21 Ağustos 2019 Çarşamba

Gitmek.



A noktasından B noktasına essahtan ulaşabilmek için 'gitmek' lazım (bazen gitmeden varmak isteriz ya). Bir yol, rota ve gitme eylemi var. Çok ilginç, terk etmek istediğim sancılarımın kendime 'gidiş yönü' belirlediğimde büyülü bir şekilde kaybolması? Örneğin;

Tadımı Kaçıran Evliliğin Birden İştah Açması

Ben gitmesem kimse gelmeyecekti. İlişkilerde 'anlamlı' bir şekilde şikayetçi olmak için bile çok kararlı olmalı. Günlük hayat o kadar çeldirici ki. Aman tadımız kaçmasın bey formatına nasıl uygun... Fakat, bir kez yalnızca bir kez sersemliği bırakıp 'gerçekten mutlu muyum, ben bu evliliği istiyor muyum' diye düşündüğünde, cevapları şeffaf şekilde alıyorsun.

Kısa keseyim. Ev erkeği, gözümün ferine yerleşen kararlılığımı anlamış olacak ki, hizaya girdi blog. Bazen soruyorum, hayırdır canım sen? gibisinden. Yoo diyor! 'Artık stresli anlarda etrafıma verdiğim rahatsızlıktan dolayı mahcubum' demiyor da.. 'Başkalarının yanında çekinmeden kaka yapar gibi, sizin yanınızda çekinmeden sinirimi ortalığa saçabilmişim, ne denyoyum' demiyor da... Ona belki sözcüklerle hiç anlatmadığım kadar beden dilimle anlattım. Beni görüyor, kendini de görüyor. Anlaşılır olmak çok güzel!

Gitmeye karar vermeseydim, gerçekten yola çıkmasaydım, böyle olur muydu?

Kasvetlerden Kasvet Beğendiren Sağlığımın Pozitife Yön Çevirmesi

Sağlıkta bile vizyonlu olmam gerekiyor. Minik minik sorunlarım başlamıştı. Yaz boyu çöp yeme içmenin nirvanalarına ulaştığım için. Ağız içinde yaralar, oramda buramda ağrılar, içerden büyük sivilceler, yüz kızarıklıklarımın artması, çabuk yorulma, alerjik nezle olma, sistite benzer sorunlar... Bunların hepsi teker teker belki anlamsız ama ben hepsinin büyük bir BAĞIŞIKLIK sorunu olduğunu anlayacak kadar kendimi tanıdım. Yani kötü beslenme ve hareketsizlik varsa, bende hastalıklar partisi. Nereden vuracağı da belli olmayan sinsi haller.

Tam o aralarda Hayatta Kalmak bloğunu açtım ve sağlığımı da diğer mevzular gibi bütün olarak, geniş zamanlı ele almam gerektiğini anladım aslında. İlk kez doktora gitmek ve onların bende bir şey bulamamalarını beklemek yerine; kendime sözler verdim, rotamı belirledim. Önce işlenmiş gıdaları, arkasından içerden temizliğe başlasın diye akşam 5 sonrası yemeyi kestim. Kabasını aldı şikayetlerin. O sırada paralel olarak haftada 2 gün, yani ev çocuğunun atletizm dersi sırasında, 1 saat koş-yürü yaptım. Güzel haber! Yukarıdaki paragrafta saydığım tüm şikayetlerim hemen hemen bitti / iyileşme yoluna girdi. Özellikle bu sabah ağızdakilerin de geçmesiyle, çok iyi hissediyorum.

Fakat bu yola çıktım artık. Gidiş yönünü belirledim. Dönmek yok! Rutindeki anlayışımı terk etmeseydim, kalıcı çözüm istemeseydim şimdiki yolu yürür müydüm?

Yapayalnız Hissederken Organik Bağlarla Çevrelenmek

İnsan bitki gibi, anlamlı bağlar örmek istiyor. Ben de anlamsız ve köksüz ilişkiler kurduğum kendi platformumda halime üzülmeyi bırakıp, bir banliyö trenine bindim ve gittim. Gitmenin daha sade formu... Belki üçüncü elden duyanların 'hımm sanal yani' diyebileceği fakat 'organik' olduğunu iliklerime kadar hissettiğim doyurucu bir günü aldım, geri döndüm.

