini yapıyorsun o anda.
yağmur coşkusu demsilisi
Halbuki! O konsere gitmek, o çocuk çığlıklarında bağıra çağıra sohbetine devam etmek ya da biraz yüzeysel ama kurumsalda çok işe yarayan sohbetleri sürdürmek- modern yaşama odaklanmanı sağlıyor. Odaklanmak kelimesi doğru olmadı. O atmosferden kopmamanı sağlıyor. Ben yağmur yağdığında içeride olduğumu düşünürken aslında, dışında kalıyormuşum. İçeride olmak, devam etmek- sürdürmek- ortamdan kopmamak- kıdem almak- kendi içine dönmemek, kendi dışına taşmak- sessizlikte kalmamak demek! Şimdi böyle düşünüyorum evet! Kurumsala inanmayacaksın ama kurumsalsız da kalmayacaksın.

Bak yine hava yağmurlu, açmışım kibirli bir müzik, akşam için plan yapıyorum. Ev çocuu anneannesinde oyun oynayacak, biz de ev erkeğimle güzel bir yerde kahve içip sohbet edicük. Yağmura kadar aklımda bile yoktu Cumanın tadını çıkarmak. Şuan yine pencereden dışarıya bakarken hayatı çok seviyorum. Egolu bir şekilde: )


şimdi çektim. tipsiz ve egolu (kahveden önce)

Not: Bu arada Coen gardaşların  A Serious Man'ini taze izledim. O ne güzel filmmiş gız? Hala izlemediyseniz, bi el atın, kış bitmeden. Kafa cilalamak ve azcık rahatsız olmak için hoş bir film.



Çikolata ve Çelişkiler

Dün çikolata yaptık evde. Avokado, muz ve kakaoyu mikserle karıştırdık, baya da oldu. Ama konumuz bu değil. Bebenin doomgünü haftasında...