23 Temmuz 2018 Pazartesi

Tatiller ve yaz (3)


Yine gelemedim blog.

İtiraf: ev çocuğu kreşe gitmiyorsa, hayatımın ağzına zıçılıyor. Daha da büyük itiraf: kreşsiz çocuk büyütememeye aşırı gıcık oluyorum, kendimi ezik buluyorum. Okullar kapanırken, kendime çok güveniyordum. Ha haayt, planlamalarımı yaptım mı, gün nasıl geçer anlamayız bile hohoytt, şinanay gibi ünlemler şıklıyordum. Zaten özlemiştim. Oğlumla uzun, boş, sakin yaz günleri yaşamak istiyordum.

Fakat.

Oturup plan yapamayacak kadar hızlı geldi yaz. S.'den (pek sevdiğim bir eğitimci blogger argadaşım) ayın başında tavsiye aldığım aktivite kitaplarını bile, henüz -dün- sipariş verdim. Koca temmuz bitti yahu. Çocuk beyninin ön lobunu çalıştırmamaktan hanzoya döndü. Neyse daha önümüzde 1 buçuk ay var. Yapmak istediğim yaz aktivitelerini yapacak zamanım hala var oğlumla. Fazla değil, günde bi 40 dakika kadar, çizelim keselim boyayalım yapıştıralım istiyorum. Yine her gün yaklaşık 3 saat parkta aksiyonlu oyunlar devam etsin. Orada fiziksel eğlenceler, süper oyunlar kuruyorlar. Bazen oturup toprak kazıyorlar. Her türlü mutlu. Gün içerisinde evde şişme havuz, çizgi film-kitap saati, oyuncaklar - ıvır gıvırlarla oyun, haftada 2 saat jimnastik kursu, haftada 2 gün anneannede günü geçirme, hafta sonları deniz / kamp kaçışları... Yaz dağınık şekilde böyle geçti, ilk yarısında. Hayalimde zaman dilimlerine böldüğüm planlı günler vardı. Hala var. Umarım bu hafta uygulamaya girişicem, hadi bagalım.

Böyle habersiz plansız yaza dalınca, benim günlük tempom da totomda patladı afiderseğn (afedersinin almancası). Oturup pc başında çalışma lüksüm kalmadı. İşleri hep ayak üstü telefondan hallediyorum (aman kimse duymasın) Masamda kalemlerimi kapağı açık bırakılmış ve kurumuş ya da ucu yamulmuş buluyorum. Defterlerim hep karalanmış, bilgisayarımın üzerinde kek yenmiş- kırıntılarla bakışıyorum. Telefon geliyor, önemli. Bebe sırf beni bölme niyetiyle yaptığını tahmin ettiğim o baskın ses tonuyla araya giriyor. Bilmem ne bey ya da bilmem nerenin müdürüyle konuşurken, evin içinde sessiz yer arıyorum. Annemde kalmak istemiyor, orda sıkılıyor, yollayamıyorum. Açıkça söyledi: 'anne her gün gitmesek olur mu anneanneme? Ben evimde kalmak istiyorum'

Ne diyim yani. Annem için de yorucu zaten.