Üstelik denize bakan masmavi bir yerde, sanırım orası gerçek değildi- düş olacak kadar güzeldi. Yıllardır sözcüklerini, fikirlerini, karanlık ve aydınlıklarını okuduğum iki kadınla, toplamda üç kadın, oturduk uzun uzun uzun saatler denize baktık ve gerçek bir anı paylaştık. Ve orası düştü diyorum ya hani, kesin öyleydi, kanıt olarak mesela etrafta leş türkçe rap ya da pop tınıları hiç yoktu. Duydukların; dalgaların sesi, kuşların sesi, ayağınla gıcırt gıcırt yürüdüğün kumun sesi.

Gitmek eylemi burada da önem taşıyor. Çünkü yalnız hissetmek, gidememekten oluyor. Aşk, okul, akraba ziyareti, turistik faaliyetler için gidiyoruz da iyi sohbet için neden gitmeyelim?

Gitmeleri çoğaltmalı diye notumu alıyorum ben buraya o zaman :D
Sabahın körü, henüz ne kahve ne çay.

Not: Yazıyı sabahın erkeninde yazdım ama ev çocuğu uyanınca, yayınlamak geçe kaldı. 






14 Ağustos 2019 Çarşamba

Bir yaşam felsefesi olarak, kendi çorbasına bakmak.


çorba bakarken ben, demsili.
Hayatta kalmak bloğumda en son 'sürdürülebilir evlilik' hakkında düşüneyazmıştım. Geleceği olan- sürdürülebilir bir ilişkinin faturasını yine kendime çıkarmaya varan, finalde 'cevaplar bende, kendimde' dediğim bir sonuca ulaşmışım.

Yazarken, bende öyle oluyor. Bir fikir kıpırtısıyla klavyeyle buluşuyorum ve sonra hiç bilmediğim bir yerde soluğu alıyorum (fikirsel olarak).

Şimdi, bambaşka fikirlerle geldim buraya: Bazen çözüme gerek yok. Nasıl yani, anlatmak istiyorum.

Bir ilişki düşün. Muhabbet, heyecanlı paylaşımlar, birlikte gülmeler, denk(!) geldi mi seks, ebeveynlik macerası konularında- uyum çok iyi. Birlikte daha fazla nasıl zaman geçirsem, nasıl saatleri çoğaltsam diye fırsat kolluyorsun. Ama partner kişisinin, öyle bir özelliği var ki tüm bu güzel tabloyu yerle bir ediyor.

Atarlılık!
(Adını bilmiyorum bu sorunun)

Yani, kriz anlarında tahammülsüzlük nöbetleri..

Örneğin bir yere yetişme telaşındayken, bir yerden dönme halindeyken, çocuk hastalandığında, yolumuzu kaybetmişken, elindeki kahve dökülmüşken.

Bunlar sorun değil, 5-10 dakikalık atarlılık halleriyle, geçiştiriyoruz aramızda.

Fakat, benim erken doğuma(!) giderken, doktorun numarasını bulamamam ve kaydetmemiş olmam yüzünden yediğim atarlı azarı hala aklım almıyor?! Anladık bebeğin geliyor, paniksin. Baba oluyorsun! Korktun. Peki ya ben?

Geçtiğimiz gün, normalde hiç yapmam, oldu ya, anahtarı unutmuşum! Her zaman ev erkeği alır çünkü çıkarken. Bu kez almamış. Telefonda işi çıkmış, beni kapıda beklerken ona dalmış. Çekmişim kapıyı. O anı görmeliydin. Sanki adamın tarlası yandı, eşeği bıçaklandı.

Sakin ol, tamam diyorum. OLAMIYOR. Nasıl bir 'suç atma' isteğiyle yanıyor tutuşuyor. O an bir kurban seçip, onu atar gücüyle mahvetmek için kıvranıyor, görüyorum. Yani beni... Sakince çilingir aradım (bayram günü çalışır mı hiç çilingir diye başımın etini yemesine rağmen), adresi tarif ettim, fiyat aldım- kapattım. Baktım ev çocuğu panik olmuş.

