12 Haziran 2019 Çarşamba

Geldi yine bir veda zamanı!


Kreş seçimi, her ebeveyni bir kez daha doğuruyormuşçasına kıvrandırıyor. Bunu evladını ilk kez kreşe dehleyen her anne babanın ağdalı cümlelerinde, kekremsi duruşlarında görebilirsin. Fakat ya kreş kaşarı olmuş ebeveynler?

Onlardan biriyim. Ve bir sabah uyandığımda şöyle dedim:

'Ev çocuğunu kreşten alsam nolur?'

Kreşin de bir hizmet süresi var. Bunu herkes kendi özelinde değerlendirebilir. Bana da o değerlendirme gelmiş olacak ki, ev çocuğunun kreş kullanım tarihinin bittiğini anladım. Tabi bunun, gelecek senenin ön ödemesi olarak kabul edilen 'kırtasiye bedelini' görmüş olmamla da ilgisi olduğunu söyleyenler olacaktır. Yanlış değil :D

Kısacası, kreş seçimi ne kadar önemliyse; kreşe veda kararı da o kadar önemli.

Veda kararı; kreşe yıllık ayrılan bütçe, çocuğun kreş gibi 'yumuşak geçiş' ortamına ne kadar ihtiyacı olduğu, bizim anne-baba olarak çocuğumuzun kreşte bulunmasına kendi mesai saatlerimiz açısından ne kadar mecbur olduğumuza kadar tartışılabilir bir durum. Onca konuşma ve ev komitesi sohbetinin ardından, bize göre çocuğumuzun 4 ve 5 yaşlarda pamuklarla sarılı bir ortamda, branş derslerin olduğu, tam gün gidilen, öğretmenin her çocuğa özel günlük gelişim raporu sunduğu, kakasını yapmakta zorlanıp zorlanmadığını- kaç tabak fasülye yiyip yemediğini bile aktaran bir kurumla işbirliğinde olmak çok mantıklı geldi. Fakat 5'i deviren, seneye devlette ilkokula başlayacak olan bir çocuğun artık yarı zamanlı bir devlet anaokuluna geçiş yapması son derece gerekli. Tabi, bu konuda keyfi karar verebilmek için, günün yarısında okuldan çıkan çocuğu gerekli zamanlarda alıp ilgilenebilecek bir aile figürü daha lazımdı. O da hemen kurulan başka bir komiteyle, anneanneye kutsal görev olarak teslim edildi.

Bu karar, tamamen bize özel. Herkesin yaşam şartlarına göre çizeceği yol farklı. Fakat herkesi genel anlamda ilgilendirecek bazı referanslar şunlar bence:

* Okul konularında genelleme olmaz.
* Tek bir doğru yoktur.
* Çocuğun eğitim hayatıyla ilgili olarak etrafı dinlememek, aile içinde minik 'karar' komitenizi kurmak en iyisidir.

Olur mu? Hiç kreşteki eğitimle, devlet anaokulu bir tutulur mu? diyenler oldu, olacaktır. Ya da 'aman evladım, devlete gitsin de hayata alışsın, gerçek okulla tanışsın' diyenler de var. Bunlar şeytan sözleridir diyerek aşırı iddialı laf edebilirim. Çünkü en şeytan sözler 'kulaktan kulağa yayılmış fısıltılardır'. Bunlara geçmişte çeşme başı sohbetleri denilirken, şimdilerde boş whatsapp iletileri de denilebilmektedir.

Benim çocukluğumda da anne babası ayrılan çocuklar cin çarpmışa döner denilirdi. Şimdi bunu diyen var mı? Noldunuz o güruh?

Kreşi çok sevdik biz. Bağım çok derin o kadroyla. Öğretmenler, yöneticiler ve tüm öğrenciler. Hele ev çocuğunun sınıfı.. Hepsi benim bebeklerim adeta, çok seviyorum. Kreş o kadar iyi değerler kattı ki çocuğuma, devlet anaokuluna geçebilecek seviyeye geldi artık bence (bak bu bile bize özel bir durum, genellenemez)  Değerler derken; Atatürk inkilapları- devletçilik, milliyetçilik gibi değil tabi akjsakgf : ) Çocuklar için de vahşi doğa yaşam gerçeğinin olduğunu kabul edersek; kendini ifade edebilmek, koruyabilmek, hakkını savunabilmek, sırasını beklemek, adaletli olmak, paylaşmak, şiddete karşı doğru tutumu sergilemek vb. meseleler çok önemli. Biz bu açıdan kazançlıyız, diyebilirim.