Hep şöyle diyorum. Ya bir sabah da şöyle erkenden kalksam, herkesten önce güne başlasam, plan yapsam, valla billa çok şahane bir gün geçiricez, herkes faydalı verimli datminli eylemler yapacak. Çok şey beklemiyorum. Tabi ki gevşek, boş yaz günleri azıcık serserilik içermeli. Fakat kalbim sıkışmasın mesela iş yetiştirirken, ev çocuğuna yalvarmıyım 'oğlum iki saniye sessiz bi dur' diye... Ya da parka çıkma saatine hala 4 saat var diye evin içinde sıkıntıdan kuru üzüme dönen çocuğu kendi haline bırakıyorum gebermesi yaşamıyım. Gün içerisinde güzel planlı zamanlarımız olsun, sonra yine boş sıkıcı saatlerimiz olabilir, kabul. Fakat ben planlı gitmediğim için, her şey dağınık gidiyor, elimizdeki imkanları kullanamıyorum. Eldeki imkanlar derken, kendi enerjimizi de kastediyorum. Halbuki planlı olsam, şimdi ev çocuğuyla tam 1 saat oyun oynıycam, der- net bir zaman sınırlaması yaparım. Hem içim rahat rahat rahat o sürede aklımı ona veririm, hem de çocuk benle ortak oyun kurma neşesini yaşar. Şuan güne başlarken apar topar başlıyor, aceleyle de günü bitiriyorum. Aralarda koşturarak işlere bak, yemek yap, ev çocuğuyla yarım yamalak oyna-muhabbet et, evin işlerine el at, bilgisayar başına koş, bebenin isteklerine yanıt ver, çamaşırlar bitmiş-as, kitap saati yap, duş aldır... Bilmesem ki planlayınca ve erken kalkınca bu işler yetişiyor, cillop gibi insana zaman kalıyor ve en güzeli de günler tatmin dolu geçiyor- valla 'napalım çocuklu hayat böyle' tesellisi yapıcam. Fakat biliyorum maalesef. Yaşadım, gördüm. Ve şimdi yapamıyorum abijim. Tam bir yaz piçiyim, mod itibariyle.

Çöp yaz işte ya : ) Hani şu eskiden kızlarla sabaha gadar sigara içtiğim ve çeneler yaparak günü devirdiğimiz, sadece müzik dinleyerek ve karpuz-makarna yiyerek haftaların aktığı, aniden okulun ilk gününün başlayıverdiği, o bomboş yazlardaki halime çekiliyorum sanki. Yaz böyle bişey benim için. Yemek bile pişirmek lüks. Akşam kahvaltıları, karpuz varken...

Yine de diretiyorum. Kreşsizliğe yenik düşmiycem. Kreşsiz de kolay ve hızla biten günleri başarıcaaam blog. Yapıcam! Saat kaç oldu, diye bakıp durmadığımız, ay bugün de ne güzel geçti, doyamadım valla dediğimiz, dondurma için kavga etmediğimiz, kendi kişisel vaktimi rahatça yaratabildiğim, uyku vaktini nerdeyse konfetilerle kutlamadığımız, evladımı çeşitli yönlerden besleyebildiğim, sir ağda yapmayı ertelemediğim günler hayal değil! (delirmedim, kafama huni düştü)

Güzel planlamamı yaparsam, olacak bu iş. Davul gibi uyanmazsam, erken kalk- duş al, to do list yap, günü birkaç zaman dilimine ayır, sonrası hoşluk sonrası tatlılık- şeklinde inanmak istiyorum. Çok mu zor?

Güya ben en son kamp maceramı ve ev çocuğuyla ilgili yeni davranış keşiflerimizi yazcaktım. Yine olmadı, olamadı.

Artık, sonra.


sıkıldığı için annesinden habersiz telefonu kurcalayan çocuğun perspektifi


17 Temmuz 2018 Salı

Tatiller ve yaz (2)



Tatil denildiğinde aklında hiçbir şey canlanmayan bir memur gızı olarak, başka bir memur evladıyla yaptığım izdivacın yayın akışında tatillere pek yer vermiyorduk- ki çocuumuz 4,5 yaşına geldi. Bu aşamalardan geçenler bilir ki çocuklu yaşamda tatilsizliğin lafı bile edilemez. Hem ebeveyne nefes hem çocuğa mutlak eğlence. Çocuklar ve tatil denildiğinde genel çoğunluğun aklına gelenler; çocuk havuzu, kolluk, dondurma, patates kızartması, yeniden dondurma, fosforlu renkte mayo, animasyon ekibi, mini club, çok sevilen çizgfilmin kovalı oyun seti, dondurmayı söylemiş miydim ve plaj kültürü gibi item'lar. Anne olurken kendimi böyle bir dünyanın içinde elbette görmüyordum. Şezlonga uzanmış kendinden emin görünen itaatkar annenin  'Kayracaan gel hamburgerin geldiii' diyerek çağırdığı sevimli ıslak ve 'anne hamburgerden sonra büyük boy drajeli çiklot dondurma alacam' diyen 'günümüz' çocuklarını uzaktan ayrı bir canlı türü olarak görüyor, 'çocuk' diyince bu tip kareler hayal etmiyordum. Onlar vardı elbette ancak benim başıma gelmezdi.