Oğluma bunun olağan bir sorun olduğunu anlattım, iki güldürdüm, o kısmı çözdüm. Fakat yanımda, buz gibi suratıyla duran ev erkeği için yapabilecek hiçbir şeyim yoktu. Gündem artık anahtarı kapıda unutmak değil, onun düğümlenmiş suratını, hınçlanmış iç organlarını sakinleştirmekti. Üzerime öyle bir görev almadım. Kendisi çözsün.

Anahtar sorunu çözülünce konuştuk tabi. Mutlaka konuşuruz çünkü (hiçbir işe yaramıyorsa da)

Güya, ben refleks olarak hemen onu suçlamışım, 'nee sen almadın mı anahtarı?' demişim, ona bok atıp sorumluluğu üzerimden atmak istemişim (zaten her olayda kendisini yüzde 100 haklı hissettiği bir açıklaması vardır). İnsan gibi 'ya hata yaptım, pardon' deseymişim, 'olur öyle şeyler' dermiş.

Bence kendini gerçekten tanımıyor. Aksiliklere tahammülü yok, bu kadar basit. Tahammül- anlayış eşiği, çok düşük.
ev erkeğinin tahammül boyutu

Her ne kadar onun bu 'ilkel' tarafını kendi problemim görmeyip, gün içerisinde hiiiiiç tadımı kaçırmadan, keyfime baksam da bunları yazarken şu an içimde aşırı bir gıcıklık birikti. Aslında normalde, oralı bile olmamayı öğrettim kendime. Eskiden hep şeffaf olalım isterdim, uzanayım sarılayım- elini tutayım sıkı sıkı. Şimdi günümü kurtarmak ve anlamlı bir gün yaşamış olmak için kartları açıyorum. Nasıl?

Neye sinirlendin diye direkt olarak soruyorum (bozuk bir makineyle konuşur gibi)
Söylüyor.
Üzerine konuşuyoruz.
Sonra kaldığım yerden 'normal' ilişkimize devam ediyorum. O da zaten hemen uyum sağlıyor. Benim tek odaklandığım keyfimin kaçmaması oluyor. Canım nasıl bir gün olmasını istiyorsa, o şekilde yaşıyorum.

Önceden olsa 'beni nasıl üzebildin.. beni beni bihterini' tribinden çıkamazdım. Kabul edemezdim, hoşgörüsüz davranışı. Sevgisizlik bu derdim. Şimdi, bence 'evlilik' bu.

Ve evliliğin sürdürülebilir olması için kendime keseceğim herhangi bir fatura yok. Çözüm yok. Çok konuşuyoruz, çok çok. Terapi denememiz de oldu, biliyorsun. Sürdürülebilir bir evlilik yerine, sürdürülebilir bir ben olmak için düşünmek en iyisi.

Bu yazıyı sonradan imha edebilirim, belki de etmem.

Kısacası tadımı kaçırmamak için kendi çorbama bakıyorum, bunu kendime öğrettim. Ve koskoca bayram tatilinin her bir günü eğlendim. Bunu başardım!(Ege'nin deniz kıyılarında) Sayemde ev erkeği de eğlendi. Ev çocuğuna nasıl yansıdıysa, akışkan neşem; 'Anne senin kadar komiği yok' dedi bana.

Tabi, bu evlilik felsefesinin bazı kuralları var:

  • Karşı tarafın istenmeyen davranışlarının mağduru asla olmamalı.
  • Onun sorunu, senin sorunun olmamalı. Öfkesi onun sorunu, gitsin ötede bir yerde öfkelensin- sakinleşince geri gelsin. Onun sorunu, onun kararı.
  • O azarlıcak, sen de şuursuz tavuk gibi neşeyle gıdaklamayacaksın tabi ki- 'her şey çok iyi her şey şoh güzel' diye boş boş dolanmak, kabul edilemez- çünkü seni içeriden bitirir.
  • Her zaman hayatla ilgili yedek planların olmalı.
Maalesef başka tüm diğer iyi paylaşımlarımızı garanti bedeli gösterip, bu 'ufak tefek' duran sorunları, göz ardı edemeyebiliriz bir gün. Şimdilik kendi çorbama bakmak felsefesi çalışıyor, işe yarıyor.

Bugün tatilin son günü. Ailecek yine sevimli bir gün yaşamak üzere planımızı yaptık. Sevimli olacak dediysem, öyle olacak. Çünkü ben istiyorum.