Şimdi yeni bir yola çıkma zamanı geldi hepimiz için. Elbette devletin anaokulunda işler farklı, biliyorum. Fakat hayat, yeni duruma uyum sağlama serüveni değil midir dostlar?

Final dizeleri: 
Canım ana dostu- özel kreş, hoşça kal! 
Hoşça kal çocuğun ilacını benden daha iyi içiriveren öğretmen becerikliliği.. 
Hoşça kal, kriz durumlarında anında gelen psikolog hizmeti... 
Hoşça kal azcık evde yayılmak için bana fırsat tanıyan okul saatleri... 
Hoşça kal üç öğün yemek servisi sağlayan kreş mutfağı...
Canımsın, hoşça kal!



bayılıyorum bu gençlere <3










15 Mayıs 2019 Çarşamba

Çocuğuma 'sevgim' yetmiyor mu?


Gün geçmiyor ki çocuk büyütme evreninde bir duvara toslamayalım. Güya ebeveyn ağzıyla yazı yazmaktan midem kalkmıştı. Bak yine muhtaç olduğum kudret bu bloğa yazmakta mevcut çıktı.

Ev çocuğum çok uysal, sakin, tatlı bir çocuk oldu. Hep öyleydi ama daha bir tatlılaştı. Fakat çok tatlılıktan biraz gevşeme yaptı dostlar. Naiflik, naziklik, hassaslık ve mızmızlık birbirine karışan sular. Azıcık bir yeri acısın 'eroin bağımlısı' gibi yere çömelip 'aaauuııı auıuıu' diye sesler çıkartıyor. Boğazdan geçen balgamın hareketlerini bile mesele ediyor.

'Boğazımdan aşağı balgam giderken kendimi özgür hissetmiyorum'

Al sana 5 yaşın varoluşsal sorunları.

Kakası var diyelim. Kaka bağırsaktan çıkmadıkça gaz sancısı yapar, normaldir. Bu gibi durumlarda sanki gebe kadını doğuma yetiştiriyomuşuz gibi örgütleniyoruz. Basit bir kaka diyip geçemiyorsun. Olay yaratıyor.

Kendisi bu filmin ön gösterimini şu sözleriyle yapmıştı aslında:

'Anne, ben hasta olmayı çok seviyorum'
'Neden?'
'Çünkü o zaman bana çok bakıyosunuz'

Yani şu diyaloğu duysam, inanın küçük çocuğa nasıl acırım. Derim ki şehir yaşamında kariyer peşine düşmüş ilgisiz anne ve babanın 'yalnız kalan çocuğu'.. Ulan biz sürekli beraberiz! Anne ve babası her zaman ulaşılabilir durumda bu oğlanın. Evden çalıştıkları yetmiyor, bir de çocuk odaklı (ne kariyeri) yaşıyorlar. Yanında ne tv izlerim, ne telefon kurcalarım. Tamam, arabalarla oynamaktan nefret ediyorum ama ev çocuğuyla temasımız hiç kopmaz. Sohbetimiz iyidir, birlikte gerçekten güleriz, beraber vakit geçiririz. Babası da her gün geniş geniş oynar bu çocukla.

Peki, asıl mesele?

Çünkü hasta olduğunda o kadar nazik ki, bari ağrılarını hissetmesin diye daha fazla çizgi film izletmeye izin vermişiz.
Çünkü hasta olduğunda zırnık yemiyor diye, vücuduna boş da olsa kalori girsin diye kraker filan almışız.
Çünkü, ateşini rahat kontrol edebileyim diye, onunla uyumuşum.

Bunlardan haz alıyor. Ben çocukken disiplinli ve sevgisini cimrilikle paylaşan annemden 'anne şefkati' görebilmek için hastalığımı çok bahane ederdim. Karnımın ağrıması adeta 'anneye çağrıydı'.. Hastalığın ilk birkaç günü bana karşı çok hassas davranırdı annem. Bana özel bakım yeri hazırlar, orada bana bakar, çizgi film açar, kitap okur ve hatta en sevdiğim yiyecekleri hazırlardı. Sonra iş uzarsa, sinirlendiğini hissederdim gerçi. Kadın hastalık ve sorun istemiyordu resmen :D Bak hala, hasta olsam yüzünü ekşitir.

Acaba bendeki bu bilgi genetik olarak mı geçti ev çocuğuna?