Nedense kafamdaki çocuk tipi nasıl bir dar kafalıysam, sessiz - sakin- uyumlu hatta hafif gariban - mazlum bir veletti. Çocuklu tatil ise; sessiz sedasız plaja gidip, kumla oynamak, denize girip çıkmak, evden getirdiğimiz atıştırmalıkları yemek, çocuğun bana 'anaa bi domatis daha nolur anaa' diye çocukça yalvarması, benim onun bu 'çocukluğuna' gülmem ve 'ah seni minik, gel sana bi domates bir de peynir madem' diyip onu sevindirmem, en çok ıslak mayoyla oturmamaya özen göstermek, hadi bi kıyak olsun çocuğa kova kürek almak, simitle yüzdürmek ve o günü asla unutmamak, günlerce hatırlamak, fotoğrafları açıp özlemle o günden konuşmak vs.

Tabi ki her yetişkinin yaptığı hatayı yapıyor, kendi çocukluğumdan kalma alışkanlıklarla bugünü kurgulamaya çalışıyordum. Annem plaja giderken yanına haşlanmış patates alırdı ve gerçekten bayılırdım ya. Aklıma başka şey istemek gelmezdi jsgahgsdg. Çok mutlu olurdum, hele üzerine tuz serpince off nasıl sevinirdim :D Neyse, benim nostaljik planım tutmuştu. Başlarda ev çocuğu palazlanmamıştı. Sade ve nostaljik deniz hatıralarımız oldu. Sessiz plajlara gittik. Özellikle yaptık çünkü plajın paralısına gitmeyi reddediyordum. Plaja para vermek ne? Yanıma atıştırmalıklar alıyordum. Elma, sebzeli poğaça, kuruyemiş ya da sandviç. Ve kesinlikle sağlık - güvenlik kuralları çerçevesinde günler düzenleyip, tadı damağımda kaldı kıvamında noktalıyordum. Bizim için her bir deniz günü tatlı hatıra oldu, hiç sorun yaşamadık. Deniz soğuk da olsa, çok rüzgar da olsa, yağmur yağsa, ev çocuğu arkadaş bulamasa da hiç önemi olmuyordu.

Sonra ultra her şey dahil dibine sıyırmalı bokunu çıkarmalı köküne kibrit suyu sıkmalı otellerden birine tatile gitme fikri çıktı. Çok heyecanlandık. Cuma çıktık ve işte bugün döndük. Ve toplam 3 buçuk günde çocuumun nasıl Kayracan'a… benim de Kayracan'ın annesine dönüştüğümü anlayamadım blog.