Not: Sürpriz bir olasılıkla (düşük) belki zamanla, benim bu 'ignore eden pozitif' halimden esinlenerek değişir. Ama buna nedense hiç inanmıyorum işte.

7 Ağustos 2019 Çarşamba

Büyük göd oluş + Çocukla evden çalışmak



Çocuk evdeyken, nasıl çalışıyorsun diyen tanıdıklar- ebeveyndaşlar olduğunda, şöyle diyordum:

Diyelim bilgisayarımın başına geçmek için evde yola çıkmışım. Amaç, bilgisayar başına geçerek çalışmak.

O sırada şu sesi duyuyoruz:

'Anne mataramda su kalmamış, koyar mısın?'

Oğlum kendin koy diyemiyorsun çünkü 'katıklama usülü' su içiyor. Birazını dolaptan (ağır cam şişe) birazını damacanadan.

Damacanadan suyu koyarken, gözüm yatak odasına takılıyor. Yatak toplanmamış :/ Ah ev erkeği. Yine geç uyandın ve hemen çalışma odana geçtin değil mi? Neyse, sabah sabah tartışma çıkmasın, toplayıvereyim yatağı. Ben yatak odasındayken, şu tip bazı diğer cümleler:

'Anne muscle arabamı bulamıyorum'
'Anne hotwheels şarkısı dinleyebilir miyim?'
'Anne balkonda suyla oynayabilir miyim?'

Bu tip isteklerle ilgili benim yapabileceğim bir şey varsa, mecburen sıra ona geliyor. Eğer yoksa, yeniden bilgisayarımın başına oturmak için yola çıkıyorum. Bazen bu aşamada 'sana görev vereyim mi?' diyerek bulmaca / boyama / kesme gibi eylemler içeren, sanki benim işimle ilgiliymiş gibi gösterdiğim bazı etkinlikleri ev çocuğuna kakıtarak zaman kazanıyorum.

Bilgisayarın başına geçtiğimde, öncelikli acil işleri 15 dakikada halledip, ev çocuğuna 'şimdi kahvaltıyı hazırlıyorum' diyerek, olası karın acıkmasına yetiştiğimi bildiriyorum.

Kahvaltı hazırlıkları sırasında, bilgisayar-mutfak arasında mekik dokuyorum. İşte benim geçen yazdan beri sürdürdüğüm korkunç zaman yönetimim ve evden çalışma çabalarım.

Çocuklu evde- evden çalışmak böyle zannedilir.

fakat daha çok böyledir.

Devamını anlatmak bile istemem. Çünkü gerisi terleme, bocalama ve günün sonunda aşırı yorgun yatağa girmeyle bitiyordu. Ve bu bitirmek değil, günü yıldırmaktı.

İşte ne olduysa, bir gün ev erkeğiyle yaşadığımız KORKUNÇ kavga sonrasında TV kumandasını kırmamla oldu. (ev çocuğu uyuyordu ve ben de tam yatmaya hazırlanıyordum) Benim hiddetimden korkan ev erkeği, endişelendi ve o sırada içtiği birasının çakır keyifliğini bile bir kenara bırakıverdi. Sabah 3'e kadar konuştuk o gün.

Oturup kahve falına bakar gibi, zamanı nasıl geçirdiğime, yazın devamına, bekleyen kışa, tüm seneye ve hatta yeni projemin adındaki gibi 40 sonrasına göz attım. Böyle süremeyeceğini biliyordum ama kavgadan sonra yaşadığım patlama, sinir krizi, bağırış çağırış ve hemen akabindeki iç döküşle büyük göd oluşu gördüm. Adına 40 dediğim ama aslında özü 'hayatta kalabilmek' olan proje de öyle çıktı. Bu konuda oraya ve aynı bloğun instagram hesabına yavaş yavaş paylaşımlar yapar haldeyim.

Çocuk evdeyken (yaz tatili) - evden çalışmak, büyük manyaklık. Müthiş adrenalin! Sen tuvaletteyken, çalışma masana döke saça kahvaltısını taşımış bir çocuğun 'sen çalış anne ben seni rahatsız etmem' derken, klavyeye kolunun tersiyle dökülme ihtimali olan sütü oradan uzaklaştırma çaban gerçek bir spor.