Oğlumun babası da tam tersi hiç sevmez hastayken kendisiyle ilgilenilmesini. Sevdiğim adama hastayken bakma keyfini bana hiç yaşatmadı mesela. Çok ilginç. Eskiden anaç olduğum için sevgiliye hastalıkta bakma durumunu seviyorum zannederdim. Halbuki gerçekten anne olunca, hiç öyle hissetmedim. Hastalıklarda şefkat yerine 'panik ve kaygı' durumu ağır basıyor. Şefkatin sesi çıkmıyor. Zaten ben en az 'anne olunca' anaç olduğumu hissettim çünkü anaçlık üzerinden çocuk bakılmıyor ya. Can havliyle filan çözüyorsun olayları. Anaçlık daha kalçalı, yumuşak ve kendinden emin bir şey. Belki 3 yaşından sonra anaçlık gelişiyor diyebiliriz (veya 2 çocuktan sonra)

Neyse, bu çocuk neden bu kadar naif oldu diye sorgularken, ev erkeği onu bu yaz 'erkeksi' aktivitelere yollamaya (aikido gibi)- ben de zamana bırakmaya yöneldik. Nedenini bilmiyorum ama aikido'ya yollamak bana hiç parlak fikir gibi gelmiyor. Önyargılı pislik bir insanın tekiyim, orası kabul. Ama yine de 'deneyelim' diyesim yok. Ev erkeğini reddedebileceğim kadar done de yok elimde. 'Çok hanım evladı bu çocuk, biraz dayanıklılık öğrensin' diyor ve kendisine katılmıyorum. Bence bu çocuk sadece 5 yaşında. Aikido gibi sporlardan öğreneceği dayanıklılığı önce kafasında kurgulaması lazım. Neye dayanıklı olacakmış? Neyin dayanıklılığı? Çocuğun duygusal olarak güçlenmesi gerekir. Ben böyle dediğimde, bu tip savunma sporlarının felsefesinden bahsediyor. Tamam, ev çocuğu o felsefeyi anlayacak mı?

Belki çocuğumuza sevgimiz yetmiyordur. Bi hesabı vardır bizimle. Bilemem. Sanırım sabırla, onun duygusal alanına temel malzemeleri vermeye, ek sevgi paketleri yüklemeye devam etmeliyiz. Tabi ki dengeli biçimde.

Bunun dışında, bizim yapmamız gerekenler;

  • Hastalık zamanlarında özel bir yaklaşım sergilememek.
  • Bir yeri ağrıdığında romantik olmamak.
  • Artık büyüdüğü için hastalık zamanlarında verilen izinleri çok abartmamak. Yapılacaksa bile 'hastasın madem, okey' diye değil de, ona fark ettirmeden yapmak.
  • Mızmızlandığında, 'noldu şana? Neyin vay şenin?' tarzı yaklaşımları asla yapmamak. (ki yapmıyoruz)
  • Çocuğun kendini daha net ifade etmesini, eroin bağımlısı gibi sesler çıkararak derdini anlatmamasını söylemek
Ne bileyim argadaşlar, bir insan bireyi nasıl büyütülür- kestirmek çok zor. Hele benim gibi çamaşırları katlamak konusunda hala çıkmazlar yaşayan biriyseniz, iyice zor. 





9 Mayıs 2019 Perşembe

Nabers? Oturdum, çeneye.


Ben geldim ahali.

Kahveleri kapın gelin, azcık boş çene yapaklı. Önce çocuklu gelişmeler...

En son ev çocuğunun kulak sorunlarından bahsetmiştim. Hakikaten de mızmız'ın cimcirmesi üzerine, alerji uzmanı olan bir KBB doktoru bulunca, mevzuyu çakozladık.

Şimdi, bu çocuk milletinde kulak sıvısı olayazarmış. 7-8 yaş ya da taş çatlasın 10 yaşa kadar görülebilen bir sorunmuş. Bazen belirtisini anlamazmışsın (bizde de olmadı belirti, sonradan dediklerimizi tekrarlatmaya' başlamıştı) Sonuçta çocuk akıntılı bir şey. Burun, geniz akıyor da akıyor. Kiminin kulağa böyle yerleşkeleri oluyor. Yani, normal- olağan. Fakat bazen çok sıvı birikiyor, kulak zarına kalıcı hasar bırakıyor. Tabi sizinki o aşamada değil dedi ve: Hani bazı durumlar vardır, dersin ki 3 ay sonra geçmezse operasyon yapalım. Ev çocuğu için bunu diyemeyiz. (önceki doktorun iddia ettiğinin aksine) Rutinleriniz olacak, düzenli bakım ve kontroller. Üstesinden geliriz dedi. Operasyonluk bir halceğiz değil, dedi.

Yeniden neye döndük? İç sesin doğruluğuna! Eğer içsel olarak 'ay çok saçma, ne alaka ya' gibi tepkiler veriyorsan, o ameliyat yersiz ve saçma görünüyorsa, ya da mevzu işte, bi bakmak lazım ayrıntısına.