Bir kere bu tip otel tatillerinde her yerde 'tüketmek' üzere sunulmuş çok aşırı seçeneklerde aktivite / gıda vs. var. Her yer çok renkli, sulu ve yüksek ses müzikli. AVM'nin sulu hali gibi aslında. Sadece çocuklar değil yetişkinler de durmaksızın tüketmek üzerine eylemdeler. Kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği hariç 3 farklı atıştırmalık saatleri var. Zaten kahvaltı ve ana yemekler ağır hamur, şeker ve işlenmiş besinler üzerinden hazırlanmış- atıştırmalıklar da aynı çizgide. Çocuk menüsünde kızartmalar, pis nugget ve sosisler var. Bir de onlarca tatlı seçenekleri. 20 farklı çeşitte ve renkte tatlı. Çocuklar ve yetişkinler, tabaklarını normalde yiyebileceklerinin 5 katı filan gıdayla dolduruyor. Yese de çöp (vücuda), yemese de çöp (çevreye) Ve maalesef insanların yüzde 80'i obezite sınırındaydı (oran bile veririm) İlginçtir ki en çok kızartmalar ve tatlıları tüketen bizim törkler değil, almanlardı! Buna çok şaşırdım. Sadece patates kroket, mayonez ve kolayla kahvaltısını yapan 0-12 yaş arası alman çocuklar çok gördüm. Ev çocuğu kızartmalardan hiç tatmasa da, tatlılardan hiç alışmadığı kadar tüketmek istedi. Yaptı da... Ömründe ilk kez girdiği havuzda, tam bir piç gibi keyif yaparken kafasını çıkarıp 'anne hani benim sevdiğim fıstıklı yeşil keklerden?' diyip, yanına da ömrü hayatında hiç içmediği fosforlu renklerde meyve suları için bana bir sürü puştluk yaptığı; benim de artık sıtkımın sıyrıldığı ve 'hadi gel ev çocuğuhan, atıştırmalığın geldiii' diye itaat ettiğim oldu elbette. İtaat diyorum çünkü ev çocuğu bizi ustalıkla yönetti. Mızıklanma ve tatminsizlik silahlarıyla hem de!

Sadece yeme içme değil konumuz. Denizi beğenmeme, dalgasına bile bok atıp durma, yok üşüdüm diye pislik çıkarma, havuzdan başka yerde mutlu olmama, orda da sürekli insanlardaki renkli su oyuncaklarına yavşaması, neyi ne kadar tüketeceğini ayarlayamayıp (aktivite olarak) serseme dönmesi, biz yemek - duş - uyku saatlerini hatırlattığımızda çıngar çıkarıp kabadayı gibi hırtlık yapması... Yani çocuklu yaşama dair, kendime ne kadar uzak gördüğüm şey varsa, hepsinin dibini sıyırdım. Ne saçmalıklar yaptım anlatamam. Yok işte havuzun etrafında scooter'la kaymasın diye dondurma almayla yalvarmalar (çünkü çocuk asla ama asssla ikna olmuyor, yok böyle bir şey abicim, çocuğumu tanıyamadım), ikinci dondurmayı istemesin diye yemekte çizgifilm izletmeye söz vermeler, havuzdan zamanında çıksın diye ikinci dondurmaya izin vermeler... Çocuk zıvanadan çıktı, uçkuru düştü. Bu espiriyi ev erkeğine yaptım. Güldük ama çok sürmedi. Çünkü ev çocuğu mutlaka tatmin edilmiyorsa o sırada mızıklamayla diyaloğumuzu kesiyordu. Derler ya hani, sevgilinle yolcuğa çık, onu anca öyle tanırsın. Ben de kendi çocuğumu tatilde tanıdım.

İlk 2 gün böyle mücadele içinde geçince, 'Bağırmayan Anne Baba Olmak' kitabındaki, 'çifte ebeveynlik' bölümünü okudum tekrardan. Bir iyi geldi anlatamam. Yeniden aklı başında davranmaya başladık. Biz de sersemlemişiz normal olarak. Ancak bizim aklı başındalılığımız yine her şeyi ideal hale getirmedi. Sadece kimin patron olduğunu hatırlatmış olduk. Kendimize de son zamanlarda ev çocuğunun 'şımarık' diyebileceğimiz fazla ihtiraslı davranışları konusunda fatura çıkardık. Bu konuda daha yazmak istiyorum.

-

Yarın devam ederim, aşırı uykum geldi blog. Fotoğraf yok şimdilik, bunu böyle yayınlıyorum, yoksa taslaklarda çürüyecek.

-

Aaa bu arada. Ben HPV sebebiyle biyopsi oldum ya. Sonuç çıktı. Temiz : ) Onu da haber eyliyim. Yarın devam ederim.