Kısacası, doğru yapılmayan bir planlama ile maalesef  'imkansız, verimsiz, çöp' bir uğraş.

Büyük göd olmak, gerçeklere cıscıblak bakmak lazım. Bu şekilde yürümüyordu ve bu durum yüzünden elimdeki işten olmayı bırak, yakın gelecekte anlamlı hiçbir iş yapamazdım. Kaldı ki ev çocuğunun yaptığı 'garip' hiçbir şey yoktu. Çocuk, yaşıyla paralel, neyse oydu. Ayrıca, burası benim için büyük bir dürüstlük gerektiren itiraf kısmı: Konu ev çocuğu olmazdı, başka şey olurdu, bahaneler çoktu.

O kavgalı geceden sonra kendime mecburen 'hayatta kalabilme' rotası çizdim.

Benim gibiler mecbur kalmadan bir çizik bile atmazlar çünkü.













30 Temmuz 2019 Salı

Duyuru: Yeni Blog!




Çok uzun zamandır, buraya yazmakla ilgili heyecan duymuyorum. Neden böyle oldu bilmiyorum ama geçici, hissediyorum. Burada kahve içerken üzerine çene çalmayı sevdiğim günlük mevzuların tadı ayrı. Başka şeylerin tasarımı, çalışması var arka planda. Bunlar işle ilgili, ince ince adımlar...

Ve ayrıca nur topu gibi yeni bir kişisel projem var. Hatırlayan vardır; anne olduktan sonra bir türlü gitmeyen kilolarımı 'KOTSAL ÜÇ AYLAR' isimli bloğumda paylaşmış, tıkır tıkır kiloları 3 aylık sürede verdikten sonra tüm o güzelim yazılarımı imha etmiştim. Ancak blogda o zorlu süreci paylaşmanın bana nasıl faydası oldu, anlatamam blog. Hala da kilo almıyorsam, o günlerde verdiğim 'kararlı' zayıflamanın parmağı var, ilginç.

Geçen sene de 'depolar' projesiyle, çoklu bir 'birikmiş hedefleri eritelim, kendimizi paklayalım' demiş, orda da gerçekçi şekilde yılların beklemiş eprimiş listeleriyle yüzleşme fırsatı bulmuştum. Bir sürü başka keyifli yazılar, iç dökmeler de okumuş; diğer yazarlarla kafa kafaya vererek, dava incelemesinde bulunmuştum. İlk kez başka yazarlarla ortak blog yazma macerası denemiştim. O da tam olarak 100 gün sürmüştü. Depolar projesinden sonra, önceliklerimi, sonralıklarımı, gerçekten neyi isteyip istemediğimi düşünmüş; ben neyim, ne değilim gibi en ilkel sorulara yeniden cevaplar aramıştım. Ne güzel!

Şimdiki projem ise, çok daha uzun vadeli olmasını amaçladığım kişisel fütürizm temasının etrafında dönen bir ortam. Henüz çok yeni... Linkini yazıda paylaştım, instagram hesabı da açtım, belki oradan içerik üreterek daha interaktif kullanabilirim diye düşündüm. Bakalım, nasıl gelişeceğini göreceğiz.

Merak edenlerle oradan devam ederiz.

Bloğun ilk yazısı için TIKLAYINIZ!


29 Temmuz 2019 Pazartesi

Benim sadık yarim yine ev erkeğidir.


Dün sürüş sınavı yapıldı.

Son ana kadar, heralde tek sıkıntım paralel park yapmak olur, olsun olumlu düşüneyim, ama yok park kısmında çuvallarım, ya belki de her şey iyi gider diye düşünüyordum. Benim devam ettiğim sürücü kursunda, tüm eğitim belli referans noktalarına göre veriliyor. Her şeyin milimetrik bir hesabı, olmazsa olmaz manevraları var. Sen o sarı çizgiden tam doğru anda dönmezsen, arka tekerleğin bilmem nerenin üzerine temas etmezse, o dönüşü yapamıyor ve kalıyorsun.

Yeni sistem katı, hoşgörüsü yok. Örneğin 30 dakikalık sürüş sürecinde 1 kez bile sinyal vermesen, hemen 'sağa çek' deniyor ve sınav sonlandırılıyor. Bunun gibi çok fazla net kural var.