Tabi çocuklu evdeki aksiyonlar bitmez, biter mi.

Bizimki geçen gün anneannede leblebi yerken, yanlışlıkla boğazında kalmış. Tıkanma şeklinde değil tabi. Acıtmış yutarken.. O gün bugündür, yutamıyor bir şey iyi mi! Boğazında hasar vs yok, tamamen psikolojik. Çiğniyor, çiğniyor, çiğniyor- ağzında iyice suya dönüştürüyor ve bazen onu tükürüyor ya da zorla yutuyor. Çocuk kilo kaybetti. Tabi ki hemen bağdaş kurup zılgıt attım. Napaydım? Sonra dedim ki dur kız deneme yap. Abur cubur verdim oyun sırasında. Farkında değilken yani.. Yaladı yuttu, eskisi gibi. Parkta oynarken, arkadaşının annesi sıcak pide koparıp verdi, onu da öyle yaladı yuttu.

Hımm. Demek ki gerçekten pskilojik?

Yine de perişanlığım geçmedi. Sonuçta numara yapmıyor, ayak değil, gerçekten korkuyor. Zamana bıraktım ama bir gözüm de hep onda. Yapmamam lazım. Bazen kendimi tutamayıp 'hadi yut artık, hazırsın' diyorum, zorla yutturuyorum. Normalde ikinci tabağı isteyen çocuk. Yaklaşık 1 haftadır, birinci tabağın kuş kadar azıcık bir bölümünü yiyor.

Neysıh.

Bu arada doktor, 10 yaşa kadar kulak sıvısı olur dedi fakat bende de kulak ağrısı meğer sıvı birikmesinden olmuş. Ama benimki hemen geçti, 2 sprey kullanmayla. Hemen dediğim 2 hafta. Çocuklarda baya bekliyorsun.

Hastalıklar bölümünü burada bitirelim.

Youtube'a içerik çekeceğiz ev erkeğiyle. Aldık tüm takım taklavatı. Resmen bütçe ayırdık buna. Halim olmadı, kalkıp da içerik çekmeye. Üşendim. Dün gece yapalım dedik. Yaklaşık 25 dakikalık bir çekim aldık. Yani toplamda 50 dakika felan olmuştur da, kullanabileceğim 25 dakikası vardır, kemiksiz. Ve ne olsun? Mikrofon kayıt almamış :/

Gitti onca çene.

ehehe.

Neyse bugün belki yine çekerim yoksa keyfime kalmış. Aşırı atalet mağduruyum ya sende nasıl durumlar? Her şeye üşeniyorum. Çamaşırlar kaç gündür katlanmayı bekliyorlar, alla seni inandırsın. Onlar için ayrı oda tahsis ettik, giderek büyüyor kurumuş çamaşırlar. Yakında dile gelecekler. Canım sağolsun be! Yemişim ev işini.

kendimi araba sürerken hayal edince..

Ehliyetin teorik sınavından geçtim. 90 aldım. Ev erkeği ailemizin en yüksek ehliyet teorik sınavı puanlısı olmamdan ötürü beni tebrik etti ve ev çocuğuna, 'bakalım sen rekoru kırabilecek misin' gibi yersiz şakalar yaptı. Bu şaka 5 yaşında bir velede yapılmaz. Ciddiye aldı ve küstü. Çünkü yaş kısıtlaması sebebiyle ehliyet sınavına giremiyor, bu yüzden tepkili. Tabi ki onca bilginin ne bokuma faydası oldu bilmiyorum, araba sürmek denildiğinde kendime güvenim henüz yok.

Bugün sürüş derslerine başlıyoruz. Manuel vites ne ya? Of ev erkeği, sırf 5 bin TL az vermek için beni riske atmış resmen. Tabi, o zamanlar düz vites öğrenmenin bu kadar gıcık bir şey olduğunu bilmediğim için karışmamıştım o sürece. Otomatik vites dururken, yersiz şekilde düz vites öğrenmek :/ Neyse napalım, mecbur öğrencem :O (Türkçesi zike zike) Arabayı değiştirme düşüncemiz (paramız) yok. Sürüş sınavı Haziran sonu. Kısmet.

Bu arada, freelance iş hayatı bizim ülkemizde çok kofti. Ya, şimdi ayrıntı vermek istemiyorum ama nerdeyse 2 senedir birlikte çalıştığım firmanın muhasebecisiyle kavgaya ramak kala bir diyalog yaşadım. Ki aşırı saygılı, anlayışlı bir tavrım olmasına rağmen, çok dikkat etmeme rağmen bu yaşandı. Zaten adam diğer çalışanlarla da problemli, farkındaydım, ama ben çok dikkat ediyordum. Fakat olan oldu işte. Artık ödeme işlerim için müdürle diyalogda olucam. Öyle bir çözüm bulundu.