Bunun dışında, benden mesaj bekleyen - daha doğrusu rahadıynan yazmak için beklettiğim- birkaç kişime de yazıcam ve bloğa gelen yorumları yanıtlıycam. Özledim bilgisayar başında, yazmayı ve çene çalmayı.

C ya!

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Tatiller ve yaz (1)


Hayat mı hızlı, ben mi yavaşladım anlamadım? Bir şeylere her şeyimi ayırıyorum, bir bakıyorum yine hiç şeye zamanım yetmemiş. Basit ayrıntılar da olsa araya gün sayısı girdikçe düşüncelerde koku yapan eylemler. Örneğin, bir maili atmamak, çamaşırları katlamamak gibi. Sahi sen hemen anında çamaşırları katlayabiliyor musun? Kurur kurumaz. Bizimkiler bir süre bekliyor, yığdığım yerde. Bu 'zamanın yetmemesi' mevsimlerle de ilgili. Yaz mevsimi uzun günler verse de malzemeden çalıyor, kesin. Verimsizlik, dağınıklık garanti.

Tatile ihtiyacım var cümlesini anlayan var mı? Ben uzun süre anlamamıştım, sanırım şimdi anladım. Bir insanın tatile ihtiyaç duymasının, yan gelip yatması- plajda şekerli bişiler içmesi ve Eda Taşpınarlık yapması zannederdim. Neyse ki hayat bana sonunda 'tatile ihtiyacım var' deme ruh halini hediye etti. Ömrümde ilk kez kendime 'ultra her bişeycik dahil otel' tatili hediye ediyorum. Meğer 12 yaşa kadar çocuklara ücretsizmiş, neden söylemiyorsun? Ailecek aldığımız çok radikal bir karar bu. Ayrıca, bu tip 'ekmek elden su gölden' hizmetin olduğu bir otele tatile gitme fikri biraz bana çocukluğumda ebeveynlerimle çıktığım yolculukları hatırlattı. Bu kendine ve eve yemek pişirme / evi temizleme olayı nasıl bir yetişkin problemiyse, parasını ödediğin bir hizmet bile olsa, insan müteşekkir oluyor.

Meraba, oteliniz her şey dahil mi acaba? 
Evet hanfendi, her şey dahil. 
Ay çok teşekkürleeeer.

Biz beyimgille genelde her şeyin zorlusunu ve perişanlısını seçmeye ailedeki genlerden dolayı yatkınız. Mesela kamp yapalım dedik geçen hafta sonu. Öyle acemi, öyle korkunçlu bir yer seçmişiz ki, perişan olup döndük. Sahilde uzanıp kitap okuma ve şöyle bir doğa terapisi yapma fantezimiz popomuzda patladı. Dinlenmek için 4 buçuk yıldızlı bir otelden rezervasyon yaptırdık. Çünkü bir şekilde kampta kaldığımız hafta sonu, onca mangalcı - boşaltılmayan çöp kovaları - yerlerdeki yivrenç izmaritler - cam şişeleri ve adeta barakayı andıran ve kaka izinden göz gözü görmeyen tuvaletlere rağmen, gerilerde bir yerde- içimize işleyen deniz mavisi, konforsuzluğun konforu, şehirdeki silüetimizi minicik görebilme esnekliği, bizi baştan çıkarmış olmalı. Yani laf laf nasıl açıyorsa, sanırım tatil de tatili açıyor. Çok gezen ve sık tatile çıkan, hatta borç harç içinde olup- bunu umursamayan tatilcileri şimdi anlayabiliyorum. Bir süre sonra el alışkanlığı oluyor? (elin sürekli 'nereye gitsess' diye gugıl yapması)

datlı çadırımıs


Bu ara otel tatilinden sonra, güçlerimizi toplayıp her hafta sonu daha akıllı araştırmalarla seçilmiş yerlerde kamp yapmak için hazırız. Tabi ki bizden daha önce ev çocuğu hazır. Cuma günü çıkılacak tatil için salı gününden itibaren kapıda ayakkabılarını giymek için bekleyebiliyor. Ebeveynlik derslerine bir yenisi daha: Herhangi bir planı günler öncesinden haber verme.