İşte ben de sınava sadece saatler kala, bir önceki günün akşamında bu acımasız olduğu iddia edilen sınavla ilgili hala, park yapmanın referans noktalarını kafamda ezberleyip rahatlamaya çalışıyordum. Ki... Ev erkeği, hadi çalış son bi dedi.

Hay hay dedim, tam sırası.

Dubaların olduğu yere gittik. Paralel park çalışıcaz. İki hamlede arabayı dubalara çarpmadan ve işaretlenmiş yere bariz şekilde, tek seferde sokmam gerekiyor. Ben ezberlediğim gibi yapmayı denedim. Olmadı. Yok ya, dur yanlış yerden şey ettim, bir daha yapıcam dedim, yine olmadı. Toplamda beş kez denedim ve bunların yalnızca 1 tanesinde park yapabildim. Büyük sıçışa doğru gidiyordum.

Arkaya yanaşan sürücü kursu arabasını görünce iyice panik yaptım, gidelim çalışmak istemiyorum dedim. Yapamadığım işlere karşı alınganlık benim alnımın yazısıydı ne de olsa.. Biz karşıya geçtik, gelen sürücü kursu arabası çalışmasına başlarken ev erkeği;

'Karışıyorum diye kızıyosun ama, sana bir şey dicem' (kenara yanaştı)
'Ne var?'
'Hiçbir şey öğretmemişler sana Kahve, her şeyi ezberletmişler, doğaçlama yapamıyorsun, manevraların çok kötü'
'Ya yaparım aslında sadece tam doğru yerden sağa çeviremedim direksiyonu'
'E çeviremediysen çeviremedin, oraya park etmenin tek yolu o mu?'
'Ya tamam ya karıştırma kafamı sınavdan önce..'
'Kahve bak böyle sınavdan geçmen tamamen şans faktörlerine bağlı, izin ver sana öğreteyim'
'Ya çocuk sıkıldı, boşver, gidelim'

..

Az sonra dondurmacıda ev çocuğu sütlü dondurmasını yalarken, düşünüyordum. Ev erkeğiyle ne zaman sürüş çalışsak kavga etmiştik çünkü üslup... Sevmiyorum ev erkeğinin 'öğretme' halini. Fakat bir yandan da kumar oynuyordum, yüksek ihtimal kalacaktım. Krokanlı dondurmasını ağzında eritirken, hala beni ikna etmeye uğraşıyordu. Sadece bir tane formül gösterecekti, sadece onu uygularsam sorunsuz park yapabilecektim, başka da bir şey yapmadan eve dönecektik. Ev çocuğu dondurmanın verdiği neşeye dayanarak, 'sıkılmam ben' diyince, ev erkeği de kafamı karıştırmayacağına kesin söz verince, tekrar yola çıktık. Dubalara geldiğimizde, direksiyon başına geçtim. Bana bahsettiği hareketi sadece anlattı, teknik olarak nasıl olması gerektiğini açıkladı ve 'tamam sen hiç karışma bundan sonrasını, bir kez deneyeceğim- olmazsa hemen dönüyoruz' dedim.

Sayın blog, ilk seferden tereyağ-kıl ilişkisini kıskandıracak çeviklikte parkımı yaptım. Üç kez daha denedim ve her seferinde de park kurallara uygun olarak yapıldı. Acaba sınavda bu şekilde park yapabilir miyim diye hemen hocamı da aradım; o da uygun buldu, müfettişler sorun yaratamaz dedi.

Bir de gizli bir şey söyler gibi ekledi:

'İnternetten mi buldun?'

Bu soruya daha sonra ev erkeğiyle epey gülecektik, ama bu sonranın konusu olsun.

Özetle ilk defa ev erkeği sayesinde park yapmanın ince mantığını, direksiyon - geri vites kombinin nasıl verimli kullanılabileceğini kavramış oldum. Yüzde 30'larda sürünen sınavı geçme ihtimalim yüzde 80'lere çıktı.

Elbette ev erkeğinin sürüş eğitim tarzına ve eğitmen kişisinin nasıl işi gerçekten öğretmediği, öğretirmiş gibi yaptığı üzerine söylenmeleri de bu işin doğal bir sonucuydu. Haklı, ne diyebilirim. Fakat başkaları nasıl öyle geçebiliyorsa, ben de geçmeliydim. O sırada tek mücadelem buydu blog. Gerçek hayatta sürüş öğrenmek değil!