Şimdi burada konuyu sıkıcılaştırmamak için ayrıntı vermiyorum ama özetini çıkarırsam. Ülkemizde freelancer'lık hak - hukuk sınırları çizilmiş bir tanıma sahip değil. Çok yıpranıyorsun. Ben Türkiye'de hatrı sayılır bir inşaat firması ve onun alt projeleri olan 2 otelin işlerini yapıyorum. Profesyonel insanlar.. Hiçbir hakkım yenmedi, ben de onlara hiç haksızlık yapmadım. Yine de dışarıdan iş teslim etmenin tam karşılığı yok. Henüz yok. Kısacası öğrenci değilsen, bu tip bir iş hayatını tavsiye etmem. Ben de yazı çıkarmayı bekliyorum zaten. Evladımla eğlenceli bir yaz geçireyim, sonra iş formatımı değiştirmek istiyorum.

Mesut Süre
Mesut Süre'nin ilişki testini izleyen var mı? Ben bu adamceğize hiç gülmezdim. Hatta vasat bulurdum. Sonra birkaç bu videolardan izleyince, alıştım mizahına. Şimdi deli dehşet bağımlısıyım. Youtube'da izlediğin komik neler var? Tavsiye alırım. Çünkü malum dötümü kaldırıp ev işi yapabilmemin tek yakıtı, youtube dinlemek :D Mizahla ilgili şunu söylemek mümkün: Bir şeyi komik bulman için, sana tanıdık gelmesi gerekiyor. Çok ilginç. O yüzden küfürü bol tutan mizahçılar daha çabuk kitle yapıyorlar. Küfürsüzlerin kitle toplaması biraz zaman istiyor. Küfür ortak alanımız. Neyse, Mesut Süre'ye bakın. Belki biz de ev erkeğiyle katılım formu yollarız, gaza gelirsem :D

Tabi ki tüm bunların dışında, evimizde Ekrem İmamoğlu videoları-paylaşımları gürül gürül akmakta. Sık sık sokak röportajları izliyorum. Bugüne kadar hep benim kafa yapıma paralel kişileri dinledim. Sürekli haklı hissetmekten sıkıldım. Biraz da 'karşıt görüş, cahil halk, ötekiler, onlar, bizden olmayanlar' dediklerimiz, o şekilde mimlediklerimiz ne diyor diye, duymak istedim. Allaam sana bişi diyim mi? Çok iyi anlıyorum ben onları da ya. Siyasi bir şey değil bu. İlgisi bile yok. Ekrem'de herkes birleşiyor, bunun nedeni de siyasi değil. Aptal insanlar değiliz. Bunu gördüm. Çok güzel bir ülke olabilirmişiz, kenarından sıyırmış. Ama neden olmasın? Hala olabilir.

Son olarak, Billie Ellish dinleyen var mı? Ben yeni keşfettim. İyiymiş baya be.



24 Nisan 2019 Çarşamba

Eldeki Nisan ayını da böyle tüketiyoruz!


Aslında şu an harıl harıl çalışmam lazım ama hızlıca bir şeyler yazıp kaçasım geldi.

En son yazımdan sonra, Mızmız beni aradı. Kahve, beklemeyin 1 ay, ne gerek var, dedi. Başka şeyler de söyledi, mantıklılık içeren. Hemen o gün koştum, onun dediği gibi 'alerji uzmanı bir KBB' doktorundan randevu aldım. Tabi Ege Uni'den aldım, çünkü herhangi bir operasyon gerekirse, orada olsun her şey istiyorum. Neyse özelden randevu almış olmama rağmen, tarih yine geçti: 7 Mayıs.

---

Yukarıdaki satırları yazdıktan sonra üzerinden 1 hafta geçmiş. Gün başına blog için yazdığım kelime sayısı 'iki' filan heralde. Özlüyorum çok buraları. Hem yazmayı hem diğer arkadaşlarımı okumayı. Neden böyle uzaklaştım anlamadım. Hayır insta'da fenomen olsam da burayı boşlasam anlarım kjkjagf. O da yok. Hala apartmanda popülerliğimle sınırlıyım. O da sadece bizim katta :D

Neyse 7 Mayıs tarihi de bana geç gelince, koştuk özelden randevu aldık. Çünkü mevzu herkesin bildiği gibi 'basit' olsa da, ne malum önlemi olmadığı? Belki basit bir ilaç tedavisi var, belki çocuk rahatlayacak, ne bileyim. Şu anestezi işlemine gerek olmadan erkenden çare sunacak doktor? Çünkü tarihler geç olunca, çocuktaki şey de ilerleyebilir. Biliyorsun sen de.