Ebeveynlik dersi filan demişken, sanki dersine çok iyi çalışan biri izlenimi vermek istemem. Ben genelde çuvallayan modellerdenim... Gündemimizde şuan, ev çocuğunun parkta fanatikçe bağlandığı- kendisinden 6 yaş büyük bir 'abi' ile kurduğu arkadaşlık var. Çocuk, kendi akranlarıyla oynamıyor. Nedenini bilmiyorum. Hep bizim veledin arkadaş grubuyla takılıyor, onlara liderlik yapıyor. Başlarda bu durumun herhangi bir olumsuzluğunu görmedik de... Baktık sonradan bizimki garip kelimeler öğrenmiş, konuşma tarzı değişmiş. 'Len, ulen' filan diyor.. Cıvık cıvık konuşuyor. Annem, birgün bizimle parktaydı, hemen uyardı. O ben küçükken de beni büyüklerle oynatmazmış parkta. Yanlış dedi, en ilkokul öğretmeni haliyle.

Bir şey demedim. Baktım haftalar içinde birkaç aile daha rahatsız çocuktan. Kimisi çocuğa sorgulayıcı sorular sormakta: 'Ailen nerede? Hangi okula gidiyosun bakıyım?' tarzı.. Kimisi çocuğa bir şey söylemiyor, arkasından şikayet ediyor. Biz söylemiştik, 'sen daha büyüksün, kendi arkadaşlarınla oyna, iyi bir abisin ama seviyoruz seni' gibisinden, ama sallamadı (kibar söyleyince anlamadı) Minikler de zaten çocuğu görür görmez çıldırıyor, ayırmak mümkün değil.

Sonra bir gün, ev çocuğunun dünyanın belki de en uyumlu, tatlı - beyefendi olan arkadaşı T'yi o gün yaptıkları bisiklet gezmelerinde şöyle bir kelime çığırırken duydum:

'Taşat taşaaat taşaaaat'

Bu arada T. kelimelerin içindeki bazı 'k' harflerini söyleyemiyor. (taşak)

?!!

Ben grubu durdurdum. Gelin bakayım çocuklar, nedir o kelime? dedim. Bizim abi bozardı, suratı büzüştü. Sen mi öğrettin o kelimeyi? O zaman gayet net, açıkladım. 'Bak senin güldüğün espiriler, yaşın gereği yaptığın yaramazlıklar bizim çocuklar için uygun değil. Hadi artık ayrı ayrı oynayacaksınız çocuklar' diyip yallah yaptım ama, maalesef. Durum değişmedi. Yine bir araya geldiler.

Bizimki ve T.


Şimdi bizimkinin grubunun çoğu tatilde. Biz de çözüm olarak farklı parklara gidiyoruz. İzmir'de parklar çok iddialı. Hem çok sayıda, hem kocaman ve çok güzeller. Yaz mevsimi akşamları en az 3 saat parklardayız. Baya ciddi bir süre. Her gün 3 saatten 'abi' etüdü, bize pahalıya geldi anlayacağın. Bizimkinde bi cıvık davranışlar, tuhaf ses çıkarmalar, kaba sözler... Bu duruma ev erkeğiyle aramızda 'aşılanmak' dedik. Bu aşıyı da aldı, sanırım zaman içerisinde sindirecek ve bu davranışları terk edecek.

Bizimki uyandı. Anlatacak çok şey var, gelicem yine.

parkta ortamım (kalp)




Gitmek.

A noktasından B noktasına essahtan ulaşabilmek için 'gitmek' lazım (bazen gitmeden varmak isteriz ya). Bir yol, rota ve gitme ey...