Sınav anı geldi. Tüm önemli kuralları iyice bellemiştim (ezberlemiştim)

Sinyaller, pedalların kullanım stratejileri, güzergahımız boyunca bulunan kavşaklarda ne yapmam gerektiği vs. Ev erkeği ve ev çocuğu beni sınav yerine bırakıp, iyi şans dileyip gittiler. İçimde heyecan vardı ama panik yoktu. Özgüven inceden kendisini hissettiriyordu. O sırada benden önceki sürücü adayının sınavı başladı. Fakat maalesef kısa sürede sona erdi. Meğer park sırasında kaldırıma değmiş, direkt kalma nedeniymiş. Ağlamaklı ayrıldı ordan… Kötü oldum.

Ve sıra bana geldi. Güzel bir iletişim kurduk, her şey iyi başladı. Sakindim. Arabayı cillop gibi çalıştırdım, kaymak gibi trafiğe süzüldüm. İçinde bulunduğum durum biraz komik geldi. Yanımda 3 kişi sessiz sessiz oturuyorlar, öylece.. ciddi ciddi, sanki birisi çok büyük bir ayıp yapmış gibi. Gülmem geldi. Parkı hiç strese girmeden yaptım (ve sınavın en önemli kısmını atlatmıştım) Park yerinden hemen ayrıldıktan sonra direksiyon başında 'sanırım bu iş oldu' rahatlığıyla yola devam ediyordum ki 'sağa çek' uyarısı geldi blog.

Sınavdan kaldım!

Gerekçe: Vites değiştirirken vites koluna bakmak.

Başta 'şaka mı acaba' diye müfettişin gözünün ta içine baksam da az sonra şaka olmadığını anladım. Buz gibi kalmıştım. Hemen arkaya geçmemi istediler.

Çok uzattım, toparlıyorum (ev çocuğu uyandı zaten)

Kısacası, henüz trafiğe çıkmaya hazır olmadığımı düşünmek istiyorum. Ama bu kendimi başarılı bulmadığım anlamına gelmiyor. Fakat eğer çocuğumla trafiğe çıkacaksam en uyuz heyetin bile onayını alıp hak edeyim o ehliyeti diyorum şimdi.

Ev erkeği bu arada iyice hırslandı:Sadece 5 dakikada sana manevrayı öğrettim, bir sonraki sınava kadar seni usta-uzman-dev sürücü yapıcam, görceksin dedi.

İşte ben de bundan korkuyordum, hırsla beni çalıştırmak istemenden.. diyemedim tabi kajsgafg.
Benim sadık yârim günün sonunda yine ev erkeğiydi. Onun sayesinde -sınavdan kalmış olsam bile-çok önemli bir konuda kendimi 'geçmiş' hissediyorum.




18 Temmuz 2019 Perşembe

Günün 'dolu' tarafını görmek



Yaz süreci için günü planlamayınca, akıl yitiğine dönüyorum gün sonunda. Serbest çağrışıma çok açık bir mevsim. Azcık histerik bir yapıdaysan, sabah başladığın aklı başında günün sonunda kendini çok alakasız bir yerde mezdeke yaparken filan bulman mümkün.

Bu nedenle günü saati saatine planlamasam bile, günü bölümlere ayırdım ( hafta içleri )Sabah uyanınca ilk 2 saat, öğleden önce ve öğleden sonra, akşam üzeri- akşam ve gece.

Örneğin sabahları kesinlikle ekran açılmıyor evde. Ne TV ne telefon. Ben sadece işle ilgili bir şey yapıyorsam ya da yakınlarımla ilgili çok önemli bir durum varsa (beklenen bir haber vs.), ekranla haşır neşir oluyorum (ve dolayısıyla ev çocuğu da ekranla temasımı görüyor).