Kulak burun boğaz ve kaş doktoru (adamın  kaşlar aşırı kalındı ve bu espiriyi yapmak zorundaydım, sorry) güzel bir muayene etti evladımı. Hemen hızlı bir işitme testi de yaptı. Yüzde 20 kayıp var. Okey. Şimdi hemen şu şurubu ve spreyi kullanıyorsunuz, her gün sakız çiğniyor ve balon şişiriyor. 3 ay beklicez. Sonra duruma göre hareket edicez.

-dedi.

Harika bir plan bence. Ben doktorun plancı olanını severim.

Neyse önümüzde şimdi 2 tarih kaldı. Biri alerjiciyle randevu- ki o da bu geçmeyen geniz akıntısının öz kaynağına, membasına iner. Bir de diğer işitme testi tarihi- ondan da gerileme var mı diye bakarız. Bence gerileyecek ve anestezili şu işleme gerek kalmayacak (diye umuyorum)

Ama o şurubu içtikten hemen sonra, çocuğumun yıllardır süren gece öksürüğünün şırrak diye  kesilmesi? Çocuğun cana gelmesi? Bilmiyorum Altan.. Yıllardır ilaç karşıtıyım ama bu çocuğun alerji sorunu varsa, bizi sürekli 'basit bir üşütme' diye eve geri yollayan doktorların teşhisi ve benim de ilaç karşıtlılığım yüzünden çocuğu boşuna heder ettik diyesim geliyor. Baksana kesti attı öksürükleri alerji ilacı. Kulaktaki sıvı birikmesine de dolayısıyla bizzat bu durum neden oluyordu, diyebiliriz belki. Dur bakalım, hele bi zaman geçsin, diğer doktor da görsün.

Bu arada dün de benim kulak tıkandı. Ama bu aynı şey değil. Şu an tek kulak duyuyorum ve çaktırmadan şiddetli ağrım var :/ Gece ilk yardım dersinde öğrendiğim 'şoka girmiş insan' pozisyonunda uyuyabildim sadece. Çok ağrıdı. Bugün de ben KBB'ye gidiyorum anlayacağın. Acilen toparlamam lazım. İşler aşırı yoğun. Çalıştığım firmayla bu aralar neredeyse full time iş yapıyorum. Hafta sonu da görevdeyim. Ehliyet sınavıma çok az kaldı. Yaaani sabır ve sebatla, doğal yollardan iyileşmeyi bekleyeceğim günlerde değilim. En ilaçlısı ve bağırsak flora bozucusu yöntemlerle bir an evvel toparlamam lazım.

--

Dün ev çocuğunu ömrünün ilk sinema filmine götürdük. Hem de üç boyutlu, adı The Big Trip. Çok tatlış filmdi. Ama nasıl heyecanlandık anlatamam. Önden ben yavruya beyaz perdeyi, çalışma şeklini, sinema salonu kurallarını, ilk sinema hatıramı anlattım. Şaşkınlıktan tedirgin olabilirdi çünkü, yapısında var öyle huylar. Yavrum severek izledi ama şu gerilimli birkaç sahnede korktu. O da sahnenin kendisi değil de, fon müziği sebebiyle. 5 yaş erken mi bilmiyorum sinema için, fakat çevremizde en geç giden bizim velet. Hele salonda 3 yaş grubu doluydu. Korkmuyorlar mı harbi? Gerçi her çocuk farklı.

Film çıkışında ev erkeğiyle evliliğimizin zorunlu 'nefret' günlerinden birini yaşadım. Bu bir kuraldır çünkü. Yılın 10-15 günü mutlaka zorunlu 'nefret' günüm olur benim. Bir şeyler, buna neden olur. Dün de beyefendinin 'fasting' günüymüş. En son bir gün önce 3'te yemek yemiş. Aç karnıyla, film çıkışı çok moralliydi tahmin edersin. Ona uygun tıkınma yeri aradık. O anları ve kulak ağrımı saymazsak, güzel gündü.

Havalar kapalı gidiyor. Sanırım yeni baskın İzmir iklimi, sepia gökyüzü. Annem sarma pişiriyormuş, bugün getirecekmiş. Yavrumun enerjisi yerli yerinde. Homecoming izliyoruz, dizi olarak, bugün bitiririz. Cuma da diş taşı temizliğim 3. seans var. Hayat bir koşturma, bir elde ajanda diğer elde sümüklü mendil.

Nisan böyle bitiyor.

15 Nisan 2019 Pazartesi

İşitme testi!


Abilerim ablalarım gardaşlarım,

Ev çocuğunu işitmeden sınava tabi tutacaklar. Kendisinden kıllanmamız şöyle gelişti... Normal gündelik sesimle;

 'Ev çocuğu, pencereden bize bakan maymun kim?' dedim

Duymadı.

'Hadi gel telefonda hotwheels oynayalım'

Duymadı

'Kocaman pizza uçuyor tavanda'

Yine duymadı.

Bir şeylerin ters gittiğini bu evde bir tek ben anlıyorum. Bunu doğamda var olan 'bakayım bugün neler ters?' ezberine bağlıyorum. Birkaç gün gündelik sesimle ev çocuğuna seslendiğimde duymaması, sorularımı cevaplamaması üzerine, hemen KBB randevusu aldık. Fekat randevu gününü beklerken, duyma sorunu azaldı. Artık bir şey dediğimizde bize 'vızıcıvı ne demek anne?' demiyordu, ev çocuğu. Söylediklerimizi vızıvızı şeklinde duymuyor olması, kullandığımız gliserin damlanın 'olası' kulak kirini(buşon) açtığını düşündük. Bunlar hep doktor öncesi tahminimizdi.

Fakat doktor kameralı  muayeneden sonra, oğlanın kulağında sıvı biriktiğini söyledi. Derhal test yapıla, işitme seviyesi öğrenile dedi. Ciddi boyuttaysa, tüple çıkartılacak o sıvı dedi. Bunlar ne anlama geliyor, bilmiyorum blog (katiyen Google yapmıyorum, kafayı yerim) Adamdan 'merak etmeyin kolay bi işlem' gibi bi yorum gelmeyince, 5 yaş kızı aynı sıvı birikmesi sorunundan yaşamış bir arkadaşa telefon açtım. Bana 'neyse ki ameliyatta sorunu çözdüler, tüpe gerek duyulmadı. tüp çok komplikasyonlu, zor iş, ama üzülme, şükür ki çözümü olan durumlar' demesi beni haliyle daha da panik yaptı. Neden?

Çünkü, 'şükür' çözümü olan bir durum yorumu çok doğru, tartışmasız. Ancak şükretme level'ına gelebilmek için önce durumu anlamak gerekiyor. Kimse bana ameliyat filan demedi, noluyor?

Bir de doktor bize olası senaryo için sadece 'tüp takmak' gibi bir işlemden bahsetti, başka bir alternatiften bahsetmedi, yani her türlü detaylarını öğrenmem gereken, olası yan etkileri olan ve bize karmaşık görünen bir mevzu ortada var? Tüp takmak ne demek? Sıvı neden birikmiş, anlamı ne? Arkadaşın kızında neden başka bir ameliyat yapılmış, tüpe ne olmuş da gerek olmamış? Gerek olsa ne anlama gelirmiş?

Yani şükretmek bir sonraki aşama. Şimdi bi neler olup bittiğini bilmek lazım. Doktorun söylediğine göre; geniz akıntıları, alerjik durumlar veya geniz eti sorunlarında olurmuş bu sıvı birikmesi genelde. Bize sorduğu sorunların hiçbiri bizde yoktu mesela. Ne horlama, ne bademcik sorunu... Adam da bilemedi.

İlk gün, canım çok sıkıldı açıkçası çünkü kalıcı işitme sorununa bile yol açabiliyormuş bu sıvı. Çözüm için önerilen tedavinin de madem yan etkileri çok... Kim yapacak  bu operasyonu, daha onu bulmak var. Tüm bunlar beni kıvrandırdı, duygusallık geldi üzerime, olası ameliyat hakkında endişeler cortladı, gereksiz vücudumu esir aldılar.

Ertesi gün ise, tamamen can sıkıntım geçti. Çünkü şu fikir daha anlamlı gelmeye başladı:

'Önce bi teste girelim bakalım'

Sonrasına sonra bakarız. Aslında bence, kalmadı işitme sorunu ama tabi belli olmaz. Ne de olsa orada o sıvı birikmiş mi? Birikmiş. Fakat içimden bir ses, pek sıkıntılı çıkmayacağını söylüyor. Çıkarsa da, işte o zaman tüm aşamalarımı (şükretmek de dahil) planlayıp programlayacağım. Test tarihi 1 ay sonra... Hele bi teste girelim de, görelim.

Bana gün içinde gelen tüm duyguları, önce kabul edince her şeyin daha iyi gittiğini fark ettim. Korkuysa korku- endişeyse endişe. Yok etmeye çalışınca, daha kötü çörekleniyorlar.