Sabah erken saatlerde ev çocuğu taze beyinle kendi organik oyunlarına odaklanmayı seviyor genelde. Bir yere kapanıp harıl harıl oyun oynuyor. Ben o ara sabah acil bilgisayar işlerimi yapıyorum, bir yandan kişisel temizliğim, ev çocuğunu kendi temizliklerini yapmaya çağırma, kahvaltı hazırlama gibi mevzuları bitiriyorum. Kahvaltıdan sonra benim bilgisayarda işlerim de bittiğinde, ev çocuğunun hala beyni tazeyken onu kapıp, o gün 2 sayfa etkinlik, biraz boyama, belki puzzle filan gibi şeylerle, çocuğa şöyle bir balyaj çekiyorum.

Sonra, öğleden sonra bölümü başlıyor.

Bu bölümde çeşitli şeyler var. Benim iş durumuna göre; çocuğu anneanneye bırakmak, orduevindeki kapalı oyun alanına gitmek (ucuz, güvenilir ve oyun arkadaşı çok), dışarıda yapılması gereken bir işi halletmek, birileriyle buluşmak vb. Çünkü bu saatler genelde karın tok, enerji tam ama odağın artık dağıldığı ve oyunla geçiştirilmeye ihtiyaç duyulan anlar (yaz sıcağı da eklenirse)… Bu esnada ben bazen çalışıyor bazen kitap okuyor, nadiren de şu anda olduğu gibi blog çeneliyorum.

Sıradaki bölüm akşam üzeri.. Maalesef akşamdan yemek pişirme alışkanlığımı tam oturtamadım. O yüzden aceleyle yemeği pişirmek, salata malzemelerini temizlemek ve bu arada youtube'dan bir şeyler dinlemek üzere çekiliyorum ortalıktan. Ev çocuğunun da telefonda oyun saati: tabi ki hotwheels!

Yemekten sonra (17:30) akşam faslını çeşitlendirdik. Haftada 2 ya da 3 akşam evin önündeki park, 2 akşam da uzakta değişik parklar (plajda kum- İzmir'de parkçılık) oluyordu. Bu hafta uzak park, atletizmle yer değiştirdi, bakalım ne kadar böyle sürecek... Çok keyifli ve endorfin dolu ortam, biz de seviyoruz orayı! Devasa bir pist <3 Ev çocuğu akşam faslında bisiklet sürüyor, arkadaşlarıyla oyun kuruyor ya da spor yapıyorken biz de diğer ailelerle sosyalleşiyoruz / aramızda muhabbet çeviriyoruz / çaya - kahveye doyuyoruz / susup insan gözlemliyoruz / telefonumuza mal mal bakıyoruz (bu da ihtiyaç). Bu kısım bize de hizmet ediyor anlayacağın.

Saatler 20:30 olunca, çoğunlukla eve girmiş, duş için hazırlanmış oluyoruz. Elbette danalar gibi koşan velet ergenlik çağı ön acıkması şeklinde acıkıyor. Bir şeyler yiyerek, onu sindirmesi, kitap okuma filan derken yatağa girmesi yaz sürecinde 21:30'u buluyor.

Gece ise ev çocuğu sızdıktan sonra evde havaifişekler patlıyor, disco topları fır fır dönüyor. Şaka be. Ben yorgun şekilde ya dizi, film, beyle sohbet- bazen de okumalarla takılıyorum. Ev çocuğunun görmesini istemediğim ne varsa yapma saatleri. Korku filmleri, kötü youtube videoları, aburcubursa abur cubur, seks ise seks. :D

Bunun dışında zaten gün içine serpiştirilmiş çeşitli eylemler var: Ev işleri, çizgi film izlemek, dergi okumak, bir şeyler hakkında konuşmak, balkonda suyla oynamak falan da filan.

Bu yazdığım hafta içi planı aslında tüm zorunlu olduğum görevleri ve 'kotarabildiğim' maddeleri karşılıyor. Ama serde 'yetinememek' var. Günün boş kısımlarını görmekle meşgulüm, dolu kısımları göreceğime... Doluyu göreyim diye buraya taşıdım zaten.

Hayat, 'yapabildiklerim' ve 'yapsam ne güzel olur' dediklerim arasında gidip geliyor. Bu haliyle keyfim yerinde, ama gözüm hep ötekinde.

Bu konuda düşünmek ve kendimle anlaşmak istiyorum.


Gitmek.

A noktasından B noktasına essahtan ulaşabilmek için 'gitmek' lazım (bazen gitmeden varmak isteriz ya). Bir yol, rota ve gitme ey...