Böğrümde salak bir çaresizle yaşamak da işkence gibi. Şimdi kendimi bu konudan duygusal olarak uzaklaşabilmiş, daha rasyonel hissediyorum, rahatım.Tarihimizi aldık, bekliyoruz.






10 Nisan 2019 Çarşamba

Saçma..ma..ma..


Dünyanın en saçma anlarını üzerime yağdırıyor olabilirim. Bazıları esmer, bazıları çilli, bazıları da saçma doğar. Yannış anlama okur, bu bir eziklenme yazısı değil.

Çok sayıda saçma anım var. İçlerinde belki bazısı hüzünlü, belki komik ama biz şimdi her şeyi boşverelim, en saçması, alabildiğince gerzek olanına odaklanalım değil mi? Hani dinleyende 'eee ne ki şimdi bu?' etkisi bırakanına kulak verelim.

Hamileyim (o aralar tabi) Haliyle, dersaneye yazılır gibi hemen bir doktora yazıldık. O bizi belli haftalarda görüyor. Güzel paralar ödüyoruz ama sanki aramızda paranın lafı olmaz gibi yakınız. O beni ancak bir kuaförde göreceğim ilgi alaka düzeyinde ağırlıyor, uğurluyor. Ben kendisine minnettar oluyor, dötünü yiyorum filan. Bir gün muayene, kontrol bitmiş, bize ultrason çıktısını versin diye bekliyoruz. O çıktı bir türlü gelmiyor. Ortamı kendi haline bıraksan, çıt çıkmayacak ama bilirsin, yapmacık ortamda sessizliğe hiçbirimiz tahammül edemeyiz. Ben hiç merak etmediğim soruları soruyorum. O soruları sordukça durduk yere endişeli biri imajı çiziyorum vs. Doktor hanım da sorularımı aşırı samimi, neşeli bir mesafede yanıtlıyor. Fakat bir gariplik var. Başka soru almaya istekli değil. Cevabını veriyor ve susarak, 'işte böyle' duruşu yapıyor. Çıktı hala yok. Sırada bekleyen en az 7 kadın filan görmüştüm, o geliyor aklıma arada. Bu şekilde biz epey bakışıyor, susuyor, saçma anlar biriktiriyoruz. Derken aramızda en sıkılanı ev erkeği çıkıyor ve 'biz alalım mı çıktıyı?' diye sorabiliyor nihayet. Doktor hanım duraksıyor, 'hayır cihazda sorun var, söylediğim gibi, haftaya artık' diyor.

Allahım beynimden aşağı saçmalıklar nehri akıyor! Sesim, sorularım, bakışım, zoraki gülüşlerim birer baklava deseni gibi kaplıyor zihnimi, dönüyor dönüyor. Uğultu gibi duyuyorum her şeyi. Yani son 25 dakikadır, sapık gibi orada öylece boş yere bakışıp durmuş muyuz? Ne doktor, ne biz bu saçma anı bozmadan oturmuş muyuz?

Fena.

Bugün de başka bir örneğini yaşadım. Ehliyete başladım. Bugün ilk ders günü diye çıktım evden. Dersin verildiği merkeze gittim, baktım kapıda yetkili kişi oturmuş. Beni görünce hemen ayağa kalktı, buyurun buyurun Kahve Hanım, dedi. Oturdum. Sessizlik oldu. Nasıllar aileniz, dedi adam. Sonra laf lafı açtı, konu köy enstitülerine kadar geldi. Yine sessizlik oldu. Saatime baktım, dersin başlamasına 1 dakika var ve kimse yok. En erken ben gelmişim dedim. Siz derse mi geldiniz, dedi.

Evet dedim.

Baktı. Sessizlik oldu. Baktı.

Ders yarın dedi.

Bakın insanlık hali, böyle yanlış anlamalar olabilir, farkındayım. Ama düşünsenize kadının teki, durduk yere bir binaya girip teklifsiz oturuyor. Ve adamın tekine bakıp gülümsüyor, karşıya bakıp susuyor. Sapık gibi kjshkjafk.

Ya bu aşırı saçma komik. Ve saçma. Aşırı saçma. Güldürüyor beni ama saçmalığından buz da kesiyorum.

Adam beni hemen teselli etti ama çok geçti. Bana çoktan kafası gelmişti.

Yine de saçma anlar, geleceğin kopma garantili hatıraları.
Değil mi?


Geldi yine bir veda zamanı!

Kreş seçimi, her ebeveyni bir kez daha doğuruyormuşçasına kıvrandırıyor. Bunu evladını ilk kez kreşe dehleyen her anne babanın ağdalı cümle...